Sayfayı yazdır | Close Window

Halil YAZ" Sondan Okuyunuz"

Yazdırılan yer: eskisehirspor.com
Kategori: Diğer
Forum İsmi: Sohbet / Eğlence / Diğer Konular
Forum Açıklaması: Eskişehirspor ve futbol dışındaki her türlü konu, eğlence, fikir alışverişi, sohbet
URL: http://www.eskisehirspor.com/forum/forum_posts.asp?TID=192
Yazdırma tarihi: 07/Ara/2021 saat 06:10
Yazılım Versiyonu: Web Wiz Forums 9.50 - http://www.webwizforums.com


Konu: Halil YAZ" Sondan Okuyunuz"
Gönderen: Halil Yaz
Konu: Halil YAZ" Sondan Okuyunuz"
Gönderi tarihi: 06/Ağu/2007 saat 12:10
Daha önceki açtığım AÇIK SAHA  bazı arkadaşlarımın teklifi üzerine buradan size sunacağım. İlginize şimdiden teşekkür ederim.Halil Yaz



Yanıtlar:
Gönderen: Halil Yaz
Gönderi tarihi: 06/Ağu/2007 saat 12:48
 İKİSİNİN DE Mİ?
< ="http://reklam.gittigidiyor.com//js.php?id=1665"> < border=0 name=gg_aff marginWidth=0 marginHeight=0 ="http://reklam.gittigidiyor.com//show.php?id=1665&h=2070&r=www.fikrabul.com" Border=0 width=160 scrolling=no height=340> http://www.gittigidiyor.com - Gittigidiyor
Adamın biri birgün felç olan bir arkadaşını ziyaret etmiş. Sohbet sırasında felçli arkadaşı adama:
- "Terliklerim yukarıda kalmış onları bana getirir misin lütfen" diye rica etmiş...
Adam yukarı çıkmış, bir de ne görsün; felçli arkadaşının afet gibi dipdiri iki kızı var! Hemen pratik zekasını çalıştırarak:
- "Babanız beni sizinle yatmam için gönderdi" demiş... Kızlar:
- "Nasıl olur!! İmkansız!" demişler... Adam:
- "İnanmıyorsanız soralım" demiş ve aşağıya seslenmiş:
- "İKİSİNİ DE Mİİİİİİ!"... Felçli adam bağırmış:
- "İKİSİNİ DE! İKİSİNİ DEEEE


Gönderen: Halil Yaz
Gönderi tarihi: 06/Ağu/2007 saat 12:51
Gelin arabasi plakalarinda yazilanlar

Ön plaka : imdatt
Arka plaka ; artık çok geç

Ön plaka: bu son aktivitem
Arka plaka: imza ayşe

Ön plaka: avukatını ara
Arka plaka: avukatımı arasın

Ön plaka : miras değil
Arka plaka : çöpcatanım sağolsun

Ön plaka: diger karım
Arka plaka : ancelina culi

Ön plaka : baldız
Arka plaka: baldan tatlı

Ön plaka: sponsored by
Arka plaka: kız tarafı

Ön plaka: bugün nikah
Arka plaka: yarın ikiz

Ön plaka: üç aylık
Arka plaka: hamile

Ön plaka : anneme
Arka plaka : kaçıyorum

Ön plaka : tek rakibim
Arka plaka : harem

Ön plaka : madem evleniyoruz
Arka plaka : neden mutlu değiliz

Ön plaka : araba
Arka plaka : çalıntı

Ön plaka : evlendim ama mutluyum
Arka plaka : metresim sağolsun

Ön plaka : evleniyoruz
Arka plaka : korkuyoruz

Ön plaka : evleniyoruz
Arka plaka : olududa bitti maşallah

Ön plaka: napıyoruz
Arka plaka: ne evleniyormuyuz

Ön plaka : evleniyoruz
Arka plaka : yardım edin lütfen

Ön plaka : kroyum ama
arka plaka : evleniyoruz

Ön plaka : evleniyoruz
Arka plaka: abisi mafyaymış

Ön plaka : evlenmiyoruz
Arka plaka: evlendiriliyoruz

Ön plaka : evleniyoruz
Arka plaka : dostlar sağolsun

Ön plaka : evleniyoruz
Arka plaka: şaka yapıyorsunuz

Ön plaka : evleniyoruz
Arka plaka : rahmetliyi iyi bilirdik

Ön plaka : evleniyoruz
Arka plaka : evlenmez olaydık

Ön plaka : evleniyoruz
Arka plaka : durun siz kardeşsiniz


Gönderen: Halil Yaz
Gönderi tarihi: 06/Ağu/2007 saat 12:53
Önemli siteler

TÜRKiYE’NiN EN POPÜLER WEB SiTELERiPC Magazine dergisi “sık kullanılanlar” listesinde mutlaka bulunması gereken internet sitelerini derledi

01.08.2007 23:29Click%20here%20to%20see%20a%20large%20version Alışverişten oyuna, eğlenceden spora en çok kullanılan siteleri bir araya topladık. Bu sitelerin verdiği hizmetler sayesinde yapamayacağınız şey yok.

Sabah ilk işlerinizin neler olduğunu bir listeye yazın. Bu işlemi bir de bundan 5-6 yıl önce yaptığınızı düşünün. Listede değişen en büyük şey internet olsa gerek. Gazeteleri internetten okuyoruz, arkadaşlarımızla internetten görüşüyoruz, yemeklerimizi söylüyoruz, eşyalarımızı internetten satın alıyoruz. Tüm bu işler için en iyi en başarılı siteleri bir araya getiriyoruz. Üstelik alternatifleri ile beraber. Böylece masanızdan kalkmadan ve zaman kaybetmeden işlerini gerçekleştirmenin tadına varabileceksiniz. İnternet sizi kavurucu sıcaklardan, sıkıcı trafikten, zaman kaybından alıkoyarak size çok daha farklı imkanlar sunacak. Bizden söylemesi, şimdiden bu adresleri tarayıcınızın “sık kullanılanlar” listesine kaydedin. Bir gün mutlaka ihtiyacınız olabilir.

ARKADAŞLIK SİTELERİ

http://www.yonja.com/ - www.yonja.com

5 milyona yakın üyesi ile beraber Türkiye’nin en çok tıklanan siteleri arasında yer alan yonja.com, aynı zamanda İngilizce arabirimle yurtdışındaki kullanıcılara da hitap ediyor. Sitede, üye sayısını artmasıyla bir portal haline gelecek kadar içeriğe sahip olmuş durumda. Müzik, video, oyun ve ilanların da yer aldığı sitede kendinize en uygun arkadaşı bulmak için çok özel bir arama motoru da yapılmış. Bu motoru kullanarak aradığınız kişini yaşını, nasıl bir ilişkiye açık olduğunu seçebiliyorsunuz. Siteye üye olmak ücretsiz. Kısa zamanda kendinize hesap açarak siz de yonja.com üyesi olabiliyorsunuz. Üye olduktan sonra profilinizi oluşturarak net üzerinden gelecek arkadaşlarınızın sizin hakkınızda ilk fikirlerin oluşmasını sağlayabilirsiniz. Zamanla site üzerinden tanıştığınız kişiler arasından size yakın olanları arkadaş listenize ekleyerek dostluğunuzu daha da ileriye götürebilirsiniz. Site üzerinden tanışarak evlenen çift sayısı da inanılmaz fazla. Bunu yanı sıra sahte profillere de dikkat etmek gerekiyor.

Alternatif siteler
  • http://www.80630.com/ - www.80630.com
  • http://www.siberalem.com/ - www.siberalem.com
  • http://www.evlilikoyunu.com/ - www.evlilikoyunu.com
  • http://www.garantiarkadas.com/ - www.garantiarkadas.com
  • http://www.xuqa.com/ - www.xuqa.com
ALIŞVERİŞ SİTELERİ

http://www.weblebi.com/ - www.weblebi.com

Alışverişinizi web üzerinden yapacaksanız en popüler siteler arasında bir tercih yapmanız gerekebilir. Bizim tercihimiz Weblebi’den yana oldu. Her ay defalarca internet üzerinden alışveriş yapan birisi olarak aldığım faydadan ziyade yaşadığım sorunlar daha fazla akılda kalıyor. Bunlar arasında en önemlisi, vaat edilen süre içerisinde ürünü vermemeleri. Bu sorunu Weblebi’de yaşama ihtimaliniz çok az. Herhangi bir sitede alışveriş yapacaksanız kıyaslamalar yaparak en iyi kararı vermeniz gerekiyor. Bu işlemleri yapacağınız sitenin tasarımında her tarafta yanıp sönen reklamlar olmaması gerekiyor. Weblebi’de bu kriterleri gözeten başarılı bir tasarıma sahip. Aradığınız mağazaya ve ürüne kısa zamanda ulaşabiliyor ve bilgi edinmek için sayfalar arasında kaybolmuyorsunuz. Sitedeki beğenilen uygulamalar arasında özel mağazalar ve üyelerin kendi hesaplarında kişiselleştirebildikleri “Benim sayfam” bölümü var. Sipariş takibinizin kolay olması ve neredeyse her kredi kartına taksit yapması da bir diğer avantajı.

Alternatif siteler
  • http://www.estore.com/ - www.estore.com
  • http://www.gold.com.tr/ - www.gold.com.tr
  • http://www.ekonomikticaret.com/ - www.ekonomikticaret.com
  • http://www.gedikgross.com/ - www.gedikgross.com
  • http://www.birdunya.com/ - www.birdunya.com
BİLGİ KAYNAKLARI

tr.wikipedia.org

Nette geçirecek zamanınız varsa ve bu zamanı faydalı bir şekilde harcamak istiyorsanız o zaman bilgi kaynaklarına zaman ayırmaya ne dersiniz? Aklınıza gelen ilk siteler arasında ansiklopediler ise sizi dünya üzerindeki en büyük ansiklopediye davet edelim. Wikipedia.org’un en büyük olmansın nedeni milyonlarca yazarının olması. Bu yazarlar arasında siz de olabilirsiniz. Çünkü herkese açık olan ve her daim güncellenen bu ansiklopedinin özgür bir gelişim yapısı var. Sitenin Türkçe versiyonunun da açılması ile beraber ülkemizdeki internet kullanıcıları için devasa bir bilgi kaynağının da önü açılmış oldu. Wikipedia’ya girdiğiniz zaman kendinizi sayfalar içerisinde kaybedebilirsiniz. Çünkü sitede yer verilen içerikler, aynı zamanda çoklu ortam dosyaları ile de destekleniyor. Wikipedia’nın aynı zamanda kardeş siteleri de mevcut. Bunlar arasında Vikisözlük(Özgür Sözlük), Vikikaynak(Özgür Kütüphane), Vikisöz (Özdeyişler), Vikikitap(Özgür Kitaplar), Commons (Çoklu Ortam Paylaşım), Meta-Viki(Viki Merkez), Wikispecies(Biyolojik Tür Dizini), Wikinews( Özgür Haberler), Wikiversty(Özgür Üniversite) bulunuyor.

Alternatif siteler
  • http://www.tdk.gov.tr/ - www.tdk.gov.tr
  • http://www.tubitak.gov.t/ - www.tubitak.gov.t
  • http://www.nationalgeographic.com.tr/ - www.nationalgeographic.com.tr
  • http://www.eksisozluk.com/ - www.eksisozluk.com
HABER SİTELERİ

http://www.haberturk.com/ - www.haberturk.com

TV’den uzak bir bilgisayar kullanıcısıysanız(tıpkı benim gibi), hem ülkemizdeki hem dünyadaki gelişmeleri internet üzerinde takip ediyorsunuzdur. Son zamanlarda sayısı katlanarak artan ve birbirinin kopyası olan haber siteleri arasında kendinize birini veya birkaç tanesini seçmenizde fayda var. Seçeceğiniz haber sitesi en güncel gelişmeleri en iyi şekilde aktarabilen ve kolay okunabilen bir yapıya sahip olmalı. Bizim tercihimiz Haberturk.com’dan yan oldu. Yenilenen kadrosu ile daha sık güncellenen ve olaylara bakışı ile okuyucuları da habere dahil ederek yorumlarla daha da faydalı hale gelen sitede diğer yayınlardan alıntılar da yapılıyor. Bu da demek oluyor ki, diğer sitelerde ne var ne yok diye bakmanıza pek gerek klmıyor. Tüm gelişmeleri bir merkezden takip edebiliyorsunuz. Sitede bulunan kanallar arasında ekonomi, spor, magazin, kültür-sanat, teknoloji, yaşam gibi kategoriler bulunuyor. Sitenin video bölümüne okurlar da video gönderebiliyorlar. An itibarı ile geniş bir video içeriği mevcut.

Alternatif siteler
  • http://www.sabah.com.tr/ - www.sabah.com.tr
  • http://www.ntvmsnbc.com/ - www.ntvmsnbc.com
  • http://www.internethaber.com/ - www.internethaber.com
  • http://www.medyafaresi.com/ - www.medyafaresi.com
  • http://www.gazeteport.com/ - www.gazeteport.com
SİNEMA SİTELERİ

http://www.sinema.com/ - www.sinema.com

ucuzlayan fiyatları ile hemen hemen her eve giren dev ekran TV’ler sayesinde sinema keyfimiz eve taşındı. Bunu yanı sıra DVD’ler ve DivX’ler sayesinde filmlere ulaşmak da büyük dert değil. Durum böyle olunca ve seyredilmesi gereken yüzlerce film için sağlam kaynaklara ihtiyacımız var. Bu işi en ypan adreslerden biri olan sinema.com’u, bu kategorideki en iyi site olarak seçtik. Sitede, sadece filmler hakkında bilgi almıyorsunuz. Bunların yanı sıra, beğendiğiniz filmlerin hangi sinemalarda gösterimde olduğunu öğrenebiliyorsunuz ve kolayca rezervasyon yaptırabiliyorsunuz. Oyuncular ve yönetmenler hakkındaki detaylı bilgilerin yanı sıra film fragmanlarını izlemek için de sadece bir kez tıklamanız yeterli oluyor. Yakında gelecek olan, hatta yapımda olan filmler hakkında bilgi almak için bile sitede içerik bulabiliyorsunuz. Fotoğraf galerileri ve kıyasıya rekabetin sürdüğü yarışma bölümü de sık sık ziyaret edeceğiniz bölümler arasında.

Alternatif siteler
  • http://www.beyazperde.mynet.com/ - www.beyazperde.mynet.com
  • http://www.altyazi.net/ - www.altyazi.net
  • http://www.sineport.com/ - www.sineport.com
  • http://www.filminsonu.com/ - www.filminsonu.com
  • http://www.sinemalar.com/ - www.sinemalar.com
VİDEO SİTELERİ

http://www.youtube.com/ - www.youtube.com

Arabirimi henüz Türkçe olmadı ama Türkiye’deki internet kullanıcılarının gönlünde taht kurmayı başardı. En popüler haber siteleri de YouTube’u video paylaşım sitesi olarak kullanınca, kendi kategorisinde kolay kolay yıkılmayacak bir taht kurdu. Öyle ki; YouTube’a giren her 20 kişiden biri Türkiye’den. Geride bıraktığımız seçim kampanyalarında da en çok kullanılan medya olan YouTube’a üye olmak için çok kısa bir zaman ayırmanız gerekiyor. Bir önceki sayımızda bu işlemlerin nasıl yapıldığını ve YouTube’un hiç bilinmeyen özelliklerini paylaşmıştık. Atatürk’e saygısızlık eden videoların da bu sitede paylaşılması üzerine verilen yaklaşık bir haftalık aradan sonra ülkemizde hassas olunan konulara karşı daha da dikkatli davranan video paylaşım sitesinin tek eksiği Türkçe olmaması. Yakında, bazı ülkelere göre yerelleşecek olan YouTube’un bu kısa vadeli planında maalesef Türkiye yer almıyor. Bunun dışında , YouTube’a üye değilseniz ve bir google hesabınız varsa, aynı hesabı YouTube’da da kullanbiliyorsunuz.

Alternatif siteler
  • http://www.izlesene.com/ - www.izlesene.com
  • http://www.videonuz.com/ - www.videonuz.com
  • http://www.metacafe.com/ - www.metacafe.com
  • http://www.dailymotion.com/ - www.dailymotion.com
  • http://www.video.google.com/ - www.video.google.com
YEMEK SİTELERİ

http://www.yemeksepeti.com/ - www.yemeksepeti.com

Birçok alışknlıklarımız gibi yemek alışkanlıklarımız da internet ile değişiyor. İçinizden yemek hazırlamak gelmiyorsa veya arkadaşınızın evinizi partiye çevirmesi durumuna acil çözümler gerekiyorsa internet üzerinden sipariş verebilirsiniz. Bu durum, ofiste çalışanlar için de geçerli. Bir restorana girip sipariş verme işleminden hemen hemen bir farkı bulunmayan bu uygulamayı en iyi yapan site Yemeksepeti.com. Şimdilik Ankara, Antalya, Bursa, İzmir ve İstanbul için hizmet veren sitenin zamanla diğer şehirlerdeki internet kullanıcılarına da ulaşması bekleniyor. İşin en iyi tarafı ise siparişinizi verirken kredi kartı bilgilerinizi paylaşmıyorsunuz. Böylece güvenlik gibi bir derdiniz de yok. Siparişi verdikten kısa bir süre sonra kapınıza gelen yemek şirketi çalışanına ödeme yapmanız yeterli. Sitenin bir diğer ilginç uygulaması da elite. Bu bölümde İstanbul’un en şık restoranlarında çok daha uygun rakamlara yemek yiyebilmeniz sağlanıyor ve favori restorantlarınızl ilgili her türlü gelişmeden haberdar ediliyorsunuz.

Alternatif sitler
  • http://www.aloyemek.com/ - www.aloyemek.com
  • http://www.beyazfirin.com/ - www.beyazfirin.com
  • http://www.adresyemek.com/ - www.adresyemek.com
  • http://www.doydum.com/ - www.doydum.com
  • http://www.yeyemek.com/ - www.yeyemek.com
İLAN SİTELERİ

http://www.sahibinden.com/ - www.sahibinden.com

Satın alma işlemini gerçekleştirmeden önce mutlaka ilan sitelerine de bakmalısınız. Belki de aradığınız ürün, çok daha uygun fiyatlarda bu sitelerde sizi bekliyor. Konu ilan olunca sahibinden.com ilk sıraya yerleşiyor. Siteye günde ortalama 3500 ilan veriliyor. En iyi tarafı ise ilanları vermek için herhangi bir ücret ödememeniz. Değiştirmek veya satmak istediğiniz bir eşyanızı binlerce internet kullanıcısıyla paylaşmak için 1 dakikada üye olarak kendi ilanınızı verebilirsiniz. Ürünlerin en iyi şekilde tanıtılması için fotoğraflarla da destekleyebiliyorsunuz. Bunun dışında sitenin mobil uygulamaları da ilanlarınızı en iyi şekilde takip edebilmenizi sağlıyor. Sitenin ana sayfasını da takip etmek gerekiyor. Özel mağazalarda çok uygun ürünler bulabiliyorsunuz. Kendi mağazanızı açabiliyor olmanız da büyük kolaylık sağlıyor. http://magazaadiniz.sahibinden.com/ - http://magazaadiniz.sahibinden.com adresi sizin mağazanıza tahsis ediliyor ve ilanlarınızı burada verebiliyorsunuz.

Alternatif siteler
  • http://www.ilansitesi.com/ - www.ilansitesi.com
  • http://www.ilan.mynet.com/ - www.ilan.mynet.com
  • http://www.sabahseriilan.com/ - www.sabahseriilan.com
  • http://www.alalimsatalim.com/ - www.alalimsatalim.com
  • http://www.ilan.tr.net/ - www.ilan.tr.net
OYUN SİTELERİ

http://www.merlininkazani.com/ - www.merlininkazani.com

Yaz ayları geride kalmadan oyun keyfini doyasıya yaşamak istiyorsanız iyi bir web sitesi takip etmelisiniz. Yeni çıkan oyunlar bu oyunların incelemeleri ve tam çözümlerini kendiniz bulmaya kalkarsanız o zaman işin içinden çıkamayabilirsiniz. Bu alanda size önerebileceğimiz en iyi site http://www.merlininkazani.com/ - www.merlininkazani.com . Sitede yeni oyunlardan ziyade henüz çıkmamış oyunlar hakkında bile gelişmeler bulunuyor. Oyunlar hakkında görüşlerinizi ve sorularınızı ilerletebiliceğiniz bir de forumu bulunan sitenin diğer hizmetleri arasında sunucu barındırması da bulunuyor. Oyun sunucuları arasında Counter Strike gibi popüler oyunlar var. Böylece Türkiye’den oyuncularla internet üzerinden kapışma fırsatını da yakalayabiliyorsunuz. Oyunların demolarını ve videolarını indirebileceğiniz haberler bölümünde, ekran kartı sürücülerinden oyunların en yeni ve popüler haritalarını da indirebiliyorsunuz. Oyun dünyasıyla ilgili son gelişmeleri takip edebileceğiniz en günce sitelerden bir tanesi olan http://www.merlinkazani.com/ - www.merlinkazani.com ‘da oyun hilelerini bulmanız mümkün.

Alternatif siteler
  • http://www.oynasana.com/ - www.oynasana.com
  • http://www.trgamer.com/ - www.trgamer.com
  • http://www.oyyun.com/ - www.oyyun.com
  • http://www.kraloyun.com/ - www.kraloyun.com
  • http://www.oyunlar1.com/ - www.oyunlar1.com
SPOR SİTELERİ

http://www.ajansspor.com/ - www.ajansspor.com

Fanatiği olduğunuz takımınız hakkında ve rakipleri hakkında son bilgileri alarak, spor dünyasındaki gelişmeleri yakından takip etmek için seçebileceğiniz en iyi siteler arasında http://www.ajansspor.com/ - www.ajansspor.com var. Sitede futbol, basketbol, voleybol, hentbol, motor sporları kategorileri bulunuyor. Sitenin editörleri tüm bu kategorileri sık sık güncelliyorlar kendi yorumlarını aktarabiliyorlar. Site, yeni internet uygulamalarını da bünyesinde barındırıyor. Bunlar arasında video ve fotoğraf galerileri var. Siteye üye olarak haberlere siz de yorum ekleyebiliyorsunuz. Bunun dışında aynı üyelik bilgileri ile sitenin forumuna da katılabiliyorsunuz. Şimdiden söyleyelim, forumda çok sıkı ve ateşli tartışmalar bulunuyor. Son dakika haberlerinin hızına yetişmek gerçekten zor. Bunun dışında, ajansspor.com sitesinde yer alan haberleri kendi web sitenize de ekleyebiliyorsunuz. Sitenin sadece futbol basketbol gibi spor dallarına değil, ülkemizde fanatik listesi giderek yükselen Formula 1 için oluşturduğu özel bölüm de var.

Alternatif siteler
  • http://www.spordabugun.com/ - www.spordabugun.com
  • http://www.ntvspor.com/ - www.ntvspor.com
  • http://www.internetspor.com/ - www.internetspor.com
  • http://www.spor3.com/ - www.spor3.com
  • http://www.turbasket.com/ - www.turbasket.com
KİTAP SİTELERİ

http://www.kitapyurdu.com/ - www.kitapyurdu.com

Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, kağıdın ve mürekkebin yerini hiçbir şey almıyor. Sizi kendi dünyanızdan alarak yazarın kaleminin ucuyla çizilmiş bir dünyaya götüren kitaplar hakkında en güncel bilgileri almak ve beğendiğini kitaplara en hızlı şekilde ulaşmak için http://www.kitapyurdu.com/ - www.kitapyurdu.com adresini tavsiye ediyoruz. Kitapların kısa tanıtımlarını okuduktan sonra hemen satın alma işlemine geçebiliyorsunuz. Satın alımlarda size sunulan imkanlar ise gerçekten de çok uygun. Belli bir miktarın üzerinde alışveriş yaptığınız takdirde kargo ücreti ödemiyorsunuz. Hta “argo ödeyen kitaplar” bölümündeki bazı kitaplarda bu sınırda yok. Bununla beraber taksitle kitap almanı sağladığı kolaylıklardan da doyasıya faydalanabilirsiniz. Gündemdeki kitapları öğrenmek için sitedeki “çok satanlar” bölümünü mutlaka sık sık ziyaret etmelisiniz.

Alternatif siteler
  • http://www.ideefixe.com/ - www.ideefixe.com
  • http://www.pandora.com/ - www.pandora.com
  • http://www.yenisayfa.com/ - www.yenisayfa.com
  • http://www.kitapalemi.com/ - www.kitapalemi.com
  • http://www.remzi.com.tr/ - www.remzi.com.tr
MÜZİK SİTELERİ

http://www.imeem.com/ - www.imeem.com

Sosyal sitelerin sayısı giderek artıyor. Hatta bu genişleme işlemine interneti ele geçiriyorlar da diyebiliriz. Hem de her alanda. Buna müzik de dahil. Bu genişlemenin önüne geçilememesini en büyük nedeni, bu sitelerin içeriğini üyeler tarafından dolduruluyor olması. İmeem.com adresine üye olduktan sonra beğendiğiniz şarkıları yükleyerek diğer kullanıcıların beğenisine sunabiliyorsunuz. Yüklediğiniz şarkı, flash ile hazırlanan bir müzik çalarda sade bi tasarımda paylaşılıyor. Hatta bu kodları blogunuza ve forum mesajlarınıza da ekleyebiliyorsunuz. Sadece kodları kopylayarak yptığınız bu işlemin tüm altyapısını imeem.com üstleniyor. Bunu yanı sır kullanıcıların müzik listelerine de göz atarak, en beğenilen şarkı listelerini görebiliyorsunuz. Dilerseniz müzik listesinin seçimini sitenin kendisine bırakırsanız ve ana sayfadaki yer alan listedeki “lay” butonuna bir kere basarak bilgisayarınızdaki diğer işler için daha keyifli bir ortam oluşturabilirsiniz.

Alternatif siteler
  • http://www.lastfm.com.tr/ - www.lastfm.com.tr
  • http://www.poerclub.com.tr/ - www.poerclub.com.tr
  • http://www.pandora.com/ - www.pandora.com
  • http://www.mog.com/ - www.mog.com
  • http://www.ijigg.com/ - www.ijigg.com
EVCİL HAYVAM SİTELERİ

http://www.havhav.com/ - www.havhav.com

Yaşamımızı devam ettirdiğimiz dünyada yalnız değiliz. UFO’lardan bahsetmeyeceğim elbette. Çoğumuzun evinde aileden biri olan evcil hayvanlardan bahsediyorum. Artık onların internet siteleri de var. Hem de en çok tıklanan siteler arasında yer alıyor. İçinizde günün birinde kedi, kuş, köpek veya balık besleyenler varsa bu siteler arasında uzun zaman geçirdiklerine eminiz. Evcil hayvanlarla ilgili siteler arasından bizim favorimiz havhav.com oldu. Sitedeki makaleler, hem hayvan besleyenler hem de hayvan beslemeye niyet edenler için çok faydalı bilgiler içeriyor. Ne de olsa bu makalelerin yazarları, uzman eğitimciler veya veterinerler. Sitedeki en başarılı bölümlerden biri de evcil hayvan almak isteyenlerle evcil hayvanını vermek isteyenlerin buluşturulduğu “ilan panosu” bölümü. İlanların bazıları ücretli olmakla beraber ücretsiz ilanların da az olmadığını hatırlatalım. Sitenin forumunda makalelerde olmayan ve size özel soruları paylaşabilirsiniz.

Alternatif siteler
  • http://www.hayvanlar.info/ - www.hayvanlar.info
  • http://www.petarkadas.com/ - www.petarkadas.com
  • http://www.pofidik.com/ - www.pofidik.com
  • http://www.hepsievcil.com/ - www.hepsievcil.com
  • http://www.pet.gen.tr/ - www.pet.gen.tr
BLOG SİTELERİ

http://www.blogger.com/ - www.blogger.com

Kendinize en kısa zamanda bir site yapmak istiyorsanız bloglar sizin için en iyi seçim olacaktır. Bu konuda internet devi Google, blogger.com hizmeti ile size tam istediğiniz gibi bir servis sunuyor. Geçtiğimiz ay Türkçe arabirimle de hizmet vermeye başlayan sitede kendi blogunuzu oluşturmak için bir google hesabınızın olması yeterli. Bir hesap ile birden fazla blog açmak da mümkün. Bloglarınız yazı, resim ve video girmek ise son derece kolay. Teknik altyapı gibi bir derdiniz olmadan, başınızdan geçenleri, fikirlerinizi ve eleştirilerinizi bu sayfalar üzerinden yayımlayabilirsiniz. Hatta bu bloglar üzerinden para bile kazanabiliyorsunuz. Google’ın bir diğer servisi olan Google Adsense sayesinde blogunuza kolayca reklam alıp yayımlayarak, sitenizin popülaritesi doğrultusunda para kazanmaya başlybilirsiniz. Dosyaları da barındırmaya olanak sağlayan blogger.com’da yasal olmayan içerikler oluşturursanız, anında hesabınızın kapatıldığını hatırlatalım.

Alternatif siteler
  • http://www.blogcu.com/ - www.blogcu.com
  • http://www.wordpress.com/ - www.wordpress.com
  • http://www.flickr.com/ - www.flickr.com
  • http://www.blog.co.uk/ - www.blog.co.uk
PC Magazine


Gönderen: Halil Yaz
Gönderi tarihi: 06/Ağu/2007 saat 12:55
Erkekler bunları mutlaka yapmalı

Erkekler bunları mutlaka yapmalıİşte bir erkeğin yaşamı boyunca yaptırması gereken testler...

06.07.2007 15:12Click%20here%20to%20see%20a%20large%20version Hastalıklar yaşam kalitesini düşürebilir veya yaşamı tehdit eden bir risk faktörü oluşturabilir. Hastalıkların yarattığı kötü sonuçlardan korunmanın en etkili yollarından biri de modern tıbbın olanaklarıyla erken teşhis... Belirli aralıklarla düzenli olarak yapılan muayeneler, laboratuvar incelemeleri ve ölçümlerle, basit aşı ve ilaç uygulamalarıyla birçok sağlık sorununu veya hastalığı erken aşamada yakalamak, önlemek ve tedavi edebilmek mümkün. İşte erkeklere hayat boyunca yaptırmalarını tavsiye ettiğimiz muayene, tarama ve ölçümler ile koruyucu tedavi uygulamaları:

20’li- 30’lu yaşlarda...

Doktor muayenesi: Yılda bir
Yaşam tarzı ve diyet değerlendirmesi: Her yıl
Boy ve kilo ölçümü: Her yıl
Kan basıncı ölçümü: Tüm muayenelerde, her yıl
Kolesterol ölçümü: Her yıl
Kan glukoz ölçümü: Koroner hastalığı riski taşıyanlara, tansiyon ve kolesterol yüksekliği olanlara her yıl
Depresyon taraması: Her yıl
Chlamydia, Gonore, VDRL taraması: Aktif cinsel hayatı olan risk altındaki erkeklerde her yıl
HIV (AIDS) taraması: Risk altında olanlarda her yıl
Glokom taraması: Risk altında olanlarda Göz uzmanı takibi
Melanoma taraması: Yüksek risk grubunda her yıl
PPD: Her yıl
Tetanoz-difteri aşısı: 10 yılda bir - Herkese
Hepatit A aşısı: Bağışık olmayan herkese
Hepatit B aşısı: Bağışık olmayan herkese
Grip aşısı: Risk altındakilere
Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak aşısı: Bağışıklığı olmayan risk
altındakilere
Meningokok aşısı: Risk altındakilere
Su Çiçeği aşısı: Bağışıklığı olmayan risk altındakilere bir kez
Zatürre (Pnömokok) aşısı: Risk altındakilere
Aspirin: Koroner hastalığı riski taşıyanlara, doktor önerisiyle

40’lı yaşlarda...

Doktor muayenesi: Yılda bir
Yaşam tarzı ve diyet değerlendirmesi: Her yıl
Boy ve kilo ölçümü: Her yıl
Kan basıncı ölçümü: Tüm muayenelerde, her yıl
Kolesterol ölçümü: Her yıl
Kan glukoz ölçümü: Koroner hastalığı riski taşıyanlara, tansiyon ve kolesterol yüksekliği olanlara her yıl
EKG, Eforlu EKG, EBCT ile koroner kalsium skorlama: Koroner hastalığı riski taşıyanlara 5 yılda bir doktor uygun görürse
Depresyon taraması: Her yıl
Chlamydia, Gonore, VDRL taraması: Aktif cinsel hayatı olan risk altındaki erkeklerde her yıl
HIV (AIDS) taraması: Risk altında olanlarda her yıl
Glokom taraması: Risk altında olanlarda Göz uzmanı takibi
Melanoma taraması: Yüksek risk grubunda her yıl
PPD: Her yıl
Tetanoz-difteri aşısı: 10 yılda bir - Herkese
Hepatit A aşısı: Bağışık olmayan herkese
Hepatit B aşısı: Bağışık olmayan herkese
Grip aşısı: Risk altındakilere
Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak aşısı: Bağışıklığı olmayan risk altındakilere
Meningokok aşısı: Risk altındakilere
Su Çiçeği aşısı: Bağışıklığı olmayan risk altındakilere bir kez
Zatürre (Pnömokok) aşısı: Risk altındakilere
Aspirin: Koroner hastalığı riski taşıyanlara, doktor önerisiyle

50’li yaşlarda...

Doktor muayenesi: Yılda bir
Yaşam tarzı ve diyet değerlendirmesi: Her yıl
Boy ve kilo ölçümü: Her yıl
Kan basıncı ölçümü: Tüm muayenelerde, her yıl
Rektum muayenesi: Tüm muayenelerde, her yıl
Dışkıda Gizli Kan: Her yıl
Kolonoskopi/Sigmoidoskopi: Doktor önerisiyle ve uygun gördüğü aralıklarla
Kolesterol ölçümü: Her yıl
Kan glukoz ölçümü: Koroner hastalığı riski taşıyanlara, tansiyon ve kolesterol yüksekliği olanlara her yıl
EKG, Eforlu EKG, EBCT ile koroner kalsium skorlama: Koroner hastalığı riski taşıyanlara 5 yılda bir doktor uygun görürse
Depresyon taraması: Her yıl
Chlamydia, Gonore, VDRL taraması: Aktif cinsel hayatı olan risk altındaki erkeklerde her yıl
HIV (AIDS) taraması: Risk altında olanlarda her yıl
Glokom taraması: Risk altında olanlarda Göz uzmanı takibi
Melanoma taraması: Yüksek risk grubunda her yıl
PPD: Her yıl
Prostat muayenesi ve PSA: Doktor uygun gördüğü takdirde ve uygun gördüğü aralıklarla
Dışkıda Gizli Kan: Her yıl
Tetanoz-difteri aşısı: 10 yılda bir - Herkese
Hepatit A aşısı: Bağışık olmayan herkese
Hepatit B aşısı: Bağışık olmayan herkese
Grip aşısı: Risk altındakilere
Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak aşısı: Bağışıklığı olmayan risk altındakilere
Meningokok aşısı: Risk altındakilere
Su Çiçeği aşısı: Bağışıklığı olmayan risk altındakilere bir kez
Zatürre (Pnömokok) aşısı: Risk altındakilere
Aspirin: Koroner hastalığı riski taşıyanlara, doktor önerisiyle

60-65 yaşlarda...

Doktor muayenesi: Yılda bir
Yaşam tarzı ve diyet değerlendirmesi: Her yıl
Boy ve kilo ölçümü: Her yıl
Kan basıncı ölçümü: Tüm muayenelerde, her yıl
Kolesterol ölçümü: Her yıl
Kan glukoz ölçümü: Koroner hastalığı riski taşıyanlara, tansiyon ve kolesterol yüksekliği olanlara her yıl
EKG, Eforlu EKG, EBCT ile koroner kalsium skorlama: Koroner hastalığı riski taşıyanlara 5 yılda bir doktor uygun görürse
Depresyon taraması: Her yıl
Glokom taraması: Risk altında olanlarda Göz uzmanı takibi
Melanoma taraması: Yüksek risk grubunda her yıl
PPD: Her yıl
Prostat muayenesi ve PSA: Doktor uygun gördüğü takdirde ve uygun gördüğü aralıklarla
Rektum muayenesi: Tüm muayenelerde, her yıl
Dışkıda Gizli Kan: Her yıl
Kolonoskopi/Sigmoidoskopi: Doktor önerisiyle ve uygun gördüğü aralıklarla
Tetanoz-difteri aşısı 10 yılda bir: Herkese
Hepatit A aşısı: Bağışık olmayan herkese
Hepatit B aşısı: Bağışık olmayan herkese
Grip aşısı: Risk altındakilere
Kızamık-Kızamıkçık-Kabakulak aşısı: Bağışıklığı olmayan risk altındakilere
Meningokok aşısı: Risk altındakilere
Su Çiçeği aşısı: Bağışıklığı olmayan risk altındakilere bir kez
Zatürre (Pnömokok) aşısı: Risk altındakilere
Aspirin: Koroner hastalığı riski taşıyanlara, doktor önerisiyle

65 yaş üstünde...

Doktor muayenesi: Yılda bir
Yaşam tarzı ve diyet değerlendirmesi: Her yıl
Boy ve kilo ölçümü: Her yıl
Kan basıncı ölçümü: Tüm muayenelerde, her yıl
Kolesterol ölçümü: Her yıl
Kan glukoz ölçümü: Koroner hastalığı riski taşıyanlara, tansiyon ve kolesterol yüksekliği olanlara her yıl
EKG, Eforlu EKG, EBCT ile koroner kalsium skorlama: Koroner hastalığı riski taşıyanlara 5 yılda bir doktor uygun görürse
Depresyon taraması: Her yıl
Glokom taraması: Risk altında olanlarda Göz uzmanı takibi
İşitme Testi: Doktorun uygun gördüğü aralıklarla
Görme testi: Her yıl
Melanoma taraması: Yüksek risk grubunda her yıl
PPD: Her yıl
Prostat muayenesi ve PSA: Doktor uygun gördüğü takdirde ve uygun gördüğü aralıklarla
Rektum muayenesi: Tüm muayenelerde, her yıl
Dışkıda Gizli Kan: Her yıl
Kolonoskopi/Sigmoidoskopi: Doktor önerisiyle ve uygun gördüğü aralıklarla
Tetanoz-difteri aşısı: 10 yılda bir - Herkese
Hepatit A aşısı: Bağışık olmayan herkese
Hepatit B aşısı: Bağışık olmayan herkese
Grip aşısı: Risk altındakilere
Amantadin veya Rimantadin: Grip aşısı dışında korunma gerekenlere
Su Çiçeği aşısı: Bağışıklığı olmayan risk altındakilere bir kez
Zatürre (Pnömokok) aşısı: Risk altındakilere
Aspirin: Koroner hastalığı riski taşıyanlara, doktor önerisiyle

_________________


Gönderen: Halil Yaz
Gönderi tarihi: 06/Ağu/2007 saat 12:56
Dr.Mehmet Öz

Ünlü Türk Doktor Mehmet Öz’ün Kitabından Öğütler

Bu üçünü kontrol altında tutun uzun yaşayın.

1-Tansiyon
2-Kanser
3-Kalp sağlığı



Yüksek tansiyon için
Yüksek tansiyonla savaşan en önemli besinler potasyum içerenlerdir.
Muz
Şeftali
Karpuz
Fırınlanmış patates kabuğuyla; yenmek şartıyla

Kalp için
Sarımsak
Ceviz
Badem (Ceviz ve badem mutlaka buzdolabında saklanmalıdır).Ayrıca omega-3 asitleri yönünden zengin olan besinler de mutlaka tüketilmelidir.
Kırmızı şarap da içindeki resveratol adlı anti-oksidan madde nedeniyle kalp dostudur.

Kanser için
Aspirin, güneş, ıspanak ve yağsız süt
Kanser riskini yüzde 50 oranında azaltmak elimizde. Bu savaştaki en büyük koz folik asit içeren besinlerdir.
Ispanak ve Portakal suyu
D vitamini Yağsız süt, portakal suyu içerek alınabileceği gibi hap olarak ya da bol bol güneşe çıkarak da vücudun D vitamini ihtiyacı karşılanabilir
Aspirin Her gün alınan 2 bebek aspirini kanser riskini azaltır.
Domates, Brokoli, Lahana, Brüksel Lahanası ve Karnabahar da kansere karşı birebir.
Kahve Kahve içmek sağlığa zararlı değil yararlıdır. Ancak kararında alınmalı. Kahvenin karaciğer kanserini önlediği, ayrıca Parkinson ve Alzheimer hastalıklarına karşı da etkisi ispatlandı. Günde 2 fincan idealdir.
__________________


Gönderen: Halil Yaz
Gönderi tarihi: 06/Ağu/2007 saat 13:20
Şanssız doktor [#4321]
< ="http://reklam.gittigidiyor.com//js.php?id=1665"> < border=0 name=gg_aff marginWidth=0 marginHeight=0 ="http://reklam.gittigidiyor.com//show.php?id=1665&h=2070&r=www.fikrabul.com" Border=0 width=160 scrolling=no height=340> http://www.gittigidiyor.com - Gittigidiyor
Şoför çarptığı yayayı teselli eder:
- Şansınız varmış, size çarptığım yer tam doktorun karşısı.
Yerdeki inleyerek cevaplar:
- İşte o doktor benim.


Gönderen: Halil Yaz
Gönderi tarihi: 06/Ağu/2007 saat 13:23
 Hasta mı Ölsün :) [#7731]
< ="http://reklam.gittigidiyor.com//js.php?id=1665"> < border=0 name=gg_aff marginWidth=0 marginHeight=0 ="http://reklam.gittigidiyor.com//show.php?id=1665&h=2070&r=www.fikrabul.com" Border=0 width=160 scrolling=no height=340> http://www.gittigidiyor.com - Gittigidiyor
Bir Köyde Ateşli Bir Hasta Vardır, Kasabaya Doktora Getirir Hastayı
Köylüler. Koca Devletin Koca Doktoruna. Doktor Hastaya Fitil Verir Ve
Köye Döndükleri Gibi Hastaya Fitili Anüsten Vermelerini Söyler
Köylülere. Köylüler Tabı 'Tamam Dohtor Bey' Diyip Köye Giderler. Köydeki
Herkese Sorarlar, En Bilgelere Bile, Ama Kimse Anüs Ne Demektir
Bilemez. Bu Nedenle Bir Türlü İlacı Da Veremezler Hastaya. Hastanın
Durumu Da Gitgide Kötüleşmektedir. Bunun Üzerine Köylü, Doktora, Koca
Devletin Koca Doktoruna Telefon Etmeye Karar Verir Ama Kimse Buna
Yanaşmaz. Ne Cüret Di Mi Doktoru Arayacak Bir Köylü.
Neyse Durumun Vahameti Üzerine Muhtar Aramayı Kabul Eder. Bütün
Köylü Toplanır Santrale, Muhtar Arar, "Biz Ne Yapacağımızı
Bilemedik Dohtor Bey"
Falan Der Iste. Karsıdan Doktor Bir şeyler Söyler. Muhtar Döner
Arkasına: "Makattan Verin Dedi Dohtor" Der.
Yine Tüm Köye Sorarlar, Komsu Köylere Birilerini
Yollayıp Sordururlar Falan, Ama Makat Ne Bilen Yoktur Yine.
Hasta İse Gitti Gidecek, Ateşler İçinde Kıvranıyor Baya.
İhtiyar Meclisi Toplanır. Son Çare, Doktorun Bir kez Daha
Aranmasına Karar Verilir. Yine Kimse Aramak İstemez Doktoru. Nihayetinde
Yine Biri Kandırılır, Telefonun Basına Geçer, Ama Bı Yandan
Söylenmektedir:
"Çok Kızacak Dohtor Çok!!!" Diye.
Sonunda Telefonu Açar, Durumu Anlatır, Doktor Bir şeyler Söyler
Yine. Telefondaki Köylü, Yüzü Allak Bullak, Arkasını Döner:
"Çok Kızacak Demiştim; Götüne Sokun Dedi"


Gönderen: Halil Yaz
Gönderi tarihi: 06/Ağu/2007 saat 13:29

Doktor ve Yaşlı Adam [#3951]
< ="http://reklam.gittigidiyor.com//js.php?id=1665"> < border=0 name=gg_aff marginWidth=0 marginHeight=0 ="http://reklam.gittigidiyor.com//show.php?id=1665&h=2070&r=www.fikrabul.com" Border=0 width=160 scrolling=no height=340> http://www.gittigidiyor.com - Gittigidiyor
Adam 80 yaşına merdiven dayamış durumda doktora gider. Doktor muayenesini yaparken bu arada sorar
- Nasılsınız.Hayatınızdan memnun musunuz?
adam
-"Ah doktor bilemezsiniz o kadar mutluyum ki. 20 yaşında bi karım var ve benden 3 aylık hamile."
doktor çok şaşırır ve böyle bi durumu aklı almaz. Adama dönüp derki.
-"size bir hikaye anlatacağım. Adamın biri geyik avına çıkmayı çok seviyormuş." Her gün tüfeğini alır ava gidermiş. Yine bir sabah kalkar ava gitmek için hazırlanır.Yalnız yanlışlıkla tüfeğini alacağına şemsiyesini alır.
Neyse bu adam ormanda ilerlerken aniden önüne bir geyik çıkar. Adam şemsiyesini doğrultur nişanını alır güm geyik yerde. Yaşlı adam tam bu arada
- "Hayır kesinlikle başka biri vurmuş olmalı."
doktorda
-Evet kesinlikle:))


Gönderen: Halil Yaz
Gönderi tarihi: 06/Ağu/2007 saat 15:36
BU HABERİ OKUMADAN SU İÇMEYİN
İşte Sağlık Bakanlığı ruhsatlı suların listesi...

06.08.2007 13:23

Su sıkıntısının yaşandığı şu günlerde, piyasadaki içme sularına koşan vatandaşlar için Sağlık Bakanlığı ruhsatlı suların listesini açıkladı.

Sağlık Bakanlığı, satışa sunulan suların, Bakanlık’tan ithal veya üretim izni almış olmasına dikkat edilmesi gerektiğini bildirdi.

Ambalajlı su tüketiminde dikkat edilmesi gerektiğini kaydeden Bakanlık, satışa sunulan suların Sağlık Bakanlığı’ndan ithal veya üretim izni almış olmasına dikkat edilmesini istedi.

Türkiye genelinde Bakanlık’tan ruhsatlı 224, izinli ithal ise 8 adet su bulunuyor.

Bakanlığın hazırladığı çerçeveye göre vatandaşların ambalajı su satın alırken ve kullanırken dikkat etmesi gerekenler şöyle:

“-Suyun etiketi sağlam ve okunaklı şekilde ürünün üzerinde olmalı. Etiket üzerinde suyun adı, cinsi, üretim veya ithal izninin tarih ve sayısı, imla (dolum) yapıldığı yerin adresi, suyun sahip olduğu analiz değerleri yazılı bulunmalı. Kap, kapak ve etiketlerde tüketiciyi yanıltıcı bilgi (tedavi eder v.s.) ve semboller bulunmamalı. Kapak orijinal haliyle kapalı olmalı ve önceden açılmış olmamalı. Suyun adı kapak üzerinde yazılı olmalı. Kap üzerinde ise üretim ve son kullanma tarihi ile parti ve seri numarası görülmeli.

-Halkın yoğun olarak tükettiği damacanaların üzerinde ürün güvenliğini sağlamak için, hava ve su sızdırmayan, kap ve kapağı içine alacak şekilde yapıştırılmış, güvenlik bandı (shiring) bulunmalı. Güvenlik bandı üzerinde suyun adı ve cinsi yazılı olmalı.

-Geri dönüşlü damacanaların üzerinde suyun adı ve/veya şirket ismi ve/veya tescilli amblemi veya logosu kabartma şeklinde yazılı olmalı. Geri dönüşlü damacanalar farklı marka su dolumu için kullanılmamalı.

-Ambalajlı sularda kapak, güvenlik bandı, etiket ve PC damacana üzerindeki suyun adı ve/veya şirket ismi ve/veya tescilli amblemi veya logosu gibi bilgiler birbiri ile uyumlu olmalı.

-Su renksiz, kokusuz ve berrak olmalıdır. İçerisinde çökelti, yosunlaşma v.b. yabancı cisim bulunmamalı. Ambalajlı sular temiz ve hijyenik ortamda taşınmalı. Tüp, oto gaz, petrol ürünleri v.b. kimyasal maddelerle birlikte taşınmamalı.
     
AÇIKTA SATILAN SULAR ALINMAMALI

-Açıkta satılan (su istasyonu, tanker, bidon vb.) sular alınmamalı. Su kapları çatlak, ezik, kırık v.b. olmamalı, serin, kuru ve temiz bir yerde kapakları kapalı olarak muhafaza edilmeli. Ambalajlı sular tüketilinceye kadar kapağı kapalı tutulmalı. Damacanalarda kullanılan pompa, soğutucu gibi aparatların temizliği düzenli aralıklarla yapılmalı. Doğal mineralli suların etiketlerinde suyun özellikleri (zengin mineralli, mineralli, düşük mineralli, bikarbonatlı, sülfatlı, florürlü, kalsiyumlu, magnezyumlu, demirli, sodyumlu gibi) açık bir şekilde yazılı olmalı.

Doğal mineralli sular 1,5 mg/L’den fazla florür içeriyorsa “0-7 yaş grubundaki çocuklar için uygun değildir" ibaresinin etiket üzerinde yazılı olmalı. 200 mg/L’den fazla sodyum içeren doğal mineralli suların hipertansiyon hastalarınca kontrollü kullanılmalı. Gazlı doğal mineralli sular serin yerde muhafaza edilmeli, sıcak ortamda ve güneş altında bırakılmamalı. Gazlı doğal mineralli sular taşınırken veya kullanım öncesi çalkalama, çarpma vs. sarsıntılardan korunmalı. Açarken tedbir olarak vücuda dönük olmayacak şekilde açılmalı.

Şüpheli bir durumda en yakın sağlık kuruluşuna müracaat edilmeli. Ayrıca SABİM Alo 184 ve 0312 585 13 60-61 numaralı telefonlardan Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü Çevre Sağlığı Daire Başkanlığı Su Güvenliği Şube Müdürlüğü’ne başvurmalı.

Sağlık Bakanlığı’ndan Ruhsatlı Sular şöyle:

“Danone Hayat Adana, Aquafina, Sersu, Kızılay(Mineralli Su), Tınaztepe, Üçpınar, Aqua Turka, Kızılcahamam Altın Su, Kavacık, Hayat Pınarı, Filiz, Sağlık, Javsu, Berrakyayla, Sarp, Billur Su, Beypazarı (Mineralli Su), Çamlık(Mineralli Su), İnci, Süral, Çağlar, Antalya Ceysu, Madran, Karlık, Topçam Madran, Şırlan, Zeybek, Pınar Madran, Billur Su Dallıca, Kızılcık, Nysa, Anfora, Kaltun, Pirsu, Ayvatlar, Şeker Su, Düdüklü, Kristal(Mineralli Su), Selen, Abant, Anatolya, Akmina(Mineralli Su), Anatolya(Mineralli Su), Sodabant(Mineralli Su), Safir, Şifa (Mineralli Su), Sultan, Damla Bursa, Gümüş, Erikli Oba, Elmas Su, Koru Su, Özkaynak(Mineralli Su), Kaynak, Nestle Pure Life, Baykal Su, Kirazlıyayla, Erikli Zirveden, Turkuaz Bursa, Çınar(Mineralli Su), Uludağ(Mineralli Su), Kınık(Mineralli Su), Freşa( Mineralli Su), Sırma(Mineralli Su), Aroma Ömer Duruk, Sodaş(Mineralli Su), Kızılcık, Kudret Su, Cansu Çoban, Sahra, Efe(Mineralli Su), Asya Su, Kabalak, Gap Pınarı, Paşapınarı, Desni Palandöken, Iğıl Palandöken, Gecek, Kalabak, Fatsu, Çaldağ(Mineralli Su), İnişdibi(Mineralli Su), Sarıçam(Mineralli Su), Geyikoğlu, Hasüneş, Çamlıbel Nural, Çatın (Mineralli Su), Aysu, Sam Ulusu, Pınar Denge, Kuvars, Hamidiye, Kestane, Taşdelen, Sırmakeş, Mercan, Kum, Akçapınar, Özpınar, Fındık Su, Kemersu, H.Burgaz, Güzelpınar, Çubuklu, Özkayışdağ, Altınpınar, Koçbey Aqua Beypınarı, Hisar, Kevser, Dağdelen, Şadırvan, Akasya, Kovanpınar, Kırkpınar, Öz Gümüşpınar, İpekpınar, Kervansaray, Akpınar, Beys Su, Özlempınar, Yalı Su, Saray, Mis-Pak, Nisa, Emirdağ, Taşpınar, Aquanet, Minella, Zambak, Beyza, Taşdelen, Çamlıbel, Güvenpınar, Çobanpınar, İrem Su, Florist, Binbaşıpınar, İmren, Çamoluk, Öz Haznedar, Başpınar, Hay, Hamidiye İçme, Huzur Yamanlar, Kardan, Şaşal, Özsu, Güneşsu, Cansu Yamanlar, Yks Yamanlar, Bademli, Yamanlar, Nil-Su, Karbel, Pan, Yeşilkaya, Allıpınar, Yuvacık, Akar, Gürpınar, Ovacık, Çene Suyu, Serap, Polat Galle Karamürsel, Akçat, Bey Su, İvriz, Türkmen, Mayyi, Salihli, Sardes, Salihli(Mineralli Su), Kula(Mineralli Su), Sarıkız(Mineralli Su), Labranda, Polat Galle, Sandras, Gökova(Mineralli Su), Yaman Labranda, Tekir, Çataltepe, Başayran, Özayran Esensu, Bahçepınar, Bağcı, Bahçe Ayran Su, Ayder, Nestle Pure Life, Reşadiye, Damla, Şerefiye, Kristal, Kardelen, Oskar, Aytaç Akyudum, Danone Hayat Adana, Buzdağı, Canpınar, Sırmasu, Pınar Yaşam Pınarım, Lido, Revan, Efem Su, Kuzuluk(Mineralli Su), Akdağ, Karacapınar, Saneta, Istranca, Çardaklı Su, Turkaz Çorlu, Aquafina, Özgü (Mineralli Su), Niksar, Ayvaz, Belkaya, Ereksu, Esin Su, Karsu, Üççamlar, Genç, Harmankaya, Gülşen,
     
İzinli İthal Suların listesi şöyle:

“Evian Doğal Mineralli Su, Contrex Doğal Mineralli Su, Perrier Doğal Mineralli Su, San Pellegrino Doğal Mineralli Su, Gerolsteiner Doğal Mineralli Su, Acqua Panna Doğal Mineralli Su, Sirab Doğal Mineralli Su, Seven Oceans İçme Suyu

ANKA



Gönderen: Halil Yaz
Gönderi tarihi: 06/Ağu/2007 saat 15:59
NASA'DAN ŞOK RAPOR
TÜRKİYE 2040'DA ÇÖL OLACAK

06.08.2007 13:05

Türkiye’de son 40 yılda Van Gölü’nün 3 katı, Türkiye’nin en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir Gölü’nün 25 katı oranında sulak alan yok olurken, kara yüzeyinin yüzde 90’ında çeşitli şiddetlerde erozyon görülüyor ve verimli topraklar da hızla kaybediliyor.

AA muhabirinin Doğal Hayatı Koruma Vakfı-Türkiye ve TEMA’dan aldığı bilgilere göre, küresel ısınma ve bilinçsiz tarımsal sulama yüzünden Türkiye’nin sulak alanları ve birbirini tetikleyen sorunlar yüzünden verimli toprakları kaybediliyor.

Türkiye’de kaybedilen sulak alanların boyutu küçümsenmeyecek kadar büyük... Yaklaşık 1 milyon 250 bin hektarlık kuruyan alan, Marmara Denizi’nin yüzölçümüne eşit. Sözkonusu kaybın Van Gölü’nün 3 katı, Türkiye’nin en büyük tatlı su gölü olan Beyşehir Gölü’nün 25 katı, ülkenin en önemli göllerinden olan Tuz Gölü’nün ise 9 katından fazla olması dikkat çekiyor.
     
BÖYLE GİTMEMELİ...

NASA’nın yaptığı araştırmaya göre, erozyonun şiddetlenerek devam etmesi ve etkili tedbirler alınmaması halinde Türkiye’nin büyük bir bölümü 2040 yılında çöl olacak.

Erozyonla baraj göllerinin dibine yığılan topraklar, barajların doğal ömrünü yüzde 50 oranında azaltabiliyor. Bunun sonucunda yüksek değerde hidrolojik enerji ve kullanma suyu kayıpları meydana geliyor. Örneğin, dünya barajlarına erozyonla getirilip depolanan topraklar, enerji ve kullanma suyu bakımından yılda 6 milyar dolarlık bir zarara neden oluyor. Türkiye’de bunun tipik örneği Keban Barajı’nda görülüyor.

Türkiye’de 15 barajın (Altınapa, Bayındır, Buldan, Çaygören, Selevir, Çubuklu, Demirköprü, Hirfanlı, Karamanlı, Kartalkaya, Kemer, Kesikköprü, Seyhan, Sürgü, Yalvaç) ömürlerinin tahmin edilenden önce dolmuş ya da dolmak üzere olduğu vurgulanıyor. Bunlara ek olarak ülke ve bölge için büyük önem taşıyan Keban, Karakaya ve Atatürk barajlarında da tehlike çanları çalıyor.
     
GERİ KAZANMAK KOLAY OLMUYOR...

Kaybedilen sulak alanlar ve verimli topraklar ekonomik açıdan büyük çapta zarara yol açarken, geri kazanımları kolay olmuyor.

Sulak alanları geri kazanmak, kuruyan gölleri eski haline getirmek için yüzlerce yıl gerekiyor. Örneğin Konya’da yeraltı su seviyesi giderek düşüyor. İçilebilir özellikteki temiz yeraltı suyu ile Tuz Gölü arasında kot farkı 15 metreye kadar indi.

Önceden 50 metrenin üzerindeki farkın 15 metreye kadar inmesi tehlikeyi beraberinde getiriyor. Böyle giderse 5-6 yıl sonra Tuz Gölü’nden yer altı suyuna doğru akış başlayacak ve temiz su tamamen bozulacak. Bu durumda da hayatın biteceği Konya Kapalı Havzası’nda yeraltı suyunun temizlenmesi için 1400 yıl gerekecek.

Aynı şekilde üretilemeyen bir kaynak olan verimli toprağın 1 santimetresi ortalama 500 yılda oluşuyor. Tarım yapılabilmesi için gereken minimum 40 santimetrelik toprağın oluşması ise ortalama 20 bin yılda gerçekleşiyor.

1 ton buğday elde edilmesi için bin ton, 1 porsiyon bonfilenin yenecek halde sunulabilmesi için (hayvanın büyümesi, beslenmesi vb.) 9 bin 800 litre, 1 pilicin yenebilir hale gelmesi için 1200 litre, 1 kilo ekmek için 400-1200 litre suya gereksinimin duyulduğu günümüzde kaybedilen ülke suyu ve toprağı için harekete geçmenin önemine işaret ediliyor.. Yıllardır sulak alanların kuruduğu ülkede bilinçlenmenin, büyük kentlerde su kesintilerine gidilmesiyle başladığını belirten WWF-Türkiye ve Tema Vakfı yetkilileri, "40 yılda 1,25 milyon hektar alanı kaybettik. Halen kayıplar sürüyor. Kişi başına düşen su azaldı, topraklarımız verimini kaybetti. Artık ülkede daha ciddi önlemlerin alınması gerekiyor" dedi.

Milliyet / Zafer Akpınar



Gönderen: 26_26_26
Gönderi tarihi: 06/Ağu/2007 saat 23:49
Nasa geç haber verdi yada vermedi.Göller,barajlar kurumaya başladı bile Exclamation
2040'da yaşayacak nesil,bizden hesap soracak Nuke 
Her nekadar sebep ve sorumlu olsakta, doymak bilmeyen bizim neslin köpekleri olan (ABD,GB,F,D,...)  sayesinde...


-------------
Söz Eskişehir'le başlarsa,EsEs'le biter






Gönderen: bhusoy
Gönderi tarihi: 07/Ağu/2007 saat 00:09
Her ne kadar inanmasam da, umuyorum ki halkımız bu konuda daha uygar davranarak, çağın ve şartların gerektiği gibi yaşamayı öğrenir... Eğer bu işe ticari açıdan rant elde etme gözüyle bakarsak, değil 30 yıl sonra çok daha kısa süre sonra susuz kalırız !!! Bakınız örneği gözler önünde şöyle ki; bidon satışları arttı ve dolayısıyla fiyatları da fırladı, tankerlerle depo depo yer altı suları aşırılıyor ve faiş fiyatlara ulaşan rakamlara satılıyor. Korkarım ki, çok kısa zaman sonra suyun litresi benzini katlayacak böyle giderse!!!

-------------
"O GÜN GELECEK!"


Gönderen: 26_26_26
Gönderi tarihi: 07/Ağu/2007 saat 00:40
Alıntı yapılan bhusoy

Her ne kadar inanmasam da, umuyorum ki halkımız bu konuda daha uygar davranarak, çağın ve şartların gerektiği gibi yaşamayı öğrenir... Eğer bu işe ticari açıdan rant elde etme gözüyle bakarsak, değil 30 yıl sonra çok daha kısa süre sonra susuz kalırız !!! Bakınız örneği gözler önünde şöyle ki; bidon satışları arttı ve dolayısıyla fiyatları da fırladı, tankerlerle depo depo yer altı suları aşırılıyor ve faiş fiyatlara ulaşan rakamlara satılıyor. Korkarım ki, çok kısa zaman sonra suyun litresi benzini katlayacak böyle giderse!!!
Şimdiden susuzuz zaten, Eskişehir'de  sıkıntımız yok ama yansıyacaktır mutlaka......
 


-------------
Söz Eskişehir'le başlarsa,EsEs'le biter






Gönderen: scarface_hkna
Gönderi tarihi: 07/Ağu/2007 saat 00:44
2040 a kadar türkiye diye bişey kalsında çöl olsun o da yeter !!!

-------------
Takımların karakterlerini yöneticiler ve futbolcular değil,taraftarlar belirler.


Gönderen: 26_26_26
Gönderi tarihi: 07/Ağu/2007 saat 01:01
Alıntı yapılan scarface_hkna

2040 a kadar türkiye diye bişey kalsında çöl olsun o da yeter !!!
Su Savaşlarında ezilmezsek,ezdirmezsek kendimizi Türkiye her zaman var olacaktır, Dünyada.

-------------
Söz Eskişehir'le başlarsa,EsEs'le biter






Gönderen: Halil Yaz
Gönderi tarihi: 09/Ağu/2007 saat 11:05
Hacettepe hasta kabullerini durdurdu
Hacettepe Hastaneleri’nin tümünde hasta kabulleri neden durduruldu?

09.08.2007 09:58

Ankara’daki su kesintileri hastaneleri de vurdu. Hacettepe Hastaneleri’nin tümünde hasta kabulleri durdurulurken yatan hastaların da taburcu işlemlerinin hızla yapıldığı belirtildi.

Uygulamanın su gelene kadar devam edeceği öğrenildi.

Hastane’de yatan hastaların bazılarının bir süreliğine “izinli gösterildiği bazılarının ise kesin taburcularının yapıldığı öğrenildi.

Çok acil durumlar dışında ameliyatların da durdurulduğu Hacettepe Hastanesi’ndeki uygulamanın ne kadar süreceği ise bilinmiyor.

Hastanesi’nin, 2000 litre olan su deposunun da yüzde 75 oranında boşaldığı ve şu an itibariyle depoda 500 litre su kaldığı kaydedildi.

Hacettepe İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi’nde de hasta kabulleri durdurulurken, acil hastaların mağdur olmamaları için Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Dr. Sami Ulus Çocuk Hastanesi’ne yönlendirildiği bildirildi.

ANKA
Bu işin bir sorumlusu olmalı , ama ortada bu iş benim sorumluluğumda diyecek kişi kuruluş ortada yok,bilinen sorumluya oy verenlerden çıt yok .



Gönderen: Halil Yaz
Gönderi tarihi: 09/Ağu/2007 saat 11:35
ASMA YAPRAĞI
 
Ülkenin batısındaki küçük bir mahallenin bir sokağının neredeyse tamamı ressamlardan oluşmaktaydı. Bu mahallede, üç katlı bodur bir tuğla yığınının tepesinde iki kız arkadaşın stüdyoları bulunmaktaydı .
Alt katlarında ise yaşlı bir ressam otururdu. Günlerden bir gün kız arkadaşlardan biri zatürree hastalığına yakalandı. Genç kız günden güne eriyordu.
Bir gün, arkadaşı resim yaparken O da yatağında pencereden dışarı bakıyor ve sayıyordu... geriye doğru sayıyordu. "On iki" dedi, biraz sonra da "on bir"; arkasından "on", sonra "dokuz"; daha sonra, hemen birbiri ardına "sekiz" ve "yedi".
Arkadaşı merakla dışarı baktı. Sayılacak ne vardı acaba?
Görünürde sadece kasvetli, bomboş bir avlu ile altı yedi metre ötedeki tuğla evin çıplak duvarı vardı. Budaklı köklerinden çürümüs, yaşlı mı yaşlı bir asma, tuğla duvarın yari boyuna kadar tırmanmıştı.
Dönüp arkadaşına "Neyin var?" diye sordu.
Hasta kız fısıltı halinde "altı" dedi. "Artık hızla düşüyorlar. Üç gün önce neredeyse yüz tane vardı. Saymaktan başıma ağrı giriyordu. Ama şimdi kolaylaştı. Işte biri daha gitti. Topu topu beş tane kaldı şimdi."
"Beş tane ne?" diye sordu arkadaşı. "Yapraklar, asmanın yaprakları. Sonuncusu da düşünce, ben de mutlaka gideceğim. Hissediyorum bunu. " Arkadaşı ona saçmalamamasını söyleyip içmesi için çorba götürdü.
Fakat O; "Işte bir tanesi daha gidiyor. Hayır çorba filan istemiyorum. Bununla geriye dört tane kaldı. Hava kararmadan sonuncusunun da düştüğünü görmek istiyorum. Ondan sonra ben de gideceğim." diyerek cevap verdi.
Genç kız uykuya daldığında arkadaşı da alt kattaki yaşlı ressamı ziyarete gitti. Bu sırada yaprak olayını da anlattı yaşlı adama.
Yukarı çıktığında arkadaşı uyuyordu. Ertesi sabah hasta kız hemen arkadaşına perdeyi açmasını söyledi. Ama hayret! Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen upuzun gece boyunca aralıksız yağan yağmur ve şiddetle esen rüzgardan sonra, bir asma yaprağı hala yerinde duruyordu. Sapına yakın tarafları hala koyu yeşil kalmakla birlikte, testere ağzı gibi tırtıllı kenarlarına ölümün ve çürümenin sari rengi gelmiş olan yaprak, yerden altı yedi metre yükseklikteki bir dala yiğitçe asılmış duruyordu.
"Bu sonuncusu" dedi hasta kız. "Geceleyin mutlaka düşer diye düşünmüştüm. Rüzgarı duydum. Bu gün düşecektir, o düştüğü an ben de öleceğim."
Ağır ağır geçen gün sona erdiğinde onlar alacakaranlıkta bile, asma yaprağının duvarın önünde sapına tutunmakta olduğunu görebiliyorlardı .
Derken şiddetli yağmur tekrar başladı. Hava yeteri kadar aydınlanır aydınlanmaz, genç kız hemen perdenin açılmasını istedi. Asma yaprağı hala yerindeydi. Genç kız, yattığı yerden uzun uzun yaprağı seyretti.
Sonra arkadaşına seslendi. "Münasebetsizlik ettim. Benim ne kötü bir insan olduğumu göstermek istercesine, bir kuvvet o son yaprağı orada tuttu. Ölümü istemek günahtır. Simdi biraz bana çorba verebilirsin. " dedi.
Akşamüstü gelen doktor ayrılırken; "Şimdi alt kattaki bir hastaya bakmam gerekiyor. Yaşlı bir ressammış sanırım. O da zatürree. Yaşlı adamcağız çok ağır bir durumda, kurtulma umudu yok ama daha rahat eder diye bugün hastaneye kaldırılıyor," dedi.
Ertesi gün doktor: "Tehlikeyi atlattınız, siz kazandınız." dedi. O gün öğleden sonra arkadaşı artık iyileşmiş olan arkadaşına alt kattaki yaşlı adamı anlattı.
Yaşlı adam iki gün hastanede yattıktan sonra ölmüş. Hastalandığı günün sabahı kapıcı onu aşağıda, odasında sancıdan kıvranırken bulmuş. Pabuçları, elbisesi baştan aşağı sırılsıklam, her yani buz gibi bir haldeymiş.
Öyle korkunç bir gecede nereye çıktığına akil sır erdirememişti kimse. Sonra, hala yanık duran bir gemici feneri, yerinden sürüklene sürüklene çıkarılmış bir portatif merdiven, bir de üstünde birbirine karışmış sarı, yeşil boyalarla bir palet ve sağa sola saçılmış bir kaç fırça bulmuşlar.
O zaman o son yaprağın sırrı da çözülmüş. Rüzgar estiği zaman bile yerinden oynamayan yaprak, yaşlı ressamın şaheseriydi. Yaşlı adam, son yaprağın düştüğü gece oraya bir yaprak resmi yapıp yapıştırmıştı.
William Sydney Porter (O. Henry)
 


Gönderen: ESESerdartugsuz
Gönderi tarihi: 10/Ağu/2007 saat 16:09

ÜÇ SARI GÜL…

 
Süpermarkete alışveriş için girmemiştim aslında.. 37 yıllık kocamı kaybedeli bir hafta olmuştu ve bu dükkanda onunla ne tatlı anılarımız vardı.. Ben alışveriş yaparken ortadan kaybolurdu. Nereye gittiğini bilirdim.. Elinde üç tane sari gülle dönerdi hep.. Rudy sari gülleri çok sevdiğimi bilirdi. İçim hem sevgi hem hüzünle doluydu..
Birkaç şey alıp sepete attım.. Tek kişi için alışveriş, iki kişiye alırkenden daha çok düşündürüyor insani, nedense.. Et reyonun önünde bifteklere bakıp, Rudy'nin bunlara nasıl bayıldığını hatırlarken bir genç kadın geldi yanıma.. İnce
uzun, güzel bir sarışındı.. Bir kocaman pirzola paketi aldı, sepetine attı.. Sonra durdu, düşündü, pirzolaları sepetten çıkarıp, tekrar rafa koydu.. Ona tebessüm ederek baktığımı fark etti ayni anda..
"Kocam pirzolayı çok sever, ama bu fiyatla da alamam ki..
Bilemiyorum.." Dokunsalar ağlayacağım.. Mavi gözlerinin ta içine baktım.
"Kocam sekiz gün önce öldü" dedim, sesimin titremesini kontrole çalışarak..
"Alin bu pirzolaları ve birlikte olduğunuz her anin hazzını yaşayın.."
Başıyla evetledi.. Pirzolaları tekrar sepetine koydu ve yürüdü.. Ben de süt, peynir reyonuna doğru gittim. Simdi artık hangi büyüklükte süt almalıyım, diye düşünürken, bana doğru gelen yeşil elbiseye dikkat ettim. Oydu.. Sarisin kadın.. Yüzünde o güne dek rastlamadığım kadar güzel ve anlamlı bir tebessüm vardı.. Göz göze geldik..
"Bunları size aldım" dedi.. "Kasaya vardığınızda, parasının ödendiğini göreceklerdir.." Uzandı, yanaklarımdan öptü ve.. Ve sepetime, uzun saplı üç sari gül bıraktı..
Ona ne yaptığını, bu güllerin benim için ne mana ifade ettiğini söylemek istedim, ama mümkün mü?..Hıçkırıklara boğulur ve göz yaşlarım görmemi hızla engellerken, uzaklaştığını hayal meyal seçtim.. Sepetimdeki sari güllere baktım.. Hem de üç taneydiler.. Nerden biliyordu?.. Birden anladım.. Bilmiyordu ki.. Dükkanda yalnız değildim..
Gözlerimde yaslarla yukarı doğru baktım.. "Rudy.." dedim.. "Rudy, beni unutmadın, beni hala bırakmadın değil mi?.." Rudy, gene benimle gelmişti alışverişe.. Bu sarisin kadın onun perisiydi..

"Ağlamak güzeldir.. Süzülürken yaslar gözünden, Sakin utanma.." Aynen öyle.. Geliyorsa içinizden aldırmayın.. En iyi ağlamayı en çok sevenler bilir!.

 



-------------
"HERŞEY TEK BÜYÜK ESKİŞEHİRSPOR İÇİN"


Gönderen: ssedat26
Gönderi tarihi: 10/Ağu/2007 saat 19:21
Alıntı yapılan Halil Yaz

ASMA YAPRAĞI
 
Ülkenin batısındaki küçük bir mahallenin bir sokağının neredeyse tamamı ressamlardan oluşmaktaydı. Bu mahallede, üç katlı bodur bir tuğla yığınının tepesinde iki kız arkadaşın stüdyoları bulunmaktaydı .
Alt katlarında ise yaşlı bir ressam otururdu. Günlerden bir gün kız arkadaşlardan biri zatürree hastalığına yakalandı. Genç kız günden güne eriyordu.
Bir gün, arkadaşı resim yaparken O da yatağında pencereden dışarı bakıyor ve sayıyordu... geriye doğru sayıyordu. "On iki" dedi, biraz sonra da "on bir"; arkasından "on", sonra "dokuz"; daha sonra, hemen birbiri ardına "sekiz" ve "yedi".
Arkadaşı merakla dışarı baktı. Sayılacak ne vardı acaba?
Görünürde sadece kasvetli, bomboş bir avlu ile altı yedi metre ötedeki tuğla evin çıplak duvarı vardı. Budaklı köklerinden çürümüs, yaşlı mı yaşlı bir asma, tuğla duvarın yari boyuna kadar tırmanmıştı.
Dönüp arkadaşına "Neyin var?" diye sordu.
Hasta kız fısıltı halinde "altı" dedi. "Artık hızla düşüyorlar. Üç gün önce neredeyse yüz tane vardı. Saymaktan başıma ağrı giriyordu. Ama şimdi kolaylaştı. Işte biri daha gitti. Topu topu beş tane kaldı şimdi."
"Beş tane ne?" diye sordu arkadaşı. "Yapraklar, asmanın yaprakları. Sonuncusu da düşünce, ben de mutlaka gideceğim. Hissediyorum bunu. " Arkadaşı ona saçmalamamasını söyleyip içmesi için çorba götürdü.
Fakat O; "Işte bir tanesi daha gidiyor. Hayır çorba filan istemiyorum. Bununla geriye dört tane kaldı. Hava kararmadan sonuncusunun da düştüğünü görmek istiyorum. Ondan sonra ben de gideceğim." diyerek cevap verdi.
Genç kız uykuya daldığında arkadaşı da alt kattaki yaşlı ressamı ziyarete gitti. Bu sırada yaprak olayını da anlattı yaşlı adama.
Yukarı çıktığında arkadaşı uyuyordu. Ertesi sabah hasta kız hemen arkadaşına perdeyi açmasını söyledi. Ama hayret! Hiç bitmeyecekmiş gibi gelen upuzun gece boyunca aralıksız yağan yağmur ve şiddetle esen rüzgardan sonra, bir asma yaprağı hala yerinde duruyordu. Sapına yakın tarafları hala koyu yeşil kalmakla birlikte, testere ağzı gibi tırtıllı kenarlarına ölümün ve çürümenin sari rengi gelmiş olan yaprak, yerden altı yedi metre yükseklikteki bir dala yiğitçe asılmış duruyordu.
"Bu sonuncusu" dedi hasta kız. "Geceleyin mutlaka düşer diye düşünmüştüm. Rüzgarı duydum. Bu gün düşecektir, o düştüğü an ben de öleceğim."
Ağır ağır geçen gün sona erdiğinde onlar alacakaranlıkta bile, asma yaprağının duvarın önünde sapına tutunmakta olduğunu görebiliyorlardı .
Derken şiddetli yağmur tekrar başladı. Hava yeteri kadar aydınlanır aydınlanmaz, genç kız hemen perdenin açılmasını istedi. Asma yaprağı hala yerindeydi. Genç kız, yattığı yerden uzun uzun yaprağı seyretti.
Sonra arkadaşına seslendi. "Münasebetsizlik ettim. Benim ne kötü bir insan olduğumu göstermek istercesine, bir kuvvet o son yaprağı orada tuttu. Ölümü istemek günahtır. Simdi biraz bana çorba verebilirsin. " dedi.
Akşamüstü gelen doktor ayrılırken; "Şimdi alt kattaki bir hastaya bakmam gerekiyor. Yaşlı bir ressammış sanırım. O da zatürree. Yaşlı adamcağız çok ağır bir durumda, kurtulma umudu yok ama daha rahat eder diye bugün hastaneye kaldırılıyor," dedi.
Ertesi gün doktor: "Tehlikeyi atlattınız, siz kazandınız." dedi. O gün öğleden sonra arkadaşı artık iyileşmiş olan arkadaşına alt kattaki yaşlı adamı anlattı.
Yaşlı adam iki gün hastanede yattıktan sonra ölmüş. Hastalandığı günün sabahı kapıcı onu aşağıda, odasında sancıdan kıvranırken bulmuş. Pabuçları, elbisesi baştan aşağı sırılsıklam, her yani buz gibi bir haldeymiş.
Öyle korkunç bir gecede nereye çıktığına akil sır erdirememişti kimse. Sonra, hala yanık duran bir gemici feneri, yerinden sürüklene sürüklene çıkarılmış bir portatif merdiven, bir de üstünde birbirine karışmış sarı, yeşil boyalarla bir palet ve sağa sola saçılmış bir kaç fırça bulmuşlar.
O zaman o son yaprağın sırrı da çözülmüş. Rüzgar estiği zaman bile yerinden oynamayan yaprak, yaşlı ressamın şaheseriydi. Yaşlı adam, son yaprağın düştüğü gece oraya bir yaprak resmi yapıp yapıştırmıştı.
William Sydney Porter (O. Henry)
 
 
Çok güzel bir yazı eline sağlık.


-------------
Biz ESKİŞEHİRSPOR'luyuz
TaTaR...


Gönderen: Halil Yaz
Gönderi tarihi: 13/Ağu/2007 saat 09:01
Polis öyküleri
Adam kırmızı ışıkta geçiyor. Başkomiser görüp ekibe bildiriyor. Ekip adamı yakalıyor:

"Ceza yazacağım."

Adam:
"Sen nerden gördün kırmızıda geçtiğimi?"

Polis:
"Başkomiserim görmüş. O söyledi."

Adam:
"Amma boşboğaz, dedikoducu başkomiserin varmış ha. İnsan her şeyi söyler mi? Sır saklamasını bilmek lazım."

* * *

Polis adamı çevirmiş:
"Hey hemşerim, kırmızı ışığı görmedin mi?"

Adam:
"Vallahi memur bey, kırmızıyı gördüm de seni görmedim."

* * *

Şanlıurfa Emniyet Müdürü odacısını çağırır:
"Çabuk bana Balıklıgöl'ün müstecirini (kiracı) bulun."

Odacı kısa süre sonra şalvarlı, kısa boylu, sıska, hafif, çekik gözlü, sakallı bir adamcağızı getirir.

Müdür:
"Oğlum bu kim?"

Odacı:
"Mülteci dediniz, ben de Afgan bir mülteci getirdim."

* * *

Şehrin birinde karı-koca diş hekimi muayene açıyorlar.

Tabelaları şöyle:
"Oya Bilir - Kaya Bilir"

* * *

Şanlıurfa'da polisin biri bakkala gidiyor. Alışveriş yapıp elinde poşetlerle giderken telsizini dükkanda unutuyor. Satıcı da fark etmiyor.

Telsizden sesler gelince adam korkuyor. "Dükkanı cinler bastı" deyip kapatıp gidiyor.

Yarım saat sonra polis telsizini unuttuğunun farkına varıyor. Döndüğünde dükkanı kapalı buluyor. Adama "telsizimi çaldı" diye işlem yapmaya başlıyor.

Dükkan sahibi ise bu arada karakola gidip "cinler bastı, gaipten sesler geliyor" diye şikayetçi olunca olay anlaşılıyor.

* * *

Polis müdürü odacıyı çağırıp "oğlum bana 2 kalem pil getir" diyor.
Odacı kayboluyor. Bir süre sonra elinde 2 karanfille içeri giriyor:
"Buyrun efendim. İstediğiniz karanfilleri getirdim."

* * *

Elazığ'da Gazi Caddesi'nde iki kişi kavga ediyor. Vatandaşın biri de oradan geçen polis otosuna koşuyor:

"İki kişi kavga ediyor, koşun..."

Polis:
"Hemen 155'i arayıp polis çağırın. Gelip ayırsınlar."

* * *

Polis Radyosu'ndan anonslar:
"Polis huzurun güvencesidir... Polis güvenin teminatıdır..."

Arkasından spiker:
"Şimdi sizin için Ferdi Tayfur söylüyor. 'Huzurum Kalmadı Fani Dünyada' "

Yine bir anons:
"Polise güvenin... Polisi sevin...

Ve yine spiker:
"Orhan Gencebay söylüyor: 'Ben Sevdim De Ne Oldu' "

* * *

Aracın biri radara yakalanıyor, ama hızla feribota biniyor. Başkomiser polise anons ediyor:

"Feribottaki araca ceza yazın."

Polis feribota biniyor. Aracı aramaya başlıyor.

Başkomiser anonsa devam ediyor:
"Bir ceza yazıp gelecektin, daha yazamadın mı?"

Polis perişan:
"Cezayı yazdım da, gemi hareket etti. Geri gelemiyorum."

* *Polis öyküleri

Adam kırmızı ışıkta geçiyor. Başkomiser görüp ekibe bildiriyor. Ekip adamı yakalıyor:

"Ceza yazacağım."

Adam:
"Sen nerden gördün kırmızıda geçtiğimi?"

Polis:
"Başkomiserim görmüş. O söyledi."

Adam:
"Amma boşboğaz, dedikoducu başkomiserin varmış ha. İnsan her şeyi söyler mi? Sır saklamasını bilmek lazım."

* * *

Polis adamı çevirmiş:
"Hey hemşerim, kırmızı ışığı görmedin mi?"

Adam:
"Vallahi memur bey, kırmızıyı gördüm de seni görmedim."

* * *

Şanlıurfa Emniyet Müdürü odacısını çağırır:
"Çabuk bana Balıklıgöl'ün müstecirini (kiracı) bulun."

Odacı kısa süre sonra şalvarlı, kısa boylu, sıska, hafif, çekik gözlü, sakallı bir adamcağızı getirir.

Müdür:
"Oğlum bu kim?"

Odacı:
"Mülteci dediniz, ben de Afgan bir mülteci getirdim."

* * *

Şehrin birinde karı-koca diş hekimi muayene açıyorlar.

Tabelaları şöyle:
"Oya Bilir - Kaya Bilir"

* * *

Şanlıurfa'da polisin biri bakkala gidiyor. Alışveriş yapıp elinde poşetlerle giderken telsizini dükkanda unutuyor. Satıcı da fark etmiyor.

Telsizden sesler gelince adam korkuyor. "Dükkanı cinler bastı" deyip kapatıp gidiyor.

Yarım saat sonra polis telsizini unuttuğunun farkına varıyor. Döndüğünde dükkanı kapalı buluyor. Adama "telsizimi çaldı" diye işlem yapmaya başlıyor.

Dükkan sahibi ise bu arada karakola gidip "cinler bastı, gaipten sesler geliyor" diye şikayetçi olunca olay anlaşılıyor.

* * *

Polis müdürü odacıyı çağırıp "oğlum bana 2 kalem pil getir" diyor.
Odacı kayboluyor. Bir süre sonra elinde 2 karanfille içeri giriyor:
"Buyrun efendim. İstediğiniz karanfilleri getirdim."

* * *

Elazığ'da Gazi Caddesi'nde iki kişi kavga ediyor. Vatandaşın biri de oradan geçen polis otosuna koşuyor:

"İki kişi kavga ediyor, koşun..."

Polis:
"Hemen 155'i arayıp polis çağırın. Gelip ayırsınlar."

* * *

Polis Radyosu'ndan anonslar:
"Polis huzurun güvencesidir... Polis güvenin teminatıdır..."

Arkasından spiker:
"Şimdi sizin için Ferdi Tayfur söylüyor. 'Huzurum Kalmadı Fani Dünyada' "

Yine bir anons:
"Polise güvenin... Polisi sevin...

Ve yine spiker:
"Orhan Gencebay söylüyor: 'Ben Sevdim De Ne Oldu' "

* * *

Aracın biri radara yakalanıyor, ama hızla feribota biniyor. Başkomiser polise anons ediyor:

"Feribottaki araca ceza yazın."

Polis feribota biniyor. Aracı aramaya başlıyor.

Başkomiser anonsa devam ediyor:
"Bir ceza yazıp gelecektin, daha yazamadın mı?"

Polis perişan:
"Cezayı yazdım da, gemi hareket etti. Geri gelemiyorum."

* * *

Adamın biri 155'i arıyor. Görevli: "155 Polis İmdat, buyrun" diyor.
Adam:
"İmdat bey, ................'a bir ekip gönderir misiniz?"

 *

Adamın biri 155'i arıyor. Görevli: "155 Polis İmdat, buyrun" diyor.
Adam:
"İmdat bey, ................'a bir ekip gönderir misiniz?"



Gönderen: Halil Yaz
Gönderi tarihi: 13/Ağu/2007 saat 09:09
Mahkeme salonunda, seksen yaşlarındaki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı...

Adam inatçı bakışlarla, suskun ninenin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözlerini ve bıkkın bakışlarını süzüyordu.


Hakim tok sesiyle, yaşlı kadına: "Anlat teyze, neden boşanmak istiyorsun?"

Yaşlı kadın, derin bir nefes çektikten sonra baş örtüsüyle ağzını aralayıp, kısılmış sesiyle konuşmaya başladı:

"Bu herif yetti gayri, 50 yıldır bezdirdi hayattan..."

Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu, mahkeme salonunda...

Sessizlik, bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu...

Kim bilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmıs 50 yılın ardından?

Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı... Kadın neler diyecekti? Herkes, onu dinliyordu...

Yaşlı kadının gözleri doldu ve devam etti:

"Bizim bir sedef çiçeği vardı, çok sevdiğim... O bilmez...

50 yıl önceydi.. O çiçeği bana verdiği çiçekler arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm.

Yavrumuz olmadı onları yavrum bildim. Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman adak adadım. Her gece güneş doğmadan önce, bir tas suyla sulayacağım onu diye...

İyi gelirmiş derlerdi...

50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp bir kere de bu çiçeği ben sulayayım demedi. Taa ki geçen geceye kadar... O gece takatim kesilmiş uyuyakalmışım...

Ben, böyle bir adamla 50 yıl geçirdim.

Hayatımı, umudumu, her şeyimi verdim. Ondan hiçbirşey görmedim. Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini yapmasını bekledim. Onsuz daha iyiyim, yemin ederim."

Hakim yaşlı adama dönerek:

"Diyeceğin birşey var mı, baba?" dedi.

Yaşlı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle, hakime yöneldi.

Tane tane konuştu: "Askerliğimi Reisicumhur köşkünde bahçıvan olarak yaptım. O bahçenin, görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim. Fadime'mi de orada tanıdım. Sedefleri de... Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim. İlk evlendiğimiz günlerin birinde, boyun ağrısı nedeniyle, onu hekime götürdüm. Hekim çok uzun süre uyanmadan yatarsa, boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir dedi. Her gece uykusunu bölüp uyansın, gezinsin dedi.

Hekimi pek dinlemedi bizim hatun...

Lafım geçmedi...

O günlerde, tesadüf, bu çiçek kurumaya yüz tuttu.

Ben ona: "Gece çiçek sularsan geçer", dedim. Adak dilettim... Her gece onu uyandırdım ve onu seyrettim. O sevdiğim kadını, yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim. Her gece, o çiçek ben oldum sanki..." dedi adam.

O yaştaki bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle.

"Her gece, o yattıktan sonra uyandım. Saksıdaki suyu boşalttım. Sedef, gece sulanmayı sevmez, hakim bey... Geçen gece de... Yaşlılık... Ben de uyanamadım.

Uyandıramadım... Çiçek susuz kalırdı ama kadınımın boynu yine azabilirdi...

Suçlandım...Sesimi çıkartamadım..."

O anda gazeteciler dahil, mahkeme salonundaki herkes ağlıyordu.
--
GÜLÜŞLERİNİZ GÖZLERİNİZE IŞIK OLSUN.


__._,_.___



Gönderen: Halil Yaz
Gönderi tarihi: 13/Ağu/2007 saat 09:14
Meslekler ve çıldırtan sorular
1-

Yahu sen inşaat mühendisiydin di mi?
- Evet??
- Baksana bu bina yıkılır mı?
- Ne bileyim ben, bisürü testi var bu işin öyle karpuza vurur gibi anlaşılmaz bu işler!
- Ne biçim mühendissin lan sen?
-.......

2

- Bölüm ne?
- Makine mühendisliği
- Kaç tane kız var lan sizde ??

-........

3

- Ne çıkacan mezun olunca?
- Gemi inşaat muhendisi.
- Ha, kaptan felan yani.
- Yok ebe olacaz.

4

- Mesleğin ne evladım?
- Kimya muhendisiyim amca.
- Sabun, şampuan felan...
- Yok amca öyle değil; daha bi zor.

5

- Abi senin bölüm bilgisayardı di mi?
- Evet?
- Ya 6 haneli icq numarası nası aliyoruz? Öğretmişlerdir size....
- (tabi tabi. okulda ders var ICQ101 diye) Ama, öğretmediler, bilmiyorum.

6

-Ne mühendisisin?
-Endüstri mühendisi
-Ne endüstrisi?

7

Arkeoloji bölümünde okuyan bir kişi tarafından, bilgisayar mühendisliğinde
okuyan bir kişiye yöneltilmiş soru:

- Abi sen bilgisayar mühendisliğinde okuyordun dimi?
- Evet.
- Size hacker'lik yapmayı öğretiyorlar mı, böyle bir ders var mı?
- Lan, siz de tarihi eser kaçakçılığı diye bir ders var mı?
-?!

8

- Abi nerde okuyodun sen?
- Makine mühendisliği
- 4 yıllık mı?

9

- Ne mühendisisin?
- Bilgisayar
- Bu bilgisayarlar nasıl çalışıyorlar kuzum?
- İçlerinde elektronik devreler var, ikili mantığa göre...
- ??!
- Boşver, sen tak fişi çalışır onlar..

10

- Ne mühendisisin?
- Bilgisayar
- Yav bizim oglana şöyle iyi bişey, oyunlu falan, toplasak kaça çıkar?

11

- Bilgisayar mühendisliğini kazandığına göre çok zeki olmalısın.
- Yok ya o kadar değil.
- Salak mısın yani?

12

- Emre aslanım sen makine mühendisiydin de mi?
- Evet mahmut amca.
- Vallahi tebrik ederim seni.. ya bu arada bizim şofben bozuldu, müsait
olduun bi zaman diyodum.

13

- Yavrum inşaat mhendisi mi olacaksın sen?
- Evet teyzecim.
- Ayy canim benim peki iş miş bulabilecek misin çıkınca, master yapacak mısın?
master yapmadan da bir anlam yok artık. Mühendis kaynıyor ortalık.
- ...Saol ya. Bunları hatırlattın ya huzura kavuştum şimdi. Bozmasaydın ya şu
güzel ortamı, daha iyi olmaz mıydı?

14

- Ne iş yaparsın sen?
- Haberleme mühendisi
- Yaw bu nokialarda radarın yeri tespit ediliyo mu. Nasıl oluyo o ?
- Benim bu telefona nerden müzik yüklenir ?
- Sen şimdi telefon felan yapabiliyon mu bana da yap
- Bu uydu kanallar şifresiz felan nasıl izleniyo onun bi aleti varmış, var mı sende

15

- Senin okuduğun bölüm ne yienim?
- Genetik mühendislii diyorlar teyzecim.
- Vah vah tıp fakültesi tutturamadn mı yavrum, böyle genetik mühendisi olucan.?
- Kandan cerahatten pek hoşlanmam.

16

- Hmm yazılım mühendisliği nasıl oluyor o?
- Bilgisayar yazılımı üzerine.
- Yazı mı yazyorsun yani bilgisayarda?
- Evet yazı yazıyorum bilgisayarda. (la havle)

17

- Ahmet makina mühendisliği zor muydu?
- Tabi olum. termo, mukavemet, akışkanlar.. bunları geçene kadar arkamdaki kıllar ağardı.
- Helal olsun valla. ya benim evdeki musluğa bi bakıverse lan, damlatıyo kaç gündür.. o da akışkan sonuçta. he ne dersin?
- Allah belanı versin derim başka bişey demem.

18

- Sen şimdi ne okuyodun?
- Bilgisayar mühendisliği
- Evladım boşuna okuyosunuz siz, şimdiki çocukların hepsi bilgisayar kurdu,
bizim oğlan bütün gün internet cafede.
- Tabii amca, anlıyorum..

19

Işçilerin yeni girmiş makine mühendisi hakkındaki yorumları:

- Bak mesela şu yeni giren mühendis var ya..
- hee.
- CNC'nin "S" sinden bile anlamıyo..
- CNC'de "S" var mı ki lan?
- Neyse işte anlamıyooo..

20

- Ne okuyorsun sen?
- Peyzaj mimarlığı
- Ne yapar o?
- Doğal çevreyi bozmadan insan gereksinimlerini karşılamak için incelemeler ve planlar yapar. Kentlerdeki parkların,
bahçelerin, tarım alanlarının ve yolların....
- Ha yani bahçıvan olucan!
- !!!!!!!!!!!



Gönderen: Halil Yaz
Gönderi tarihi: 13/Ağu/2007 saat 09:19
neyiniz var ?
- kimsem yok. çok yalnızım doktor. öle yalnızım ki gölgem bile çıkmıyor.
+ ben size nasıl yardım edeyim?
- grup terapisi verseniz? şöle kalabalık olanından .

+ bana şikayetlerinizi tarif edin.
- hep yalnızım . çok sıkılıyorum. canım hiç bişey yapmak istemiyor.

+ depresyonda mısınız?
- yok, girmeye üşendim .

+ size bir doktor arkadaşımı tavsiye edicem.
- o da mı yalnız?
+ hayır psikolojik yardım amacıyla..
- anladım. beni çift kişilikli yapabilir mi? böylece yalnız kalmam .

+ hayır ama isterseniz sizi öldürünce toplu mezara gömebilir.
- sahi mi?
+ hayır.
+ anneniz hayatta mı?
- bu hayatta değil.
+ peki annenizi hatırlıyor musunuz?
- hayır. tek hatırladığım bana "seni leylekler getirdi" derdi.

+ bu normal. her çocuğa böyle derler.
- ama beni leylekler geri getirmiş.

+ ailenizden görüştüğünüz birileri var mı? babanız, kardeşleriniz, teyzeleriniz?
- hepsi ben küçükken bir trafik kazasında ölmüş.

+ bütün sülaleniz bir trafik kazasında mı ölmüş?
- evet. bizde murat 124 vardı. onların arkası nasıl geniştir bilirsiniz. herkes binmiş. sonra arabayı kullanan babam karşıdan hızla gelen elektrik direğini görmeyince kaza olmuş.

+ anneniz de bu kazada mı ölmüş?
- hayır arabada yer olmadığı için o arkadan koşuyormuş. kazayı görünce kalpten ölmüş.

+ anladım .


+ çocukluğunuzdan bahsedelim biraz. hiç arkadaşınız var mıydı?
- vardı. sık sık telefonla konuşurduk. beni yeniden dinlemek için 9 a bas derdi. bütün gün konuşurduk. sonra evdekiler çok telefon parası geliyor diye onu aramamı yasakladı.

+ evdekiler? onlar kimdi?
- bilmiyorum. karşı komşu işte.
+ şimdi hiç arkadaşınız var mı?
- bana göre mi onlara göre mi?

+ tamam bu soruyu geçelim.. hiç sevgiliniz oldu mu?
- önceki hayatımdakiler sayılır mı?

+ tamam bunu da geçelim.
+ büyük bir travma atlatmışsınız. böle travmaların en iyi ilacı zamandır.
- bende o ilacın yan etkileri oluyor.

+ o zaman yeni arkadaşlar edinmeyi deneseniz? mesela bir sosyal çevreye girmeyi deneyin.
- AB beni kabul etmedi.

+ daha kolay girilebilecek sosyal çevreleri deneseniz?
- birleşmiş milletler gibi mi mesela

+ mahalledeki gençlerin grubuna katılın mesela..
- ben kalabalık içinde kendimi daha yalnız hissediyorum ama.

+ hmm.. ..
+ o zaman geriye tek bir çare kalıyor.
- neymiş doktor?

+ ben size en kısa zamanda bir trafik kazası ayarlamaya çalışacağım.



Gönderen: Halil Yaz
Gönderi tarihi: 13/Ağu/2007 saat 09:23
  DOSTLARIMA


>       Hayat çetele tutmak degildir...

>       Hayat;
>       Seni kaç kisinin aradigi,kiminle çiktigin,çikiyor oldugun veya
>çikacagin demek de değildir.
>       Kimi öptügün,hangi sporu yaptigin,
>       kimlerin seni sevdiği de değildir.
>       Hayat, ayakkabıların,saçin,derinin rengi de değildir.
>       Nerede yasadığın veya hangi okula gittiğin de değildir.
>       Aslında hayat; notlar,para,giysiler,
>       girmeyi basardığın ya da basaramadığın okullar da değildir.
>       Hayat;
>       Kimi sevdiğin ve kimi incittiğindir.
>       Kendin için neler hissettiğindir.
>       Güven ,mutluluk,sefkattir.
>       Arkadaşlarına destek olmak ve nefretin yerine sevgiyi koymaktır.
>       Hayat;
>       Kiskançligi yenmek,önemsemeyi ögrenmek ve güven gelistirmektir.
>       Ne dedigin ve ne demek istedigindir.
>       Insanlarin sahip olduklarini değil,kendilerini olduğu gibi
>görmektir.
>       Her seyden önemlisi hayati,baskalarinin hayatini olumlu yönde
>etkilemek için kullanmayi seçmektir.
>       Iste hayat bu seçimden ibarettir.
>       Insanlarin en acizi dost edinemeyen,
>       ondan daha acizi ise dost kaybedendir.
>       Yazan:Charles Eguone



Gönderen: Halil Yaz
Gönderi tarihi: 14/Ağu/2007 saat 09:10
badem

Tur otobüsü şöförünün omzuna dokunulunca adam hafifçe başını çevirmiş, bir
bakmış ki elinde bir avuç badem, yaşlı bir kadın durmakta.. Teşekkür ederek
almış bademleri ve yemiş..

15 dakika sonra yaşlı kadın tekrar şöförün omuzuna dokunup bir avuç daha
badem vermiş ve bu ikramı 5 kere daha yapınca

"Zahmet ediyorsunuz efendim.." demiş saygılı şöför, " Hep bana yedirdiniz..
Biraz da kendiniz yesenize.."

Çiğniyemiyorum evladım.." demiş yaşlı kadın, "Dişlerim yok.."

"Niye satın alıyorsunuz o zaman?.." "

Evladım ben sadece üzerindeki çikolatayı emmesini seviyorum!.."
__________________


Gönderen: Halil Yaz
Gönderi tarihi: 15/Ağu/2007 saat 14:08



---------- Forwarded message ----------
From: Hayrettin Ertekin <hayrettinertekin@ mynet..com>
Date: 14.Ağu.2007 14:59
Subject: KİM BU KOMUTAN.?
To: Undisclosed- Recipient



 

Beni  kimse  imanım, davam  ve  cihadımdan  alıkoyamayacaktı r... Allah ( ZALİMLERİN) onların iştahlarını  kursaklarında  bırakacaktır.. .

 1881 de bir gün, cellâtlarına bile hayat dersi vererek sonsuz âleme uzanacak bir korkusuz dünyaya geldi....Yüce  Yaradan; onu, istila kuvvetlerinin çizmeleri altında bir vatanın insanlarına dünyevi kazançlar ile değişilmeyecek bir "şeyi" göstermek için gönderdi ve sömürgecilere karşı dâhilik ve iman ile savaşarak tüm dünyaya vatan bilinci ve iman gücü dersi verdirdi...
Kuzey Afrika'da teşekkül eden osmanlı  hareketi,içindeki dinamizm sayesinde sömürgecilere karşı Afrika Müslümanlarının nefesini her an diri tutmuştu... Ve o, bu hareketin erleri birer birer kaçarken dimdik ayakta durmayı başarmış,TÜRK  İslam dirilişi  tarihinin mücadele ve mücahede kanatlarının her ikisinde bitimsiz azmi göstermiş... Libya  direnişini öncüsü ve sembolü olmuş...
O, davasından vazgeçmedi ve şu sözleri sarf ederek düşmanının esas görüntüsünü çizmişti:  "Şayet Bingazi'den Cabel'ül  Ahdar'a  doğru  gürleyen bir aslan sesi işitirseniz, sakın korkmayın. Zira olaylar ve zafer dolu günler size aslan kürkü içinde yatan bir eşeğin olduğunu gösterecektir. ...
Sömürgeleşmede  artık  geç  kalan  İtalya'nın pençesi 1911'de Osmanlı'ya verilen ültimatomla Trablusgarp'a geçti... On beş günlük iş diye küçümsenen işgal, seneler boyu sürecek savaşa dönüştü....ve  bu cepheye bir yarbay tayin edildi... 
"Canlı ve hazır bir zekâ"
Kurtuluş  hareketinin başına geçen Çöl Arslanı  sömürgelerde özel olarak yetiştirilmiş, komutanların en acımasızı olan Graziani "canlı ve hazır bir zekâ" demekten kendini alamamıştı. Düzensiz kabileleri düzenlemiş ve İtalyanları şaşırta şaşırta dokuz sene büyük bir mücadele örneği göstermişti... Her yıl en az elliden fazla muharebe, iki yüzden fazla küçük ölçekli çatışma cereyan ediyordu.... Sömürgeci İtalya sadece Senusi birlikleri ile değil halk ile de mücadele ederek onları Senusilere daha çok yakınlaştırmıştı.... Halk için esaret ölümden beterdi. Ve kaybedecek hiçbir şey yoktu.... Hiçbir şey kalmamıştı.
O'na teslim olması için türlü teklifler yapıldı.... Eğer cihattan vazgeçerse ve teslim olursa kendisine çok güzel bir köşk ve hayatının sonuna kadar rahat yaşayacağı yüklü bir maaş ve ekonomik yardımlar teklif edildi fakat bu büyük davanın yanında bu teklifler O'nun için bir hiçti! Tarihi bir şamar atarak ellerini boş gönderdi..Beni kimse imanım, davam ve cihadımdan alıkoyamayacaktı r. Allah onların iştahlarını kursaklarında bırakacaktır.
Denizin ortasında yönünü bilmeyen bir gemi gibiyiz
Davayı bırakıp kaçanlara  yazdığı  mektubunda şunları dile getirmişti:  "Biliniz ki biz vatanımızın acıklı ve ıstıraplı bir hayat yaşayan evlatlarıyız. Vatan, istila kuvvetlerinin çizmeleri altında inliyorken, Arkasından İtalyanlar, yapılan bütün anlaşmaları iptal ettiler. Gittiği yönü, doğu ve batısını bilmeyen ve denizin ortasında yüzen bir gemi gibi terk edildik. Sen de aynı şekilde bizi bırakıp Türkiye'ye gitmeyi tercih ettiniz... Şunu bilin ki, vallahi, vallahi ve sümme vallahi sizi yakalarınızdan yakalayacağımız günler olacak... Sübhanallah.. . Tatlı olduğu ve meyve verdiği günlerde vatanınıza sahip çıkıyordunuz da, acıklı günlerde nasıl da terk edip gidiyorsunuz? Yanaklarımızı sulayan acı gözyaşlarımızla, bizler cephemize döndük. Ancak, şunu iyi biliniz ki, biz Allah'a tevekkül ederek vatanımıza geri döndük ve kanımızın son damlasına kadar dinimizi, vatanımızı ve canlarımızı savunarak asla düşmana teslim olmamak üzere ahdettik. Ancak yine de birçok şeye muhtacız.... Özellikle silah, sonra para, yiyecek ve giyeceğe şiddetle muhtacız. Yardımcımız Allah'tır, Allah..
Direniş güçlerinin halktan yardım görmelerini engellemek için İtalya tarafından bölgedeki hayvanlar telef edilmekte, mahsuller, ürünler zarara uğratılmakta ve ormanlar yakılmaktaydı. Ormanlıkların ateşe verilip, ortadan kaldırılması sonucu, gerilla güçlerinin seyri kolaylıkla kontrol edilebilir hale gelmişti. İtalyanlar sadece 141.766 küçük ve büyük baş hayvanı katlettiler. Yine bu yıllar şehit edilen mücahit rakamı İtalyan verilerine göre 4,329'du.
Fakat bütün önlemlere rağmen  halkın direnişi, kırılamıyordu.. .Roma hükümeti beş sene içinde Sireneyka'ya beş vali göndermek zorunda kaldı; Bongiovanni, Mombelli, Teruzzi, Siciliani ve son olarak meşhur Graziani...

Dostları bile ihanet etti
İtalyanlar vatanını savunan mücahitlere karşı başarılı olamayınca onları içten yıkmayı denemeye karar verdiler. On üç kabile şeyhi satın alındı... Ayrıca en yakın dostları dahi Çöl Arslanı'na ihanet etti.... Satın alınan şeyhler eğer İtalyanlara teslim olmazsa kendisi ile savaşacaklarını bile söyleyebildiler. ... Fakat bu lider kat'i azim ve kararlılığını korumaya devam etti...
En son gelen komutan, en acımasız komutan Graziani; tekkeleri  kapattı, şeyhlerini sınır dışı etti ve malvarlıklarına el koydu. Seyyar mahkemeler kurup halka kan kusturdu. Bu mahkemelerin çoğu idam ile neticelendi. .. Tüm ülkeyi abluka altına alıp Mısır sınırında üç yüz kilometrelik bir alanı dikenli örgülerle sardı.... Toplama kamplarını genişletti ve bütün bir ülkeyi abluka altına aldı.... Kamplardaki yaşama koşulları tam bir vahşet örneğiydi.... Bu kadar insanın dörtte birini bile doyuracak erzak yoktu.... Esirler ve gasp edilen hayvanlar arasında ölüm oranı tüyler ürperticiydi. ..

Zulümde sınır tanımıyorlardı
İtalyanların ulaşamadığı tek toprak parçası Kufra'ydı... yapılan hazırlıklardan sonra, çöl aşıldı ve Kufra düştü. İtalyanların burada yaptığı katliam, işkence ve tecavüzler dillere destandır. Graziani, teslim olan halkın gözleri önünde Kur'an-ı Kerim'i paramparça edip ayaklarının altında çiğneyerek "Haydi, çağırın da (hâşâ) bedevi peygamberiniz yardımınıza gelsin" demiş; ertesi günü şehrin ileri gelen uleması uçaklardan atılmış, vahadaki bütün hurma ağaçları kesilmiş, kuyular yakılmış, Mehdi Senusi'ye ait tarihi kütüphane alevlere teslim edilmiş ve insanların namusları kirletilmişti...
Graziani'nin yaptığı her şeye rağmen O, davasından vazgeçmedi ve şu sözleri sarf ederek düşmanının esas görüntüsünü çizmişti: Şayet Bingazi'den Cabel'ül Ahdar'a doğru gürleyen bir aslan sesi işitirseniz, sakın korkmayın... Zira olaylar ve zafer dolu günler size aslan kürkü içinde yatan bir eşeğin olduğunu gösterecektir.
İtalya güçlü bir istihbarat ve zekâ nedeni ile Libya'da hep boğuldu. Komutan Badoglio, onun için şu sözleri sarf etmek zorunda kalmıştır: "Bu direniş bir kişinin omuzlarındadır. .. bu işi kimseye bırakmamaktadı r... Çok başlı durumlarda kıskançlık ve iç çekişmeye imkân olsa da, disiplinli dava arkadaşları buna fırsat bırakmıyorlar. .. Her zaman ve durumda, sözü emir sayılmaktaydı. Savaş aleyhine geliştiğinde, güçlü haber alma servisi sayesinde, savaşa ara veriyor. Bize gelen bilgileri dahi yönlendirebiliyor.
Kufra'nın elden çıkmasıyla çember daralmış ve osmanlıların  elinde sadece Cebel'ül Ahdar kalmıştı. Bu durumla ilgili olarak Muhammed Esed'e ise şu sözleri söylemişti: "Sen de görüyorsun ya evlat, gerçekten biz artık bize tanınan vadenin sonuna gelmişiz. Savaşıyoruz, çünkü düşmanı bu topraklardan söküp atıncaya kadar ya da bu uğurda ölünceye kadar imanımız ve özgürlüğümüz için savaşmak zorundayız... . Başka yolu yok.... Allah'a aidiz ve O'na döneceğiz.... Kadınlarımızı, çocuklarımızı gönderdik ki, Cenab-ı Allah bizi ölüme çağırdığı zaman arkamıza dönüp bakmayalım.

"Hüküm ve karar yalnız Allah'ındır"
Sılanta mevkiinde iken İtalyan istihbaratı onun varlığını haber almıştı. Vadiyi her yönden saran kuvvetlerin oluşturduğu çemberi yarmanın imkânı yoktu. Mücahitler son nefeslerine kadar çarpıştılar. Burada yaralandı ve esir düştü....İtalyan birliklerinin genel kumandanı Graziani'nin karşısına çıkartıldı.... Bu görüşmede İzzet-i İslamiyesi ile öyle harika cevaplar vermiştir ki, bu taş kalpli general onun hakkında şunları yazacaktır: "Odama girdiği andan çıkıp gittiği ana kadar onun vakar ve haysiyetine son derece hayranlıkla bakıp durdum. Onun tavır ve davranışlarını çok beğendim ve hayran kaldım.
Mücahitlerin teslim olması teklifini ret etti. İtalyan sıkıyönetim mahkemesi tarafından göstermelik bir duruşmaya çıkarıldı. Ve Graziani'nin daha önceden emrettiği gibi idam kararı veren mahkemenin yüzüne şu tokadı savurdu: "Hüküm ve karar yalnız Allah'ındır. Sizin bu sahte ve uydurma hükmünüzün hiçbir geçerliliği yoktur. İnna lillah ve inna ileyhi raciun. (Allah'a aidiz ve O'na döneceğiz.)
Aynı gün toplama kamplarından getirilen binlerce Libyalının gözleri önünde gayet sakin ve korkusuzca idam sehpasına çıktı. Fecr suresinin son ayetlerinden, "Ey huzura ermiş nefis! Razı edici ve razı edilmiş olarak Rabbine dön" ayetleri dilindeydi.. . Özgürlüğü için her şeyi göze aldığı yeşil dağlarına son bir kere daha baktı ve bir milleti yetim bırakarak ebed âlemine doğru kanatlandı.
Biz Türkler  asla  teslim  olmayız....Ya kazanırız, ya ölürüz... Bizden sonraki nesillerle de savaşacaksınız....
Bana gelince, ben cellâtlarımdan daha uzun yaşayacağım....sevğili okurlarım kim bu savaşın komutanı  biliyormusunuz? TÜRKİYE   CUMHURİYETİN  KURAN  YÜCE  "ATATÜRK"  MUSTAFA  KEMALDİR...

ENTERNET  GRUP



Gönderen: Halil Yaz
Gönderi tarihi: 17/Ağu/2007 saat 10:45
Türklere sorulan ilginç sorular..


sizin ülkede kızlar okuyabiliyor mu?
-yok ben türkiyede okuyabilen ilk türk kızıyım!

- siz turkiyede sex yapiyor musunuz?
- hayir, biz bolunerek cogaliyoruz

- sizde umumi tuvalet yok mu?
- dolu var, niye ki?
- o zaman niye hep duvarlara işiyorsunuz.
- yok canım bunu da nereden çıkardın.
- e iyi de bütün duvarlara buraya işeme yazmışsınız

- evlerinizde elektrik var m??
- hayır, televizyonu mum ışığınnda izliyoz malesef.

2003 sydney
her dort kisiden nerdeyse ikisinin hatta ucunun ortak sorusu.
-sizin ulkede 4 tane kariniz olabiliyormus bu dogru dimi?
-evet dogru, bu niyegarip geliyorki size ne kadar normal aslinda


- neredensin?
- türkiye.
- usame bin ladin turkiye'de saklanıyormuş, doğru mu?
- hayır.. amerika'da şimdi.. beni biraz önce aradı.. yengenle berabermiş.


- sizde niye beyzbol yok?
-sizde de uc top bilardo yok naber?

- siz orda deveye mi biniyosunuz?
- evet türkiye de herkes deveye biner. deve taksileri falan vardır. deve kullanma ehliyeti almak için de 18 yaşında olmak gerekir. ben 18 yaşına girince babam bana deve alcak.

alman: - türkiye'de itfaiyeci var mı?
türk: - hayır dev battaniyeler var onlardan örtüyoruz biz yanan binalara ormanlara..

paris'te bir isveçli ile geçen diyalog
-nerelisin?
-türküm
-hayır diilsin
-neden diilmişim?
-çünkü türkler sarışın, uzun boylu ve mavi gözlü olurlar
-nerden kapıldın bu fikre?
-hasan diye bir türkle tanıştım, o sarışın, mavi gözlü ve uzun boyluydu
-bravo ya...


siz kiz cocuklarini gomuyorsunuz deil mi
hı hı ben toprakta yetistim kok vermem uzun surdu

- aa siz turk musunuz?
- evet.
- sizin ulkenizde gece sokaga cikan insani kesiyorlarmis dogru mu?
- senin gibi lavuksa keserler dogru.

ingiliz hatun: inanamıyorum! sabah kahvaltısında hem zeytin hemde kızarmıs sucukmu yiyeceksin? nasıl oluyorda yiyebiliyorsun bunları hemde büyük bir istahla?

ben: peki ya sen; sabah kahvaltısında yagda pismis yumurtanın yanında, nasıl haslanmıs fasulye yiyebiliyorsun?

- sen turksun dimi?
- evet ben turkum
- olmaz sen turke benzemiyorsun
- bana turk tipini bi tarif etsene

- fırına attım olmadı, kaynattım yine olmadı. annene sorar mısın, sizin orda (türkiye'de) karpuzu nasıl pişiriyorlar?
- anneme sormama gerek yok bayan, bütün türkler bilir bunu - tavada kızartacaksın!


-bundan türkiye'de de var mı? (matkabı göstererek)
-hayır, biz başka şey kullanıyoruz delmek için.
-ne kullanıyorsunuz?
-

-nerdensin?
-turkiye
- aa bende biliyorum orayi, afrikada nijeryanin altinda degil mi?
- yokk ustunde gecen hafta tasindik..

-sizin ülkede maşallah diye bi kamyon şirketi mi var?
-yoo neden
-her gelen türk arabas?nda maşallah yazıyoda


-siz muslumanlarin simdi 4 tane mi karisi oluyo?
- evet.. ne guzel di mi..
- olur mu oyle sey ya.. nasil yani simdi sen benimle evleniyosun, sonra bir baskasiyla.. sonra bi daha.. sonra bi daha
- yok uc alana bir bedava veriyolar.. ucuza geliyo..
- ay siz kadinlari satiyo musunuz bi de?
- valla mesela sen en az uc inek edersin..
- aa.. sacmalama ya.. oyle sey mi olur.. ne kadar sacmalik, bidi bidi vidi vidi..
- yok vazgectim, en fazla iki inek edersin..
- o niye?
- cok konusuyosun..


- sizde kitap var mi?
- ne gibi?
- yani okulda diyorum, kitaplariniz var mi? nereden ogreniyorsunuz bilgileri?
- valla kitap yok, hocalar ezberlerinden anlatiyorlar. zaten hocaya bi sey olursa biz de okulu birakiyoruz




Gönderen: 26_26_26
Gönderi tarihi: 18/Ağu/2007 saat 14:51

Akademisyenin Araba Arkası Yazıları

  • "Arattırma görevlim"
  • "Göstergebilimin ustasıyım gözlerinin hastasıyım"
  • "Yüksek lisanslım"
  • "Entelim ama para bende."
  • "Tek rakibim james joyce"
  • "Entelsem günahım ne"
  • "Varoluşcum"
  • "İrdeleme beni, irdelerim seni"
  • "Çenemdeki piercing kadar yakınsın bana boğaziçili."
  • "Ömur biter, nietzsche bitmez"
  • "Rampaların ustasıyım rembrandtin hastasıyım"
  • "Bilgi birikimimin getirisi olan aydin sifatının bana sağladıkları sağolsun"
  • "Rahmetli de yapibozumcuydu"
  • "Yapma demagoji alırım aklını, girme polemige yıkarım değer yargılarını"
  • "Algıda seçiciysem günahım ne"
  • "Tek rakibim kant"
  • "Yine mi sen ronesanslı"
  • "Freud'da sollardi."
  • "Entelsin dediler kız vermediler"
  • "Diyalektik bakar gözlerin"
  • "O şimdi dadaist"
  • "Sen sus, birikimin konuşsun"
  • "imgelemim yeter"
  • "Baba parası değil, 4 yıl lisans, 2 yıl master ve doktora teri."
  • "Feng Shui'nin hastasıyım rampaların ustasıyım"
  • "Beatnik isen vur saza, nihilist isen bas gaza"
  • "Huzur balzacta"
  • "Bohemia ovası entel yuvası"
  • "Pozitif alanlarda imge olmaktansa negatif alanlarda bir leke olurum"


  • -------------
    Söz Eskişehir'le başlarsa,EsEs'le biter






    Gönderen: 26_26_26
    Gönderi tarihi: 18/Ağu/2007 saat 22:22

    http://groups.yahoo.com/group/everythink-free - http://groups.yahoo.com/group/everythink-free - Bu 18 yıl içinde binlerce anılar hafızamıza kazındı. Ancak bunlardan bazıları var ki tam anlamıyla "Türk televizyon tarihi"ne kazındılar..

    İşte yıllar da geçse unutamayacağımız ilginç gaflar, replikler vu unutulmayan olaylardan bir demet:

    Kameramanlar taşıdığımız elbiseyi çekmiyor ki kamerayı alta koyup iç organlarımızı çekmeye çalısıyor..." =
    Tuğba Özay

    Seren Serengil: Sevgilin nereli?
    Telefonla baglanan seyirci: Kars...
    Seren Serengil: Doğu tarafı oluyor değil mi?

    "Şanlı Tük bayrağımız sadece 1 milyona....." = Akşam gazetesi reklamı

    Ebru Destan: Bana göre 20 yaşına kadar herkes teenage'dir...
    Zaga'da bir seyirci: Do you speak Turkish?
    Ebru Destan: Ayıp ayıp, önce Türkiye'de Türkçe konuşmasını öğren!..

    -"Evet tüm bölgelerimizden puan durumunu aldık sadece yurtdışı bölgemiz kaldı.." = Öykü Serter

    -"Zaten her zaman ya onu bana soruyorlar ya da bana onu soruyorlar..."= Sibel Turnagöl (Kerem Alışık'la ilgili sorulan bir soruyu cevaplarken)
    -"Kafanda onu hırs et..." = Seren Serengil

    -"Seyretmedim, görmedim ama gördüğüm kadarıyla söylüyorum gol değildi..." =>
    Fatih Terim (Adanaspor-Galatasaray maçı sonrasındaki toplantıda)

    -"Sizin karşınıza iyi çıkabilmek için elimden gelenin en iyisini yaptım, her geleni yaptım..." = Gülben Ergen

    -"Sehpaya benziyor ama bunun ayakta durabilitesi yok!.."
    Pınar Altuğ (Eline boyaması için tutuşturulan raftan bahsediyor)

    "İstanbul'un 5'de yarısını gezdim.." = Cüneyt Arkın

    "Şimdiki yarışmacımız dadaşlar ülkesi Erzurum'dan !!" = Neco

    "Şimdi başka bir boyuta geçelim..." RT2 Akşam Haberleri Spikeri (Bir haberden başka bir habere geçerken geçiş cümlesi)

    -"Tek estetiksiz mankenlerden biriyim ben" => Tuğba ÖZAY
    -"Taktiksiz Viken" = BBG'de bir pankart

    -"Hazır olduktan sonra 'hazırım' deyin, gong sesini duyduktan sonra yarışmaya başlayabilirsiniz..." => "Şans Kapıyı Çalınca" programının sunucusu Nil Yiğitbaş (Sağır ve dilsiz yarışmacıya söylüyor)

    Metin Uca: Yol yapımında kullanılan 4 tekerlekli araç, D biir, ikii?
    Yarışmacı: Drayder!..

    Metin Uca: Bir örümcek tarafından ısırılıp üstün güçleri olan bir kahramana dönüşen çizgi film kahramanı, Ö biir, Ö ikii, Ö üüç?
    Yarışmacı: Örry Potter!..

    Neco: Ne iş yapıyorsunuz?
    Yarışmacı: Su an işsizim Neco bey...
    Neco: Harika... Süper!..("En Büyük Yarışma Bu Yarışma" adlı yarışmada)

    -"Savaş ortamlarında silah ve savaş aracı ihtiyacı ön plana çıkıyor..." = Tuncay Özkan

    -"Son derece ayrılma kararı aldık..." = Ebru Gündeş

    Metin Uca: Akdeniz'de yasayan saldırgan bir köpekbalığı türü,"C"harfı?
    Yarışmacı: Caws!..

    Milletvekili 1: Bakın burada ülkenin geleceğinden bahsediyoruz.
    Milletvekili 2: O zaman sen kağıda resim de çiziyorsundur.
    Milletvekili 1: Masaya çizmekten iyidir!.. (Meclis TV'den)

    -"Biri beni çağırtıp dört saat bekletse, yarım saat sonra giderdim!.." = Ali Şen

    -"Evden ayrılmanın hemen ardından ev tam bir dengeler silsilesi haline girdi..."= BBG sunucusu Öykü Serter

    -"Sanki Hollywood'da ki gibi program oldu yaaa..." = Seren Serengil

    -"Suriye'nin PKK'yı Türk turizmine engel olmak için yıllardır bombaladığını biliyoruz..." = Gülgün Feyman (Flash Haber)

    Bitirim Pokemonlar (Pokemon çizgi filminden, e tabi Türkce dublajla)
    *Kiz: Kabutolar Pikaçu'yu öldürdü!..
    *Erkek ve ana karakter olmasi muhtemel kişi: Allah belalarını versin,kitapsızlar, namussuzlar!..
    *Diken saçlı kişi: Hacı sen ne diyorsun bu işe yaa, adam kral çıktı?
    *Ana karakter: O, benim üstat yaa, iyi heriftir...

    -"Uzaya bizim borumuz çıkmış!.." = Sinan Aygün (Challanger Uzay Mekiğinde bizim bor madenimizin kullanıldığını anlatmaya çalışıyor)

    -"Müzikte tek eksiğim opera..." = Doğuş

    -"Erdoğan kendini ve özünü reddeden bir Brütüs..." = Şevket Kazan

    -"İşte eski bir şarkı sizler için yepyeni bir şekilde versiyonlandı..."= Lokum FM'de bir DJ kızımız

    -"Geçen hafta bu taraftakini yaptırdım, bu hafta da öbürsükini yaptıracağım..."=
    Özlem Yıldız (Dişine yaptırdığı dolgudan bahsediyor)

    -"Ben sana birşey diyeyim de iyice şoklan..." = BBG Belma

    Sunucu: Hilal hanım, takip mesafesi nedir peki?
    Hilal Cebeci: Takip mesafesi şey, şimdi mesela ben şu an 40 km. hızla gidiyorum ya, önümdeki araçla aramdaki mesafe de 40 km. olmalıdır...

    Sunucu: Hilal hanım, bu durumda İstanbul Ankara yolunda sadece 13 araç olabilir!

    -"Evet sevgili seyirciler, ikinci tura başlamadan önce birinci tura başlıyoruz..."= Ece Erken

    Unutulmayan anılar

    Güner Ümit´in kadın kılığında Turnike sunması...

    Fatma Girik´in Söz Fato´da programında ilk tükürüşü...

    Medyum Memiş´in Medyum Keto´ya giriştiği saniyeler...

    Yıldo´nun Süpermen kılığında Turnike sunması...

    Sadettin Teksoy´un kutuplarda kıbleyi arayıp namaz kılması...

    Kaan Yakuphan´in haber sunduğu sırada arkasında bulunan dev panonun kafasına inmesi...

    Tolga Gariboglu´nun Hugo yarışmacısı küçük bir çocuktan küfür yemesi... ( Hugo´nun ... şeklinde:D )

    Sevda Demirel´in Hande Ataizi´ne tokatla dalması...

    Kenan Erçetingöz´ün Magazin Forever tanıtımında Cartel üyelerinin arasına dalıp rap yapması...

    Reha Muhtar´ın tavanda yürüyen sirk cambazı ile konuşurken ekranda kendi görüntüsünü ters çevirtmesi ve röportajı bas aşağı yapması...

    Mahsun Kırmızıgül ile Seda Sayan´ın Reha Muhtar´la Show Haber´e telefonla bağlanmaları ve yaklaşık 3 saat boyunca "sen beni sevdin, ben seni sevmedim..." geyiklerini tüm Türkiye´ye canlı dinletmeleri...

    Defne Samyeli´nin gece haberlerini sunarken (1998), "oyuncak pandayla uçak kaçırma" olayında telefon bağlantısı yapıp "Panda canlı mıydı efendim?" diye sorması...

    Atilla Taş´ın David Copperfield´in "sahneden kaybolma" gösterisine katılıp, Copperfield´e türlü türlü laflar sokması ve oyunun hilelerini nedensiz bir şekilde milyonlara açıklaması...

    Ümit Aktan´ın Japonya´ya gitmediği halde Cunda´daki yazlığından maç anlatması...

    Yıllar önce Hülya Avşar´ın Özcan Deniz´e ´´Askerde cinsellik ihtiyacınızı nasıl gideriyordunuz?´´ diye sorması ve
    Özcan Deniz´in ´´Senin resimlerinle hallediyorduk´´ diye cevap vermesi...

    Ece Erken´in şarkıcı Kader´i konuk ettiği bir programda, onu Sezen Aksu´nun "Kader, kahpe kader ağlarını ördün mü..." şarkısıyla çağırması. Kader´in canlı yayında darmadağın olması, ve uzun bir süre kendini toparlayamaması...

    Zekeriya Beyaz´ın Ceviz Kabuğu´nda otelde porno film izlemesi hadisesine, "ne yaptıklarını anlamaya çalışıyordum" seklindeki cevap vermesi ve akabinde gelişen olaylar zinciri...

    Kumkapı Cinayeti´nde öldürülen adamın karısının (Gülten Kızılkaya) karate dersinde hocasının, basındaki elma yerine kulağına "lönk!" diye indirdiği tekme

    Sabah Şekerleri programını arayan Mehmet Ali Erbil´in konuk şarkıcıdan "Hani kızımız olacaktı..." adli şarkıyı istemesi ve sunucu Özlem Yıldız´ın duygulanıp hüngür hüngür ağlaması...

    Ali Sami Alkış´ın, Ahmet Çakar ile sağlam kapışıp bir sonraki programda O´na "Bana, senden köpekler gibi özür diliyorum demedin mi?" diye sorması..

    Milli Takım´ın kaybettiği bir maçtan sonra Amigo Orhan´ın stadın içinde sinsi sinsi bekleyip zamanın teknik direktörü Mustafa Denizli´ye uçarak kafa atması.

    Erman Toroğlu´nun "Kale Arkası" programında stüdyoya boylu boyunca kale çizgisi niyetine tuvalet kağıdı serip oluşan o ilginç ortamda dakikalarca yorum yapması...

    TRT Hava Durumu spikeri rahmetli Ersin İmer´in "Donsuz Geceler" temennisinden sonra ekranlara veda etmek zorunda kalması...

    Türk-Japon haftasında Habertürk´te program hazırlayan Meriç Köyatası ve Şener Üşümezsoy´un ekrana çıkardıkları Japonlarla geleneksel Japon halk dansı yapmaları, ardından da hep birlikte tekno müzik eşliğinde trencilik oynamaları...

    Turgut Özal´ın "İcraatın İçinden" programında ilk kez "Tak bir kaset de havamızı bulalım Semra hanım..." demesi... TRT1

    İsmail Türüt´ün "Sıkı Dostlar" programında kendini kelebek sanarak cam sehpaya oturmak suretiyle sehpanın bütün yayın hayatına son vermesi...

    Rahmetli Sakıp Sabancı´nın kucağına bir hindi alıp "vak vak vak" seklinde sesler çıkarması...

    Jülide Ateş´in sunduğu "Hop Terelelli" adlı yarışmada, yarışmacının "Bir ülkeyi temsil eden değerli kumaş parçası?" sorusuna "İngiliz kumaşı!" diye cevap vermesi, Jülide Ateş´in bu cevap üstüne gülme krizine girip, 2 reklam arası verilmesine rağmen kendine gelememesi...

    O zamanlar Galatasaray başkanı olan Ali Tanrıyar´ın bir şampiyonluk sonrası İlker Yasin´in uzattığı mikrofona "Galatasaray´ı sevmeyen ölsün!" demesi, İlker Yasin´in durumu idare etmek için "heyecandan dedi yanlış anlamayın" deyip renkten renge girmesi...

    Kompela´nın yarım yamalak Türkçe´siyle canlı yayında "Bana p...venk diyo!" diye bağırması...

    Prof. Mindikoglu´nun cinsiyet değiştirme ameliyatları ile ilgili katıldığı programda TRT stüdyosunu terk etmesi...

    Bir Kral Tv vj´inin canlı telefon bağlantısı yaptığı izleyiciye "Nasılız? Bomba gibiyiz değil mi?" seklinde bir soru sorması, ardından izleyici sahsın "Bomba kıçında patlasın!" lafını yapıştırması, vj´in 5 saniye dilinin tutulması...

    Şevki Yılmaz´ın ele geçirilen kasetlerinde kriz geçirerek kendisine "komple" kurulduğunu iddia etmesi...

    Ceviz Kabuğu´ndan görüşü alınmak üzere aranan kişinin Çiçek Pasajı´nda alem yapmaktayken canlı yayına katılması...

    Osman Durmuş´un mektup ile gelen şarbon tehlikesine karşı halkı bilgilendirmesi ve "aha işte bele açarsan bulaşır!.." diyerek mektubu paramparça etmesi...

    Euro96 eleme maçlarında milli takımın İsviçre´ye attığı golden sonra İlker Yasin´in "Şapka çıkartacaksınız sapkaaa!!!" diye bağırması...

    Şahane Pazar´da su altında nefes tutma yarışmasına katılan adamın boğulma tehlikesi geçirmesi ve bu süre boyunca herkesin "vay be adam rekoru ikiye katladı" deyip adama övgüler yağdırması...

    Bülent Karpat´ın "Hop Terelelli Tek Soruda 250" isimli yarışmada "Star öyle verir böyle verir, kazandırır..." diye naralar attıktan sonra elindeki telefonla canlı yayında Noter Nihat yerine bir vatandaşı araması ve vatandasın Karpat´ı bayağı bir dinledikten sonra "ne diyon kardeşim burası ev!" demesi...

    Hakkı Bulut´un acısız arabeski tanıtmak için yaptığı program ve TRT yöneticilerinin girdikleri türlü türlü şekiller...

    Telegol programında Ahmet Çakar´ın "Beşiktaş hakkında birileri bir şeylerin olması için düğmeye basıyor" lafından bir hafta sonra Reha Muhtar´ın programa katılması ve yanında bir buton getirip Ahmet Çakar´la "lütfen düğmeye basar misiniz" diye alay etmesi. Ahmet Çakar´in "soytarılığı bırakın!" diye çıkışması...

    Kibariye´nin annesi ile meşhur "şofeöerrrr-şofeöerrrr" röportajı...

    Levent Kırca´nın açliık grevine başlaması, ertesi gün vazgeçmesi...

    Ali Sami Alkış´ın bir futbolcu için "Turgay Şeren´i koysan daha iyi oynar" demesi üzerine Turgay Seren´in "yok ebenin. a....!" şeklinde karşılık vermesi...

    Telegol programında, yorumcu Zekeriya Alp´in reklam arasında fenalaşarak hastaneye kaldırılmasının ardından Güntekin Onay ve Ziya Şengül´ün gülme krizine girmeleri...

    Reha Muhtar´ın efsanevi falcılar programında alkollü olduğuna dair iddialar üzerine 1 hafta sonraki programında canlı yayında alkol kontrolü yaptırması...

    Adının "Fenasi", soyadının "Kerim" olduğunu söyleyen şahsin Yıldo´nun canlı yayınına telefonla bağlanması. Yıldo´nun olaya, adamın adını ve soyadını birkaç kez söyledikten sonra uyanması...

    Cem Özer´in programında Nara isimli bir kadının şiir okurken soyunması...

    Tarkan´ın kendisi ile röportaj yapan Savaş Ay´a canlı yayında "çişim geldi!" deyip çekip gitmesi...

    Kanal 6´nın Ceviz Kabuğu´nun canlı yayını esnasında "Hulki Cevizoglu´nun kanalımızla artık hiçbir ilgisi bulunmamaktadır!" şeklinde altyazı geçmesi..



    -------------
    Söz Eskişehir'le başlarsa,EsEs'le biter






    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 22/Ağu/2007 saat 12:56
     iki ÅŸey < name=frmAddAddrs =http://address.mail.yahoo.com/yab/tr?v=YM&.rand=46691&A=m&simp=1 method=post>< = value=Eskisehirli26 name=fn> < = name=ln> < = value=eskisehirli26@gmail.com name=e> < = value=http://tr.f263.mail.yahoo.com/ym/ShowLetter?MsgId=4484_1470012_36564_3684_1167_0_28511_2574_93381215&order=down&inc=&sort=date&view=&=&=In&YY=88829 name=.done> < id=ssxyzzy media=screen>#message448414700123656436841167028511257493381215 { overflow:auto; visibility:hidden }
     İki şey insani "nitelikli insan" yapar: 
        1- İradeye hakim olmak
        2- Uyumlu olmak 
    İki şey "ekstra değer" katar: 
        1- Hitabet ve diksiyon eği timi almak 
        2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek 
    İki şey geri bırakır: 
        1- Kararsızlık 
        2- Cesaretsizlik 
    İki şey kaşif yapar: 
        1- Nitelikli çevre 
        2- Biraz delilik 
    İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar: 
        1- Baskın yeteneği bulmak 
        2- Cidden sevdiğin işi yapmak 
    İki şey başarının sırrıdır: 
        1- Ustalardan ustalığı öğrenmek 
        2- Kendini güncellemek 
    İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır: 
        1- Niyetin saf olması 
        2- Ruhsal farkındalık 
    İki şey milyonlarca insandan ayırır: 
        1- Sorunun değil çözümün parçası olmak 
        2- Hayata ve her şeye yeni (özgün,orijinal,farklı) bakış açısıyla
     yaklaşabilmek. 
    İki şey gelişmeyi engeller: 
        1- Aşırılık (mübalağa,abartı,ifrat,tefrit) 
        2- Felakete odaklanmış olmak 
    İki şey çözüm getirir: 
        1- Tebessüm (gülümseme,sırıtma veya kahkaha degil!) 
        2- Sükut (susmak) 
    İki şey"kalitesiz insan"ın özelliğidir: 
        1- Şikayetçilik 
        2- Dedikodu 
    İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer: 
        1- Bakış açısını değiştirmek 
        2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek 
    İki şey yanlış yapmanı engeller: 
        1- Şahis ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek 
        2- Hak yememek 
    İki şey kişiyi gözden düşürür: 
        1- Demagoji (laf kalabalığı) 
        2- Kendini ağıra satmak (övmek,vazgeçilmez göstermek) 


    Gönderen: 26_26_26
    Gönderi tarihi: 25/Ağu/2007 saat 03:37
    Abi zaman zaman sayfana ilginç yazılar yazan üyelerin yazılarını boğuyorsun. Bunu kendi açımdan söylemiyorum,dönüp bakarsan sende görürsün.
    Halil adınız,Yaz soyadınız ama kafanızı klavyeye gömmeyin lütfen arasıra monitörede bakın Wink  


    -------------
    Söz Eskişehir'le başlarsa,EsEs'le biter






    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 25/Ağu/2007 saat 13:39

    Sayın Yurtsever,

    Siz ilgimi bekliyorsunuz her yazılanı okumak ve cevaplamak nasıl olur?Yazdıklarınızı beğeniyorum.Ama kafayı klavyeye gömmek size yakışmadı.Yazmayabilirsiniz.Sizin foruma katılmanız  için   zorlayan yok ,başka herhangi bir başlık altında yazabilirsiniz. Hoşçakalın.


    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 25/Ağu/2007 saat 13:45
    
    
    
    
    PC ve Sağlık
    DOĞRU OTURUŞ ŞEKLİ
    
     
    
    Bilgisayar karşısında doğru oturuş
      a.. Masa yüksekliği 65-70 cm. 
      b.. Yüksekliği ayarlanabilir, sırtı bele uygun ve esnek bir ergonomik
     koltuk 
      c.. Omuzlar rahat bırakılmış 
      d.. Dik oturulmuş ve sırt desteklenmiş 
      e.. Kollar yatay veya biraz yukarıda 
      f.. Dirsek ve eller düz bir çizgide 
      g.. Bacakların üst kısmı yatay 
      h.. Dizler 9 veya 110 derece açıda olmalı 
      i.. Ekrandan 45-75 cm. uzakta oturmalı 
      j.. Ekranın üst kenarı ile göz hizasının aynı seviyede olmasına
     dikkat etmeli 
      k.. Kağıt tutucu kullanıyorsak bunu ekranla aynı hizada tutmalı 
      l.. Odanın loş ışıklı, aydınlatma 30-50 mumluk ve indirekt olmalı 
      m.. Işık ekrana dik açıyla gelmemeli 
      n.. Işık yansıma ve parlamaları önlemeli 
      o.. 15-20 dakikada bir kısa süre gözleri uzağa odaklayarak göz
     kaslarının dinlenmesi sağlanmalı.


    Gönderen: 26_26_26
    Gönderi tarihi: 27/Ağu/2007 saat 00:12
    Halil bey
    Doğru söyleyeni 9 köyden kovulduğuğunu  geçtik.
     Bekir Coşkun 10ncu köyden kovuldu.10ncu köydede kovulunuyorsa,varsın bizde köysüz kalalım ...
    Eleştiriye tahammülsüzlük olmamalı,unutmamalı topiğinizi destekler sayesinde açtınız,açmayabilirdiniz ayrı bir konu, ama fasonu olsa dahi varken, silinmemesinin ve sizin isteğe binahen açmanız,güzel çok güzel konularla üyelere birşeyler vermeye çalışmanız çok hoş, ama bu esnada en küçük bir eleştiriye tahamülsüzlüğünüz bence çok yanlış.
    Ben yine dediğimin arkasındayım,Klavyeye dokunurken Monitörede bakın arasıra.
    Sayfanıza katkı yapmayacağım,girmek zorunda olmadığımıda  söylüyordunuz ya..., buraya siz yazmalısınız çünkü burası sizin sayfanız Smile
    SAYGILARIMI SUNARIM.


    -------------
    Söz Eskişehir'le başlarsa,EsEs'le biter






    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 27/Ağu/2007 saat 13:25

    Sayın Yurtsever,

    Siz neden anlamak ve yazdığınız kelimelerin eleştiri değilde kabalık olabileceğini düşünmüyorsunuz?( kafanızı klavyeye gömmeyin gibi)ama cevabınızda monitöre baksanız diye güzel söyleme yerine neden (kafa gömmek) gibi benim için eleştiri ötesi anlamı olan kelimeleri kullandınız? Doğru söylerken iyi ifade edememek doğruyu yanlışa çevirebilir.Lütfen beni yanlış anlamayın sonuna kadar eleştiriye açıkım ama belli seviyelerimizi muhafaza ederek herzaman olabilir .Gerçekten ben hiçkimseye suçlayıcı veya itici  kelimelerle  yaklaşmak istemem.Ama hepimiz insanız herbirimizin hatalarla dolu yaşantımızda yanlış anlaşılma gibi riskimizde var . Netice olarak size saygı ve sevgilerimi yolluyorum.



    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 28/Ağu/2007 saat 11:40

    Click%20here%20to%20see%20a%20large%20version
    Nemrud Dağı Kalıntıları
    Adıyaman Kahta'daki Nemrut Dağı'nda, 2206 metre yükseklikteki Kommagene Krallığı'na ait kalıntılardır. Dünyanın 8. harikası olarak anılan kalıntılar, M.Ö. 80-M.S. 72 yılları arasına aittir.
    Nemrut Dağı'ndaki açıkhava tapınağının doğu setinde 8 adet yontma taşlı, tahtların üzerine oturmuş, 8-10 metre yüksekliğinde büyük tanrı heykelleriyle kopmuş baş heykelleri bulunmaktadır.
    Kalıntılar, 1881 yılında Almanlar tarafından keşfedilmiş, 1984 yılında restore edilmiş ve alan, 1989 yılında Milli Park ilan edilmiştir.



    Click%20here%20to%20see%20a%20large%20version
    Sümela Manastırı 1300 metre yükseklikteki dağ gövdesi içine inşa edilmiş gizli bir tapınaktır. Meryem Ana Manastırı adıyla da bilinir.

    İlk yapı efsaneye göre 385 yılında Atina'dan gelen iki keşiş tarafından kurulmuştur.

    14. yüzyıl ortalarında yapılan eklemelerle bugünkü görünümünü almıştır.

    Manastırdaki kilise yaklaşık 400 metrekare büyüklüğünde, mağaranın içine oyulmuş bir yapıdır.

    Kale görünümündeki manastır vadiye 100 basamaklı dik ve dar bir merdivenle bağlıdır. İki katı teras olmak üzere altı katlıdır. İçerideki her katta tek sıra halinde, fresklerle süslü sekizer oda yer almaktadır.
    Click%20here%20to%20see%20a%20large%20version

    Mardin Taş Evleri
    Hakkında ilk bilgilere Roma kaynaklarında rastlanan kentte, Perslerden Bizanslılara, Süryanilerden Araplara pek çok uygarlığın izlerine rastlanır. Yüzyıllardan bu yana kullanılmakta olan geleneksel Mardin taş evleri, sarı kalker ve kesme taştan yapılmıştır.

    Mardin evinin kale etkisi veren avlu duvarları, anıtsal nitelikteki tonoz çeşitleri, dantela gibi işlenmiş kemerleri, silmeleri en belirgin özellikleridir. Önceden planlanmamış düz ya da merdivenlenmiş sokaklar ve meydancıklar insan ölçeğinde oluşturulmuş, evlerin her birinin bir diğerini perdelemeden ovayı görmesi sağlanmıştır.



    Click%20here%20to%20see%20a%20large%20version
    Halikarnas Mozolesi
    M.Ö. 4. yüzyıla ait eser, dünyanın antik çağdaki 7 harikasından biridir. Mısır Piramitlerinin görkemiyle yarışmak amacıyla Bodrum'da inşa edilmiştir.
    Pers Valisi Maussolos'un anısına eşi tarafından yaptırılmıştır. Eşinin de aynı yere gömülmesinin ardından lahit kısmı özel bir düzenekle kilitlenmiştir.
    Mozole kelimesi Pers Valisi Maussolos'un adından gelmektedir. Mozolenin parçaları bugün Londra'da British Museum'da sergilenmektedir.
    Click%20here%20to%20see%20a%20large%20version Aspendos
    2. yüzyılda Antalya'da inşa edilen tiyatro, Serik'in 6 kilometre doğusunda bulunan Aspendos antik kentinin en önemli yapısıdır. İmparator Antonius Pius döneminde yapılmıştır.

    Kent, M.Ö. 5. yüzyılda Argoslular tarafından bir nehir limanı olarak kurulmuştur. Sahnesiyle birlikte günümüze ulaşan tiyatroda taş tabletler halinde bilet kullanıldığı bilinmektedir. 15.000 seyirci kapasiteli Aspendos, Anadolu'da İlkçağ'dan günümüze sağlam ulaşabilen dört tiyatrodan biridir.

    Aspendos Tiyatrosu, Selçuklular zamanında istasyon olarak kullanıldığı dönemde gördüğü onarımdan ötürü günümüze bu kadar iyi durumda ulaşabilmiştir




    Click%20here%20to%20see%20a%20large%20version
    Atatürk Olimpiyat Stadyumu

    Yeni ve modern bir stadyum olan Atatürk Olimpiyat Stadyumu, İstanbul'un Olimpiyat Oyunları'na ev sahipliği yapma çalışmaları sırasında inşa edilmiştir. Son derece modern ve görkemli bir yapısı olan stadyum 82.000 seyirci kapasitelidir. Olimpiyat Oyunları kapsamında yer alan spor karşılaşmaları için elverişlidir.

    Click%20here%20to%20see%20a%20large%20version Mostar Köprüsü
    Eski Mostar şehrinin mimari ve kentsel yapısının ayrılmaz bir parçası olan eser 1566-67 yıllarında inşa edilmiştir. Mimar Hayrettin'in eseridir. Mostar'ın simgesi haline gelen ve dünyanın en büyük tek gözlü taş köprülerinden biri olan köprü, 1993 yılında savaş sırasında yıkılmıştır. Büyük bir mimarlık mantığıyla estetiği buluşturan ve gerek sanatsal, gerekse bilimsel açıdan müstesna bir eser olan köprü, 2003 yılında, yeniden inşa edilerek hizmete açılmıştır.





    Click%20here%20to%20see%20a%20large%20version
    Boğaziçi Köprüsü
    1973 yılında kullanıma açılan Boğaziçi Köprüsü Asya ve Avrupa yakalarını birbirine bağlayan ilk köprüdür.

    Beylerbeyi ile Ortaköy arasındadır.

    İstanbul'u simgeleyen yapılardan biri olan Boğaziçi Köprüsü, İstanbul'un İncisi' olarak da tanımlanmaktadır. Asma köprü tekniği'yle inşa edilen köprünün ayakları arasındaki mesafe, 1074 metredir. Genişliği 33 metre , denizden yüksekliği 64 metre , ayaklarının yüksekliği ise 165 metredir.


    Click%20here%20to%20see%20a%20large%20version Rumeli Hisarı
    1452 yılında 2. Mehmet tarafından Boğaz'dan Bizans'a gelecek yardımı engellemek üzere yaptırılmıştır. Mimarı Muhittin Bey'dir. İnşası dört ay gibi kısa bir sürede tamamlanmıştır. Yaklaşık uzunluğu 250 metre olan hisarın eni 50-125 metre arasında değişmektedir. Üç farklı noktasındaki kulelerle Boğaz'a hâkim bir konumdadır.
    Fetih'ten sonra Yedikule Zindanları'nın onarım gördüğü dönemde bir süre cezaevi olarak da kullanılmıştır. Bahçesinde Fatih döneminden kalma toplar, bir minare ve çeşme kalıntısı bulunmaktadır.
    1958 yılında Rumeli Hisarı Müzesi adıyla ziyarete açılan hisar, bugün açık hava tiyatrosu olarak kullanılmaktadır.



    Click%20here%20to%20see%20a%20large%20version
    kızkulesi
    İstanbul'un simgelerinden olan eserin tarihi, efsanelerden ayıklanamamaktadır.
    Türkiye'de yaygın olan efsaneye göre, devrin yöneticisi, rüyasında, çok sevdiği kızını yılan sokması sonucu kaybettiğini görür. Denizin ortasında bir kule yaptırır ve kızını kuleye kapatır. Ne var ki, kızına yolladığı üzüm sepetinin içine sızan yılan, güzel prensesin ölümüne neden olur.
    Bugüne ulaşan kule, 1719'da Nevşehirli İbrahim Paşa tarafından yaptırılan taş kuledir.
    Harem ve Salacak kıyıları arasında, kıyıya 180 metre mesafedeki kayalar üzerinde yer alan taş kuledeki fenerde, 3 saniyede bir, 4 mil uzaktan görünen kırmızı bir ışık yanıp sönmektedir. Kız Kulesi, bugün motor ve kayıklarla ulaşılan bir restoran olarak kullanılmaktadır. Clap


    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 30/Ağu/2007 saat 13:21
     
    Cocuklugumuzda Yaptiklarimiz

     

    Asagidakilerden az bir kac tanesini yapmamis cocuk var mi aranizda ?

     

    -Bakkaldan eve gelene kadar ekmegin butun kitir yerlerini koparip yemek.

     

    -Agzini tika basa leblebi tozuyla doldurup karsindakinin yuzune yaklasarak ''papaz'' demek.

     

    -Demir parmakligi olan evlerin onunden gecerken eldeki cubukla parmakliktan tirrrrrrrrrrrrrrrrrkkk sesleri cikarip ev sahiplerini rahatsiz etmek.

     

    -Perdeden perdeye ucarak tarzancilik oynamak ve kopan kornis yuzunden anneden hafif yollu sopa yemek.

     

    -Bozuk para,dugme,inci gibi seyleri yutmak ve anne gozetiminde onlari lazimliga sa'apana kadar evden disari cikmamak.

     

    -''Hadi beni cennete gotur'' deyip namaz kilan anneannelerin,dedelerin sirtina atlamak.

     

    -Karli havalarda sinifa gizlice kartopu sokup on sirada oturanlarin onlugunden iceri kaydirmak

     

    -Kertenkele yakalamak ve boynuna ip baglayip arkadaslarinin yaninda gezdirerek hava atmak.

     

    -Kucuk yesil kurbagayi kibrit kutusunun icine koyduktan sonra paketleyip kizlara hediye etmek.

     

    -Evin icine cadir kurup kizilderilicilik oynamak.

     

    -Buzdolabinin isiginin dolap kapaliyken de yanip yanmadigini anlamak icin bicakla dolap kapisinin lastiklerini sokmek.

     

    -Oluklu sactan catisi olan cay bahcelerinin catisina tas atip tasin catidan yuvarlanirken cikardigi sesleri dinlemek.

     

    -Apartmanlarin kapi zillerini veya taksi duraklarinin elektirik direklerindeki cagri zillerini calip kacmak.

     

    -Pizzacilari,kebapcilari arayip komsunun adina sipariste bulunmak.

     

    -Kedinin dort ayak ustune dusup dusmedigini gormek icin kediyi balkondan atmak.

     

    -Disleriyle gazoz acmak,kolayi calkalayip ona buna puskurtmek.

     

    -Tuvalete gitmeye usenip odada bulunan en yakin saksiya isemek.

     

    -Kafayi balkon demirleri arasina,parmaklari siseye veya musluga sikistirmak.

     

    -Balkona gizlenip gelene gecene su tabancasiyla su puskurtmek veya nisan alip tukurmek.
     


    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 30/Ağu/2007 saat 21:53
    Aman Dikkat - Kredi Karti Kullananlara...
    From: http://bl118w.blu118.mail.live.com/mail/ApplicationMain_11.10.0000.0115.aspx?culture=en-TR&hash=1949952587# - eskisehirliyiz@googlegroups.com on behalf of Cemal Haki ( http://bl118w.blu118.mail.live.com/mail/ApplicationMain_11.10.0000.0115.aspx?culture=en-TR&hash=1949952587# - hakidavala2002@yahoo.com )
    Medium%20risk You may not know this sender. http://bl118w.blu118.mail.live.com/mail/ApplicationMain_11.10.0000.0115.aspx?culture=en-TR&hash=1949952587# - Mark as safe | http://bl118w.blu118.mail.live.com/mail/ApplicationMain_11.10.0000.0115.aspx?culture=en-TR&hash=1949952587# - Mark as unsafe
    Sent:
    Thursday, August 30, 2007 2:47:21 PM
    Reply-to:
    eskisehirliyiz@googlegroups.com

    To:
    amandikkat@cemalhaki.com


    Attachments:%20
    Security scan upon download http://www.trendmicro.com/">Trend%20Micro%20®%20logo
    http://bl118w.blu118.mail.live.com/mail/ScanAttachment.aspx?messageid=a94ddcb9-bae8-4229-9a2b-da7b290d7964&bissafe=False&attindex=0&cp=1254&attdepth=0 - merkezbankasi.pps (729.7 KB)

    http://www.cemalhaki.com/">
     
     
    Ekteki Sunumu inceleyiniz...



    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 30/Ağu/2007 saat 22:06
    Ekte Yagmurda Otomobil Kullanma Teknikleri isimli sunum da mevcuttur...
     
    http://www.cemalhaki.com/">
    http://www.cemalhaki.com/">
     
    Hayat kurtaran teknikler

    Otomobil kullanirken meydana gelebilecek ciddi olaylara karsi uyulmasi gereken basit teknikler hayat kurtariyor. Otomobil kullanmanin inceliklerini anlatan uzmanlar, yuksek hizla seyreden araclarda on camin kirilmasi, lastigin patlamasi ve aracta yangin cikmasi gibi ciddi tehlike yaratan durumlarda surucunun sogukkanli davranmasini oneriyor.

    Cam kirilmasi

    Uzmanlar, ozellikle suratli hareket eden araclarda on camin kirilmasi halinde, suruculerin nasil hareket etmesi gerektigiyle ilgili olarak sunlari oneriyor:

    "Aynalardan yararlanarak aracinizi yolun sag tarafina park edin. Flasorleri acin ve dikkatlice disari cikin. Aracin cama yakin olan kalorifer ve havalandirma deliklerine gazete kagidi veya bez parcasi koyarak, cam parcaciklarinin bu kisimlara dusmelerini onleyin. Sonra krikonun arka kismi ile cami iceriden disari dogru kirin. Cam lastigini dikkatlice cikarip temizledikten sonra, yeniden kullanilabilecegi icin bagaja koyun. Gazete kagidina birikmis cam parcalarini bir naylon torba icine koyun ve en yakin cop bidonuna atin. Oylece en yakin cam tamircisine kadar gidin."

    Lastik patladiginda

    Patlayan, arka lastiklerden biriyse, arabanin arkasinin saga veya sola dogru kaymaya baslayacagini belirten uzmanlar, on lastiklerden biri patlamissa, mumkun oldugu kadar fren yapmamaya calisilmasi gerektigini bildiriyor. On lastiklerden biri patladigi zaman, aracin, lastigin patladigi yone dogru kuvvetlice cekildigini vurgulayan uzmanlar, bu durumda direksiyonla, aracin duz bir dogrultuda tutulmaya calisilmasi ve yavas frenleme ile durmasinin saglanmasi gerektigini kaydediyor.

    Uzmanlar ayrica, tasmis dereler, nehirler veya buyuk su birikintilerinin icinden gecerken, aracin hizinin kesilmesi gerektigini hatirlatiyor. Mutevazi bir aile otomobilinin, 25-30 santimlik su birikintisinden gecebilecek yetenekte oldugunu soyleyen uzmanlar, bu noktanin ustune su geldigi takdirde, su damlaciklarini kuvvetli bir sprey gibi motorun ustune puskurdugunu, bu su bombardimaninin da, bujilerin ve distributorun islanmasina sebep olarak aracin stop etmesine yol actigini belirtiyor.

    Araclarda yangin

    Araclardaki yanginin onune gecilmezse, buyuk bir facianin meydana gelebilecegi uyarisinda bulunan uzmanlar, buharlasmis benzinin tutusarak deponun alev almasina sebep oldugunu bildiriyor. Bir sure sonra da aracin infilak edebilecegini kaydeden uzmanlar, "Aracta duman tespit edildigi an arac durdurulmali. Sonra anahtar uzerinde kontak kapatilmali. Direksiyonun kilitlenmemesine dikkat edilmeli. Aksi halde, gerektigi takdirde aracin itilmesi mumkun olmaz. Butun yolcular dikkatlice disari alinmali. Motor kaputu kismi olarak acilmali. Boylece alevlerin buyumesi onlenmis olur. Imkan varsa aku kutup basi sokulmeli. Yangin sondurucu varsa kullanilmali, yoksa, battaniye veya oto kilifindan yararlanilmali. Bu ortuler, alevlerin oksijen alip buyumesini onleyecektir" tavsiyesinde bulunuyor.

    Kayma esnasinda

    Uzmanlar, araciyla yokus cikarken geriye dogru kaymaya baslayan suruculere de su onerilerde bulunuyor:

    "Ayaginizi yavas yavas gaz pedalindan cekin ve zemine tutunma saglaninca yavas yavas tekrar basin. Kayarken savrulmayi engellemek icin direksiyonunuzu kayma yonune dogru cevirin, kesinlikle tekerleklerin kizaklamasina sebep olacak sekilde frene basmayin. Unutmayin, donmeyen on tekerleklere yon verilemez. Eger kizakladiysaniz, hemen fren basincini azaltin ve tekerleklerin donmesini saglayin ama, sakin ayaginizi frenden tam olarak cekmeyin (ABS varsa sonuna kadar basmak gereklidir). Gaza gereginden fazla basmissaniz ayaginizi gazdan cekin, frene cok bastiysaniz frendeki basinci azaltin, direksiyonu sert sekilde cevirmisseniz direksiyonu yumusatin, ayaginizi debriyajdan sert cekmisseniz tekrar debriyaja basin."

    Trafikte hayatta kalmak icin

    * Otonuzu kullanirken yaptiginiz is, hayatinizin en onemli isidir.

    * Otonuzun mekanik viteslerini kullanmadan once beyninizi vitese takin.

    * Bir probleme girmemek, problemi cozmeye calismaktan cok daha kolaydir.

    * Trafik canavarlarla dolu bir arena degil, yasamin buyuk bir bolumunun zorunlu olarak gecirildigi cok riskli bir ortakliktir. Trafigi paylasan ortaklarin risklerini, ulke gerceklerini en iyi degerlendiren surucunun yasam sansi cok daha yuksektir.

    * Bir otoda surucuden sonra en onemli faktor lastiklerdir. Lastikler yol ile olan yasam baginizdir. En guclu motor ve en iyi fren sistemi ile donatilmis yuksek teknoloji urunu bir otoda bile ancak iyi lastikler ile guvenli surus yapilabilir. Orta buyuklukte bir otonun bir lastiginin yere bastigi alan, bir avuc ici buyuklugundedir.

    * Lastiklerle ilgili yapilan yanlislar yasamlarla odenir. Yere saglam ve dogru basin. Otolar lastiklerin uzerinde degil, lastigin icindeki havanin uzerinde gider. Inik lastik, ayaga bol gelen ayakkabiya benzer, degil kosmak yurumek bile olanaksizdir. Sicak havada, yagmurda ve karda lastik havalari indirilmez. Karli yol yuzeylerinde genis lastik degil, dar lastik daha iyi tutunma saglar.

    * Gorun ve gorulun. Camlar, aynalar ve isIk donanimini temiz tutun. Kisa farlarinizi gunduzleri de yakin. Unutmayin en olumcul kazalar gunduzleri gunesli gunlerde ve duz yol kesimlerinde olusur.

    * Trafik 360 derecedir. Her gormediginiz santimetre karenin arkasinda bir tehlike gizlenir. Onun icin aynalarinizi her 10 saniyede bir kontrol edin. Serit degistirirken basinizi sag veya sol arkaya cevirip olu noktayi kontrol edin.

    * Direksiyon tek elle kullanilmaz.Tek elle ayakkabinizin bagcigini baglayamayacaginiz gibi. Direksiyonu her zaman iki elle ve 09:15 pozisyonunda tutun.

    * Yalnizca etkin fren hayat kurtarir. En iyi fren donerek yavaslayan tekerleklerle yapilir. Donmeyen, kizaklayan on tekerleklere yon verilemez, donen on tekerleklere yon verilir.

    * Emniyet kemerini her zaman, her yerde ve tum yolculariniza taktirin.

    * Sari isIkta hareket etmeyin, kirmizi isIkta gecen kamyon ilk olarak size carpar.

    * Hosgoru ve akilciligi siz baslatin. Her isteyene yol verin. Birisine yol vermek en cok 5 saniyenizi alir. Bir gunde 50 kez yol verseniz 250 saniye eder. Bu da 5 dakikanin altinda bir zamandir. Hem trafige saygi ve hosgoru katmis, hem de sinirlenmeden, gulumseyerek arac kullanmis olursunuz.

    * Dogru bilgi, tehlikeleri tanimak ve motorlu tasiti daha iyi kullanmayi ogrenerek, beceriyi sagduyu ve saygi ile uygulamak, suruculerin trafikteki tek yasam sansidir.

    YANLIS BILINENLERIN DOGRULARI

    - Usta surucu, dustugu problemden kazasiz siyrilmayi bilir!

    Yanlis! Cunku usta surucu probleme girmeyen surucudur. Karsisina cikabilecek her turlu tehlikeyi onceden gorebilir, ona gore tedbirini onceden alir. Problemlerle ugrasmaz.

    - Otobanda tamam ama, sehir icinde emniyet kemeri takilmayabilir!

    Yanlis! Emniyet kemeri hayat kurtaran en onemli guvenlik gerecidir. 50 km/s hizda meydana gelen bir carpismada otonun icindekiler emniyet kemeri takmadiklari takdirde, 4 katli bir binadan asagi dusmeyle esit sok yasar.

    - Arkada oturanlar icin emniyet kemeri takmak gereksizdir!

    Yanlis! Motorlu araclar bir yere carptiginda hemen durur, ancak icindeki yolcular ayni hizla bir yere carpana kadar ilerlemeye devam eder. Arkada oturanlarin da yasam haklarini kullanmalari ve emniyet kemerlerini takmalari gerekir. Her ne kadar henuz kanunen zorunlu olmasa da, yolcularin guvenligi icin gelistirilmis olan arka emniyet kemerleri de hayat kurtarir. Kazalarda en cok zarari emniyet kemeri bagli olmayan yolcular gormektedir.     

    - Lastik havalarini dusuk tutarsak, hem daha iyi tutunur, hem de daha konforlu olur !

    Yanlis! Lastik havalarinin, aracin fabrika degerinin altinda olmamasi gerekir. Hatta yuke ve yolcu sayisina gore artirilmalidir. Cunku hava basinci dusuk lastigin tabani yere yayilarak daha iyi tutunma saglamaz. Aksine tabanin ortasi yukari kalkar ve yol ile temasi kesilir. Havasi dusuk lastiklerin yalniz omuz kisimlari yere basar. Lastik hava basinci dusukken; kayma hareketleri cok daha dusuk hizlarda baslar, fren mesafesi uzar, direksiyon hareketlerine daha gec cevap alinir. Belki daha konforlu surus yaparsiniz ama, konforlu sekilde yoldan cikabilir, konforlu sekilde carpabilirsiniz!

    - Sicak havada, lastigin isinmasini dengelemek icin lastik havalari indirilir!

    Yanlis! Lastigin isinmasinin en buyuk nedeni havanin sicak olmasi degil, lastik hava basincinin dusuk olmasi nedeniyle lastik yanaklarinin daha fazla esnemesidir.

    - Yagmurda inik lastik daha az kayar!

    Yanlis! Hava basinci dusuk lastikte su bosaltma kanallari kapandigi icin yagmur suyunu cok daha az bosaltir. Hatta bosaltamaz ve su uzerine cikma ve su yastigi uzerinde kayma (aquaplanning) cok daha dusuk hizlarda baslar.

    - Direksiyon saate gore 10'u ceyrek gece tutulur!

    Yanlis! Direksiyon saate gore 9'u ceyrek gece (9.15) tutulur . Bu pozisyon, acil bir durumda her iki yone esit miktarda direksiyonu cevirebileceginiz tek pozisyondur.

    - Ani frenlerde once frene basip, durmaya yakin debriyaja basarsak, motor kompresyonundan faydalanip daha kisa mesafede dururuz!

    Yanlis! En etkin yavaslama frenle debriyaja ayni anda basilarak yapilir. Boylece fren sirasinda motor devre disi birakilarak, motorun araci ileri goturme kuvveti yok edilir.

    - ABS (Antiblokaj Fren Sistemi) mekanik frene gore cok daha kisa mesafede durdurur!

    Yanlis! ABS fren sistemi olan bir arac tekerleklerin kizaklamasini onler ve fren sirasinda manevra yapilabilmesini saglar. Ancak, daha kisa mesafede durdurmaz, daha guvenli sekilde fren yapilmasini saglar .

    - Mekanik freni olan bir otomobilde fren pedalini pompalayarak daha kisa mesafede durulabilir!

    Yanlis! Pompalamak icin ayak fren pedali uzerinden her cekildiginde, aracin ileri hareketi devam eder ve durma mesafesi uzar. Dogrusu; panik frende fren pedali uzerindeki basinci azaltarak lastigin donmesini saglamaktir. Ancak ayak fren pedalindan kaldirilmamali ve fren yapmaya devam edilmelidir.

    - Dortlu ikaz (flasor) tunele girince yakilir!

    Yanlis! Dortlu ikaz sadece trafige tehlike yarattiginiz durumlarda yakilir. Yani olasi bir kaza veya ariza halinde. Tunelde kisa farlarin acik olmasi yeterlidir.

    - Gunduz kisa farlari yakmak trafiktekilerin gozunu alir!

    Yanlis! Gunduz kisa far yakmak, daha erken farkedilmenizi ve size tehlike yaratacak olan kisilere kendinizi daha erken gostermenizi saglar. Gece yakilan kisa farlar gozumuzu daha cok alir. Sadece kapali ve yagisli havalarda degil, gunesli havalarda ve hizli yol kesimlerinde de kisa farlarin acilmasi kendi surus guvenliginiz icin onemlidir.

    - Cocuklari uyarmak icin korna calinir!

    Yanlis! Cocuklari uyarmak icin korna calinmaz! Korna onlarin panige kapilip beklenmedik bir reaksiyon vermelerine yol acar. En iyisi iyice yavaslamak ve gerekirse durmaktir.

    - Yogun siste en iyi gitme yontemi dortlu ikazlari yakmaktir!

    Yanlis! Yogun siste en iyi gitme yontemi hic gitmemektir. Cunku siste daha iyi goren surucu yoktur, daha cok risk alan surucu vardir. Gorus mesafesi yeterliyse siste sari camli gozlukler kullanmak, sis lambalarini ve kisa farlari yakmak, silecekleri calistirmak, yerin kayganlastigini dikkate almak, takip mesafesini artirmak ve sollama yapmamak daha guvenli yol almaniza yardimci olur.

    Unutmayin!

    Hayatiniz boyunca olumlu bir trafik kazasi gecirme olasiliginiz % 33' tur. Rus ruletinde bile bu oran %17'dir. Lutfen, trafikte arac kullanmanin bir yasam isi oldugunu hicbir zaman aklinizdan cikarmayin.
     

    Guvenli Surus Ipuclari

    Kullandiginiz aracin tipi ne olursa olsun, dogabilecek tehlike ve zararlardan uzak kalmak istiyoraniz asagida siralanan temel guvenlik stratejilerini dikkate almalisiniz.

    *   Inis sirasinda dikkat! Ozellikle tasitin sol tarafindaki kapilar, olmak uzere tasitin kapilari yoldan baska tasit, bisIkletli veya yaya gelmediginden emin olunmadan acilmamalidir.

    *   Pur dikkat! Arac kullanirken surekli dikkatli olun ve genellikle sag tarafa dikilmis olan trafik isaretlerini asla gozden kacirmayin! Ters yondeki isaretleri arka tarafindan yorumlamaya calismayin. Surus halinde iken aractakilerle konusmak durumunda oldugunuzda, gozunuzu yoldan ayirmayin. Kazalarin cok goruldugu bilinen yol ve kavsaklarda daha da dikkatli olun. Bu durumda alkolle ilgili yasak ve sinirlamalari tartismak yararsizdir. Almanya'da alkol siniri % 0.05'e indirilmistir.

    *   Akisa uyun. Kosullar elverdigince trafik akisina uyun. Asiri hiz farkliliklari tehlikeli olabilir.

    * Hiz limtlerine uyun. Kazalarin cogunun nedeni asiri hiz ve dikkatsizce yapilan hareketlerdir. Trafik isaret levhalarindaki hiz sinirlarinin, musaade edilen maksimum hizlar oldugu ve ancak trafik, hava ve yol kosullari uygunsa uygulanabilecegi unutulmamalidir. Yol bos ve polis kontrolu yoksa bile hiz sinirlarini asmamaya ozen gosterin. Seyahat ettiginiz yollarin hiz limitlerini samimi olarak bilin. Bunlar; sehir ici, sehir disi ve otoyol hiz limitleri olmak uzere, sadece uc tanedir. Aksi bir isaret bulunmadikca bunlar gecerlidir.

    *   6. vitesi kullanmayin. Yokuslari cikabileceginizi tahmin ettiginiz vitesle inin. Yokus asagi inislerde asla vitesi bosa almayin ve hizinizi artirmamaya ozen gosterin. Aksi halde surus kontrolunu kaybedebilirsiniz.

    * Cok yaklasmayin. Sehirlerarasi yollarda baska araclara cok yaklasmazsaniz, onlarin yapacagi kazalara karismamis olursunuz.

    *   Trafigi izleyin. Yolun ilerisine bakarak, herhangi bir probleme yaklasmadan once onu anlayin. Aynalariniza da sIk sIk goz atin.

    *   Gecebilecek misiniz? Gecmek istediginiz aracin hizindan yeterince yuksek hizda iseniz gecis yapabilirsiniz.

    * Daha sonrasini dusunun. Muhtemel acil trafik durumlarini surekli olarak dusunerek, kurtulma planlari yapin.

    * Sol seritkolik olmayin. Sol serit, hizli surus seridi degil gecis serididir. Gecisler disinda sol seridi bosaltin. Hiz yapanlari yavaslatmaya da calismayin. Birakin polisligi polisler yapsin.

    * Far yakin. Gece surusleri disinda, sehirlerarasi yollarda, yagmurlu ve sisli havalarda gunduzleri de farlarinizi acik tutun. Bu daha iyi gorulmenizi saglayarak karsidaki suruculerin daha dikkatli olmalarini saglayacaktir. Gece suruslerinde farlarinizin karsidan gelen tasitin surucusunun gozunu almamasi icin, gecis suresince kisa far durumuna getirmeyi de unutmayin.

    * Sinyal verin. Serit degisimleri ve donusleriniz oncesinde sinyal vererek diger suruculere niyetinizi bildirin.

    * Sola donmek icin bekleyin. Trafikte durup sola donmek icin beklerken, yol serbest hale gelinceye kadar tekerleklerinizi ileriye dogru duz tutun. Eger tekerleklerinizi sola dogru kirarak beklerseniz, birisi size arkadan carptiginda sizi karsidan gelen trafigin onune iter. Ayrica, ilerinizde bir engel gordugunuzde, hemen diger seride gecmeden once o seritteki trafigi kontrol edin ve onlara yol verin.

    * Saga donus Kirmizi isIkta saga donus yapilamaz. Sadece bazi kavsaklarda, donus icin ayri bir isIk bulunuyor ve yesil yaniyorsa veya ozel olarak donus yapilabilecegi belirtilmisse, diger yoldaki trafige dikkat edilerek donus yapilabilir.

    * Dogru zamanda fren yapin. Donuslere gelmeden once uygun hiza yavaslayin. Donusun ortasinda yapacaginiz sert fren aracinizin dengesini bozar.

    * ABS'yi deneyin. Araciniz kilitlenmeyi onleyici fren sistemiyle donatilmissa, ilk kez karsilastiginizda pedal titresim ve gurultuleri sizi sasirtabilir. Bu nedenle, ABS'nin nasil hissedildigini anlamak uzere, acil bir durumu beklemeden, yagmurlu bir gunde kumlu, kaygan bir yol veya bos bir park alani bularak, ABS'yi uyarmak uzere sert bir fren yapin.

    * Arac kullanirken telefonu kullanmayin. Arastirmalara gore, arac kullanilirken yapilan telefon konusmalari kaza riskini dort kat kadar artirmaktadir. Risk, "hands-off" veya kulaklikli telefon kullaniminda da aynidir.

    * Gece gorusunuzu koruyun. Yaklasan farlara fazla bakmayin. Korlestiriyorsa, bakisinizi yolun sag kenarina yogunlastirin.

    *   Uykunuzu alin. Uykulu iken arac kullanmayin. Gozleriniz bir noktada sabit kaliyorsa bu tehlike isaretidir. Buldugunuz en yakin guvenli yerde saga cekerek birkac dakikalik bir sekerleme yapin.

    *   Guvenceye alin. Kisa sureli de olsa, aracinizi terk ederken guvenceye alin. Yani, dusuk vitese takarak el frenini cekin, camlari kapatarak kapilari kilitleyin. Eger arabada sizden baska kimse yoksa, kredi kartiyla odeme yapmaya giderken bile kapilari kilitleyin.

    Iyi seyirler...
     

    http://www.cemalhaki.com/">




    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 30/Ağu/2007 saat 22:14
    Insan biraz cocuk olmali, bir balon gordugunde istiyorum diye tutturup aglayabilmeli !
    Insanin bir annesi olmali etegini cekistirebilecegi
    Insan yolda yururken biraz da etrafina bakmali degisik hayatlari gormek icin
    Insan gecenin bir vakti yatagindan firlayip seni seviyorum diye bagirmali
    Insan sabah uyandiginda yataginin basucunda bir gul ile bir not bulmali: Uyandirmaya kiyamadim...
    Insan heyecan duymali yeni gunun getirdigi isiklar icin
    Insan sinirlenmeli, kavga etmeli inandigi degerler icin
    Insan arada asik olmali sonunda aci oldugunu bilerek
    Insan bazen de sarhos olmali, bir turku tutturup sokaklari arsinlamali
    Insan anlamsizca beklemeli telefonun calmasini belki arayan O'dur diye
    Insan efkarlanmali tabi biraz da; belki hic olmayacak seylere sirf efkar olsun diye
    Insan ara ara kocaman olmali dunyalar kadar; herkesi kucaklamali
    Insan bazen kendi olmali bazen herkesten bir parca
    Insan bazen de aptal olmali inanmak istedigi seylere inanmali
    Insan gercek olmali ruya gorebilmek icin
    Insan olmeli zamani gelince; ama zamani gelince
    Velhasil guzelim insan olmak zor zanaat...!!!!


    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 30/Ağu/2007 saat 22:30

    Formula 1 Türkiye Kuralları

      - Türk pilotlar araçlarının bagajlarında mangal bulunduramayacak.

     - Otomobilde teyp ve anfi teşkilatı varsa söktürülecek, mini vantilatör, kafasını sallayan köpek ve dikiz aynalarında boş CD bulunduran pilotlar yarışa alınmayacak.

     - Araçların arkasında yazılı bulunan "Canısı, Var Ya, Deli Yürek, Bir Doyamadım Bir de Sabah Uykusuna, Günahkar Sokakların Tövbekar Çocuğu Muhittin; O Şimdi Asker, Tertip İdris, Anan da sollardı" gibi ibareler acilen çıkartılacak.

     - Pitstop anında (tamir bakım amaçlı kısa mola) teknik ekipten, "Usta gelmişken bir karbüratöre bakıver", ya da Diferansiyelden ses geliyor, alt takımlara el atıver" gibi taleplerde bulunulmayacak.

     - Ülkemize gelen hiçbir yabancı pilotun arabasına yaklaşıp, "Usta kaç yapıyo bu?", "Bizim Almanya´daki kayınçoda bunun aynısından vardı", Bunların ikinci elleri kaça gidiyo hoca" gibi sorular sorulmayacak.

     - Start verildiği anda arkadan Daaaaat" diye kornayla uyarı yapılmayacak.

     - Yarış sırasında yabancı pilotlarla çarpışmak suretiyle kaza yapan pilotlarımızın, "Trafik gelmeden yerinden kıpırdatmam arabayı", ya da "Sana sanayiden tanıdık bi ustanın kartını vereyim, git ona yaptır, faturayı ben hallederim" gibi yaklaşımlar göstermelerine kati surette izin verilmeyecek.

     - Yabancı sigara reklamlarıyla birlikte, milli menfaatler uyarınca, sigara ve içkilerin yanı sıra Vefa Bozacısı gibi reklamlar alınabilecek. Ancak, yarış sırasında kesinlikle çay sigara içilmeyecek.

     - Cam silici çocuklar pistten uzak tutulacak.

     - Yine startta bekleyen arabaların arasına, trafik tıkalı zanneden sucu, kağıt helvacı, simitçi gibi seyyar satıcıların girerek sürücülere satış yapması engellenecek.

    -

      Piste kati surette hız engelleyici tümsek konmayacak.

     - Pistin çevresinde büyük veya küçük baş hayvanların, sürücülerle virajı aldığında karşı karşıya gelmesine engel olunacak.

     - Seyircilerin bir kaza anında piste fırlayıp, kazma, kürek ve levyelerle sürücüyü yaka paça arabadan çıkarmalarına engel olunacak.

     - Pitstoplarda duran otomobillere kapkaççıların yaklaşmasına izin verilmeyecek.

     - Starttan önce otomobillerin başında bekleyen Pit Bebeklerine "Yavrum hepsi senin mi?", "Bebek akşam boş musun?" gibi tacizlerde bulunanlar kesin diskalifiye edilecek.

     - Otopark mafyasının, pistin etrafındaki 10 kilometre çapındaki alana girmesine kolluk kuvvetleri engel olacak.



    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 31/Ağu/2007 saat 23:45
    http://www.kahramanturk.com/viewtopic.php?t=339-avustralyaya-savas-acan-iki-turkun-ilginc-oykusu.html - AVUSTRALYA'YA SAVAŞ AÇAN İKİ TÜRK'ÜN İLGİNÇ ÖYKÜSÜ...
    Sayımız az, biz ne yapabiliriz ki, güçlüye boyun eğmek gerekli deyip, güvensizliklerini sürekli dile getirenlere Hindistan Büyükelçiliği'nden alınan belge sonucunda ortaya çıkan bir gerçek öykü aşağıdaki.
    "Yıl 1912, İngılızler Hindistan'ı isgal eder, Hindistan kralı Osmanlı'dan yardım ister. Yıllardır savaş içinde olan Osmanlı bu yardımı karşılıksız bırakmamakla birlikte 350 kişilik bir askeri birliği gemiyle Hindistan'a gönderir. 350 kişilik birlikten 20 kadarı hastalıktan yolda şehit olur, kalan 330 Osmanlı askeri Hindistan'a çıkarlar ve İngilizlerle savaşmaya başlarlar. Mühimmat açısından kısıtlı olan Osmanlı askerleri birkaç günlük mücadeleden sonra teknolojik donanıma sahip İngiliz askerleri karşısında yenik düşerler ve 40 kadarı esir alınır diğerleri de savaşta şehit olurlar. Savaş bittikten sonra bu 40 Osmanlı esir askerini, İngilizler gemilerde çalıştırmaya başlarlar. Bir İngiliz gemisi Avustralya'ya geldiğinde, esir iki Osmanlı askeri gemiden bir yolunu bulup kaçarlar.

    Bir süre sonra, adı Karadeniz diyarından Menteşoğlu Abdullah olan, baba mesleği dondurmacılığa baslar. Karahisar diyarından Tarakçıoğlu Mehmet de baba mesleği kasaplığa başlar. 1918'de Avustralya Çanakkale'ye asker çıkarır ve bizim iki Osmanlı askeri olayı duyarlar ve hemen buluşurlar, durum değerlendirmesi yaparlar. Biz Osmanlı askeriyiz ve Avustralya'da yaşıyoruz. Avustralya devleti Osmanlı'ya savaş açmış ve bizim ülkemizi işgale gitmiş, bundan dolayı biz de Avustralya devletine savaş açalım derler. Alırlar kağıdı kalemi ve yazarlar: Sayın Avustralya Başkanı Eksalans Hazretleri, Biz iki Osmanlı askeri, ülkenizde bulunuyoruz, duyduk ki devletimiz Osmanlı'ya Avustralya devleti olarak savaş açmış ve Çanakkale'ye asker göndermişsiniz. Bundan dolayı iki Osmanlı askeri olarak biz de Avustralya devletine savaş açmış bulunmaktayız. Bu bir Osmanlı savaş fermanıdır. Ekselansların bilgilerine duyurulur.
    Karahisar diyarından Tarakçıoğlu Mehmet Karadeniz diyarından Menteşoğlu Abdullah İki Osmanlı askeri, Sydney'in 250 km uzağında Karlıdağlar denilen bölgede önce virajlarda tren raylarını sökerek 3 tren devirirler ve üçüncü tren de askeri mühimmat bularak silahlanırlar. Aynı bölgede 8 karakol basarlar ve karakollardaki askerlerin tamamını vururlar. Ne olduğunu bir türlü çözemeyen Avustralya devletinin sonunda iki Osmanlı askerinin yazmış olduğu mektup akıllarına gelir ve mektubun atıldığı bölgeye 250 kadar asker gönderirler ve iki Osmanlı askeri araştırılmaya başlanır. Birkaç günlük araştırmadan sonra sıcak çatışma olur ve iki Osmanlı askeri bu Karlıdağlar'da şehit edilir. İki askerin şu an mezarı Sydney' e 250 km uzakta Karlıdağlar'da ve mezarlarında fotoğraf çekmek yasak. Avustralyalılar iki Osmanlı askeriyle savaştık demek zorlarına gittiği için bu askerlerimize (Hindistan asıllı) diyorlar. Oysa Hindistan'da ne Karahisar diyarı, ne de Karadeniz diyarı diye bir bölge var..."



    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 31/Ağu/2007 saat 23:49

    HOROZ Lojistik 65 inci yılında Kamyon Arkası Yazı Yarışması düzenlemiş.

    "Daha önce duyulmamış ve görülmemiş kamyon arkası yazıları" gerekçeli yarışmaya 5 bin 750 kişi katılmış.

    Kazananlara ödülleri Horoz Lojistik 65. Yıl Kutlama Gecesi'nde verilecek.

    Yarışmanın sloganı şu: Yollarda Kamyonlar, Dillerde Sizin Sözünüz Dolaşsın!

    KAZANAN SÖZLER

    Birinci: "Kamyon Çeker 10 - 20 Ton, Gönlüm Çeker Paris Hilton."

    İ
    kinci: "Hayatımı Yazsam, Duble Yol Olur..."

    Üçüncü: "Araman İçin İlla Hata mı Yapmam Gerekir?"

    Mansiyon 1: "Küresel Isınmaya Karşı Su Tankerlerine Geçiş Üstünlüğü Verilsin."

    Mansiyon 2: "İyi Mazot Selülit Yapmaz."

    Mansiyon 3: "Gazla Uçabilirsin, Ama Frenle Konamazsın!.."

    Mansiyon 4: "Bas Gaza, Frene, Debriyaja... Götür Ver Parayı Vergiye, Stopaja."

    Mansiyon 5: "Ne Müslüm'
    den Ne de Orhan'dan, Sevdiğim Tek Parça Yedek Parça."

    Jüri Özel Ödülü: "Arabada Yalnız Var!"

     



    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 03/Eyl/2007 saat 11:49
    Fırına geldiğimde ortalıkta ekmek görünmüyordu. Eski bir dostum olan fırıncı,"Biraz bekleyeceksin hocam," dedi.

     "İki-üç dakikaya kadar çıkartıyorum."

     Kenardaki tabureye oturup beklemeye koyulurken, içeriye yaşlıca bir adamın girdiğini gördüm. Eskimiş ceketinin sol yakası altında bir madalya parıldıyor ve yürürken hafifçe topallıyordu. Selam verdikten sonra, fırıncının tezgahına yaklaşarak, "Ekmeklerimi alayım," dedi.

     "Benim ikizler acıkmıştır."

     Fırıncı, adamın kendesine uzattığı torbayı alarak tezgahın altına eğildi ve bir gün öncesine ait olduğu anlaşılan ekmeklerden dört-beş tane çıkardı. Ben o arada oturması için kendi yerimi o adama vermiş, tezgahın yanına iyice yaklaşmıştım. Ekmeklerden birkaç tanesinin şekli değişmiş, katılaşmış, taş gibi olmuştu.

     Fısıltı şeklinde fırıncıya sordum.

     "Neden taze ekmeği beklemesini söylemiyorsun? Biraz sonra çıkacak ya!.. "
    "Bayat ekmekleri kendisi istiyor." dedi fırıncı. "Çok fakir olduğundan, ona yarı fiyatına veriyorum."

     "Kim bu adam?"diye sordum.
    "Kore gazilerinden " dedi. "Oğluyla gelini bir trafik kazasında vefat edince, ikiz torunlarını yanına almıştı. Yıllardır onlara bakıyor, hem de çok az bir maaşla."

     Fırıncının anlattıkları karşısında içimin yandığını hissediyor ve ufak da olsa bir şeyler yapmak istiyordum.

     "Aradaki farkı ben vereyim," dedim. "Hiç olmazsa bugün taze ekmek yesinler."

     Fırıncı, teklifimi kabul etti ve biraz sonra da, fırından yeni çıkan taze ekmekleri adamın torbasına doldururken şekli bozuk, bayat ekmekleri de tezgahın altına koydu.

     "Çok şanslısın hacı amca," dedi. Çocuklar için sana bugün pasta gibi ekmek vereceğim."

     Yaşlı adam, bir evlat sevgisiyle kucakladığı torbayı göğsüne bastırırken. "Allah, senden razı olsun evladım" dedi.

     "Bugün onların doğum günü olduğunu nereden biliyordun?"



    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 03/Eyl/2007 saat 11:53
    ATATÜRKÇÜLÜK (KEMALİZM); *Türk Milleti'nin bugün ve gelecekte tam
    bağımsızlığa, huzur ve refaha sahip olması, devletin millet egemenliği
    esasına dayandırılması, aklın ve ilmin rehberliğinde Türk kültürünün çağdaş
    uygarlık düzeyi üzerine çıkarılması amacıyla temel esasları yine Atatürk
    tarafından belirtilen devlet hayatına, fikir hayatına ve ekonomik hayata,
    toplumun temel müesseselerine ilişkin gerçekçi fikirlere ve ilkelere *
    ATATÜRKÇÜLÜK* denir.

    *ATATÜRKÇÜLÜK;* emperyalizmin düşmanıdır, anti - emperyalisttir. Tam
    bağımsız Türkiye'den yanadır. Özgürlükçüdür. İnsan Hakları savunucusudur.
    Hertürlü terörün karşısındadır. Yobazların, Vurguncuların, Çıkarcıların
    düşmanıdır...

    *ATATÜRKÇÜLÜK;* yirminci yüzyılın yüz akı, ulusal direnişlerin temelindeki
    "tam bağımsızlık" harcıdır.

    *ATATÜRKÇÜLÜK;* ulusal bağımsızlık demektir, ulusal kurtuluş demektir,
    antiemperyalist bilinç demektir!

    *ATATÜRKÇÜLÜK;* aşırı sağa ve aşırı sola ödün vermeyen, kişi haysiyet ve
    onuruna inanan, ulusal, akılcı ve insancıl bir görüştür.

    *ATATÜRKÇÜLÜK*; Atatürk'ü bütün yönleriyle ve eserleriyle tanımak, sevmek,
    benimsemek, tanıtmaya ve sevdirmeye çalışmaktır. Başka bir ifadeyle
    Atatürk'ün ideolojisini, ülkü ve eserlerini eksiksiz öğrenip tam olarak
    gerçekleştirmek, yüceltmek ve aynı yoldan Türk Ulusu'nu Çağdaş Uygarlık
    Düzeyine ulaştırmak için bütün gücümüzle çalışmaktır, diyebiliriz.

    *ATATÜRKÇÜLÜK;* siyasi bir öğreti değil, bir dünya görüşüdür. Türkiye'nin ve
    Türk Ulusu'nun gerçeklerine, gereksinimlerine ve yeteneklerine en uygun
    gelen, denenmiş başarılı sonuçları alınan bir öğretidir.

    *ATATÜRKÇÜLÜK;* herhangi bir yabancı siyasal akım ya da ideoloji ile
    açıklanamaz. Atatürkçülük, Türk halkının ve Türk yurdunun tabiatından,
    tarihinden doğmuştur.

    *ATATÜRKÇÜLÜK;* Türkiye'nin gerçeklerinden doğmuş bir düşünce sistemidir.
    Türk Milleti'nin iradesiyle oluşmuş, tarihi bir gelişmenin ürünüdür.
    Atatürkçülük, herşeyden önce millete haklarını tanıma ve tanıtmadır; millet
    egemenliğinin ifadesidir. Atatürkçülük bir kurtuluştur, milletçe
    bağımsızlığa kavuşmadır. Atatürkçülük, modern bir toplum hayatı yaşama
    demektir.

    *ATATÜRKÇÜLÜK;* "halkçılık", "laiklik", "cumhuriyetçilik", "devrimcilik",
    "devletçilik" ve "milliyetçilik" olmanın ötesinde, değişen nesnel koşullar
    karşısında, bu ilkeler çerçevesinde sürekli tutumlar takınmaktır.
    Atatürkçülük, kesinlikle salt ileriye açık bir ideolojidir. Atatürkçülüğü
    yorumlarken bazı farklı noktalara varılabilmesi olasıdır. Ancak
    Atatürkçülük'te olmayan şey; "tutuculuk" ve "statükoculuk"tur. Atatürk'ün
    düşünceleri nesilden nesile aktarılacak bir put değil; yönlendirici bir
    dünya görüşü ve dünyanın dinamik bir yorumudur.
    Acaba günümüz "Atatürkçü"lerinden kaç tanesi 19 Mayıs 1919'da Mustafa
    Kemal'i Samsun'da karşılamaya giderdi? Kaç tanesi O'nun peşinden Ankara'ya
    gelirdi? Ve acaba kaç tanesi Galata Köprüsü'nde müttefiklere alkış
    tutardı?...

    * * *

                  "Yöneticilerin kişilikleri çoğu kez, siyasal düzenin
    niteliğine bağlıdır. Eğer bir toplum, ulusal kurtuluş savaşı yaşamışsa, bu
    toplumda yöneticilerin kişilikleri ulusal kurtuluş hamuru ile yoğrulmuş
    demektir. Bu kişilikler ulusal bilince dayanır. Her eylem, her davranış, bu
    ulusal bilinç ile şekillenir. Mustafa Kemal, bu tür kişilerin örneğidir.
    Mustafa Kemal'i Atatürk yapan bu ulusal onur ve bu ulusal bilinçtir. Bunun
    içindir ki, Mustafa Kemalcilik *ulusal onur*, Atatürkçülük ise *ulusal
    bilinç* demektir." ( Uğur MUMCU - Devrim, 16 Şubat 1971



    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 03/Eyl/2007 saat 12:05

    Kalpten Vermek


    13 yaşındayken annem bana asla unutamayacağım bir ders vermişti. Bir gün küçük bir markette alışveriş ediyorduk. O anda içeri giren aile dikkatimi çekti. Anne, kızı ve torunu gibi görünüyorlardı. Üsleri başları temiz gibi, ama yırtık pırtıktı. Bizlerden daha şanssız oldukları bir gerçekti. Markette gezinirken el arabalarım dikkatle seçtikleri gerekli yiyeceklerle dolduruyorlardı.

    Annem ve ben alışverişimizi bitirmiştik. Ödeme yapmak için kasaya yanaştık. Kasa sırasında önümüzde o aile vardı, aramızda sadece bir kişi vardı. Belirli miktarda paraları olduğundan el arabasından çıkardıkları her yiyecekten sonra kasiyere yekün aldırıyorlardı. Bu biraz zaman aldığından önümüzdeki adam sabırsızlanmaya başlamıştı.

    Duyulduğundan emin olduğum hoş olmayan şeyler söylemeye baş-lamıştı. Kasiyer yekünü aldı, ama kadıncağızın parası yetişmedi. Bazı yiyecekleri geri koymaya başladı. Annem cüzdanına uzandı, yirmi dolar çıkardı ve kadına uzattı. Kadın şaşırmıştı, "Bunu alamam" dedi.

    Annem kendinden gayet emin kadına baktı ve usulca yanıtladı, "Evet, kesinlikle alabilirsiniz. Bunu bir hediye olarak düşünün. Arabanın içindekilerinin hepsi de ihtiyacınız olan şeyler. Lütfen bunu kabul edin." Kadın parayı aldı, annemin elini sıktı, gözlerinden yaşlar süzülüyordu. "Çok teşekkür ederim. Bana daha önceden hiç kimse böyle yardım etmedi." dedi.

    Gözlerim yaşlar içinde marketten ayrıldım. Bu olayı asla unutamadım. Annemle babam beş çocuk yetiştirmişler. Hiçbir zaman çok paraları olmamış. Annemin şefkatli kalbi bana miras kaldığı için çok seviniyorum. Hiç bencillik yapmadan veriyorum. Dünyada bundan daha güzel bir duygu olabilir mi?

    Dee M. Taylor

     

    ZİMEM (Veresiye) DEFTERİ
     
    Osmanlılar zamanında Ramazan günlerinde tebdil-i kıyâfet ile, pek çok
    zengin, hiç tanımadıkları mıntıkalardaki bakkal, manav dükkânlarına gider,
    onlardan Zimem Defteri ' ni (veresiye defteri) çıkarmalarını isterlerdi.
     
    Baştan, sondan ve ortadan rastgele sahifelerin toplamını yaptırıp,
    miktarını ödedikten sonra;
     
    "Bu borçları silin! Allah kabul etsin!" der, kendilerini tanıtmadan çeker giderlerdi.
     
    Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; borcu sildiren, borçtan kimi
    kurtardığını bilmezdi...
     
    Gizli verilen nâfile sadakanın, açıktan verilen nâfile sadakadan yetmiş kat
    dahâ sevâp olduğunu bilen zevât, yardımlarını mümkün olduğunca gizliden
    yapmaya gayret ederdi. Ecdadımız sağ ile verdiğini, sol elinden bile
    gizler, yaptıkları iyilikleri unutur giderlerdi.
     
    İtalyanların askıda kahve olayı geziyordu net'te bir ara,
    ecdadımız bu konuda da daha ilerisini zaten yapmış.
     
    Sürekli Batı yı övüp geçmişimizi ve atalarımızı yokmuş gibi görenlere ithaf edilir..
    Çok asil bir millet ve atalara sahibiz..


    --
    " HAYAT BIR UYKUDUR, OLUNCE UYANIR INSAN; SEN ERKEN DAVRAN OLMEDEN ONCE UYAN..." 


    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 03/Eyl/2007 saat 12:12

    GÜNAYDIN

     

     GRUP ÜYELERİNE

     

     

     

    GÜNAYDIN :DOSTUNUN DOSTLUĞUNUN KIYMETİNİ BİLENLERE.

     

    GÜNAYDIN :SEVİP SEVİLENLERE KADİR KIYMET BİLENLERE

     

    GÜNAYDIN :OKUYUP AYDINLANANLARA AYDINLANIP AYDINLATANLARA.

     

    GÜNAYDIN :TRAFİK KURALLARINA UYANLARA UYMAYANLARI UYARANLARA

     

    GÜNAYDIN :PAZERTESİ SENDROMUNU YENENLERE İŞİNİN HAKKINI VERENLERE

     

    GÜNAYDIN :DOĞAYA YEŞİLE AĞACA TAŞA KUŞA

     

    GÜNAYDIN :MAŞAYA SEN DUR DEYİPTE ELİNİ ATEŞE SOKANLARA

     

    GÜNAYDIN :PİRE İÇİN YORGANI YAKANLARA

     

    GÜNAYDIN :KÖPRÜDE DE OLSA KARŞIDA DA OLSA AYI YA AYI, DAYI YA DAYI DİYENLERE

     

    GÜNAYDIN :ÖMRÜNDE BİR AĞAÇ DİKENLERE BİR AĞACA BİR BARDAK  SU DÖKENLERE

     

    GÜNAYDIN :KAĞITLARINI DEVAMLI KAĞIT ATIK KUTUSUNA ATANLARA

     

    GÜNAYDIN :BAŞ KESMEYİP YAŞTA KESMİYENLERE.

     

    GÜNAYDIN :ÖĞRENENLERE BİLENLERE BİLDİKLERİNİ DİYENLERE

     

    GÜNAYDIN :PAYLAŞ MANIN TADINI BİLENLERE PAYLA ŞIP   SEVİNENLERE

     

    GÜNAYDIN :ACI SÖYLEYENLERE DİYENLERE

     

    GÜNAYDIN :GÜLMEYİP GÜLDÜRENLERE GÜLDÜRÜP SEVİNDİRENLERE

     

     

    UMARIM MUTLUSUNUZDUR.

     

    UMARIM HERKEZ MUTLUDUR.

     

    DİLERİM MUTLU OLMAYANLARDA EN KISA ZAMANDA MUTLU OLURLAR.

    ******************************************************************

     

    Dostları Olmalı İnsanın

    Dostları olmalı insanın,
    Aynen gemilerin limanlari gibi
    Zaman zaman uğradığın
    Yükünü boşalttığın
    Dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda

    Sonra açık denizlere uğurlamalı seni,
    Geri döneceğin günü bekleme umuduyla
    Bazen rüzgara o açmalı yelkenini
    Yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla
    Halatlarını çözmeli
    Seni çok ama çok özlemeli

    Dostları olmalı insanın,
    Ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen
    Düşünmediklerini düşündüren
    Seni bir cambaz ipinde güvenle tutabilen
    Gerektiginde senin için ateşi yutabilen
    Yolunu ısıtan ustan olmalı,
    Şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini
    Sana verebilmeli soğuk bir kış gününde
    Üzerindeki tek gömleğini.



    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 03/Eyl/2007 saat 21:47

    Sektör helal, şerait fuhuş

    Mine KIRIKKANAT



    Türkiye'deki tatil sektörünün tarih faktörünü "yatak sayısıyla" yendiği turistik bölgelerimiz arasında, en yataklı olmasa da yatarlılık bakımından "Bedroom" diye anılan yarımadamız, muazzam bir misafir ağırladı bu yaz.

    Temmuz ayının son haftası bir gece, Bedroom havaalanına konan Boeing 767'den 5 adet entarili bedevi indi. Bedevilerin efendisi, kule gördü mü dubara sallayan "mahdum"dan başkası değildi.

    Bedroom'a gizlice geliyorlardı, zaten kimliklerini jandarmaya bildirmeyen çok yıldızlı otelin başı sonradan derde girecek, jandarmaya "vallahi habersiz geldiler, habersiz gittiler, biz de tam size bildirecektik ki, siz bilmişsiniz.. ." açıklamasıyla durum kurtarılacaktı .

    Oysa şeyh mahdum ve dubaracı tayfasının Bedroom'u teşrifi yalnız çok yıldızlı otelin çok Müslüman sahibi tarafından bilinmiyor, Filipinli sauna ve Rusya'daki fuhuş sektörü tarafından da yakından takip ediliyordu.

    Bedroom'a sabah inen özel uçakla Rusya'dan taze taze getirilen ve zaten hepsinin 20 yaş altı olmaları şart koşulan 40 adet nataşa, otele çoktan teslim edilmişlerdi.

    Keza 20 adet Filipinli masöz (masajcının dişisine denir) de tedarik edilmişti.

    ***




    Çok yıldızlı otelin çok Müslüman sahibi, tabii ki en şaşaalı villaları ile karaya köprüyle bağlanan küçük adayı, dubaracı mahdum ve dört seyisine tahsisle, bu özel ziyaretin mahremiyetini de sağlamıştı!

    Otelin, sayıları bine yakın diğer müşterilerine kapatılan ada, VIP bedevileri beklerken şöyle bir manzara arzediyordu:

    Ahşap kaplı adacıktan denize uzatılan kerevetler ışıklandırılmış, üzerlerine yerleştirilen masaj masalarının başında Filipinli masözler dikiliyordu.

    Oraya buraya serpiştirilen mangal ve kebap tertibatlarında kuzu, koyun, inek, geyik, Allah'ın "haram" demediği ne kadar dört ayaklı varsa döne çevrile pişiriliyor, orta yere de 60 kişilik bir masa kurulmuş, konukları bekliyordu.

    Köşe büfeleri gibi oraya buraya serpiştirilen 40 adet "körpe" nataşa, ellerine tutuşturulan şampanya kadehleriyle saatlerden beri ayakta durmaktan yorgun düşmüşlerdi ki...

    Gece 11'de dubara mahdum ve dört seyisi, beyaz entarileriyle avdet etti. O dönerden bir lokma, bu kebaptan bir parça tadaraktan orta masaya ilerlediler ve oturdular. Nataşalar da yanlarına oturunca, 60 kişilik masanın 15 koltuğu boş kaldı.

    Mahdum boşluktan hoşlanmazdı. Filipinli masözlerden 15 adedi de masaya buyur edildi ve sefa başladı.

    Şeyh mahdum ve dört emiri, o gece o adada yediler, çaktırmadan içtiler, hatta bol bol burun 'çektiler', beyaz yeldirmelerini uçura uçura nataşalarla dans ettiler, yorgunlukları nı masaj masalarında attılar.

    Gecenin bir saatinde, nataşaları da yanlarına alıp villa süitlerine çekildiler.

    ***




    Ertesi sabah bir yat, beş bedevi ve 40 nataşayı güvertesine alarak, Akdeniz'in enginlerine açıldı. Ancak bir nataşanın o sabah "adet gördüğü" anlaşılınca, yat alelacele Göcek'e döndü, "murdar mal" karaya bırakıldı ve Arap şeyhinin günlük zina turuna 39 tazeyle devam edildi.

    Yat, otelin rıhtımına akşam döndü. Mahdum, hizmetinden çok memnun kaldığı çok Müslüman sahibiyle çok yıldızlı oteli gezerken, "Bize kaç kişi hizmet etti?" diye sordurdu seyisine. "100 personel" denince küçümsedi. "Burada kaç kişi çalışıyor?" diye sordurdu bu kez. Cevap, "500!" olarak gelince şanına yaraşan "bahşiş" emrini verdi. Seyisi, yanında taşıdığı çanta irisi bavuldan vakumlanmış (evet, vakumlanmış!) bir dolar paketi çıkarıp verdi.

    İçinde, açılınca genleşen 250 bin dolar vardı. Otel yönetimi tarafından 500 personele, tabii ki "liyakat" esas alınarak, kademeli ölçülerde dağıtıldı.

    Ve mahdum ile dört emiri, Boeing 767'lerine binip havalandılar Türkiye'den.

    1001 gece masalları nerdeee?.. Arap şeyhinin 120 personelin seferber, 40 nataşanın sefertası olduğu fuhuş seferi, hepi topu bir gün bir gece sürmüştü.

    Ama Bedroom Bedroom olalı, ne böyle "helal zina" gördü, ne de helalinden böyle bahşiş!



    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 04/Eyl/2007 saat 22:29

    Avrupa'yı Asya'ya bağlayan "1. Boğaziçi Köprüsü"nün temeli Beylerbeyi ayakları şantiyesinde; 20 Şubat 1970'de törenle atıldı. Kabataş ve Kadıköy'den kalkan 2 adet şehirhatları vapuru, davetlileri taşıyarak tören alanına getirdi. 21 pare top atışıyla çalışmalar başladı...
    20 Şubat 1970: Temel atma töreni (Beylerbeyi)



    Mart 1970'de Ortaköy ayaklarının kazısı başladı. Hemen ardından da Beylerbeyi ayaklarının kazısı başladı.



    4 Ağustos 1971: Kule montajı

    Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x485 ve 108KB ) Buraya Tıklayın


    17 Ağustos 1971: Kule montajı



    Ortaköy kulesinin inşaatı
    Mayıs 1971'de Ortaköy çelik kulelerinin montajına başlandı. Beylerbeyi kulelerinin montajına ise Temmuz 1971'de başlandı. 1972'nin Ocak ayında her iki çelik kule de yükseldi




    Dikey kulelerin birbirleriyle yatay olarak bağlanması
    Kuleler tamamlanınca Ortaköy'den Beylerbeyi'ne kadar denizin yüzeyine, birbirine paralel; 2 adet kılavuz halat serildi ve bunlar kulelerden aynı anda çekilerek, ilk birleşim sağlandı (Ocak 1972)



    Taşıyıcı çelik halatların çekimi

    Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x426 ve 70KB ) Buraya Tıklayın


    Ardından, tellerin gerilim ve büküm işlemleri 10 Haziran 1972'de başladı ve köprünün açılışına kadar sürdü.
    İtalya ve İngiltere'de hazırlanan, içi boş kutular şeklindeki 60 adet tabliyeyi oluşturacak olan paneller, demonte vaziyette denizyoluyla getirilerek, Göksu birleştirme şantiyesine bırakıldı ve burada montajları yapılmaya başlandı...

    Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x305 ve 29KB ) Buraya Tıklayın


    Tabliyeler; Köprü'nün üzerindeki trafik akışını sağlayacak olan yolu oluşturan, içleri boş ve her iki uçlarındaki dikey taşıyıcı halatlar yardımıyla, kulelerdeki gerili çelik halatlara salıncak gibi asılan ve birbirlerine lego oyuncakları gibi bağlanan, rijitleştirilmiş taşıyıcı bloklardı.


    21 Şubat 1972: Kılavuz halatlar çekili

    Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x488 ve 60KB ) Buraya Tıklayın


    Kuleler (henüz tabliyesiz)

    Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x445 ve 52KB ) Buraya Tıklayın


    Kulelerden birinin içi



    Tabliyelerin orta kesimden başlayan montajı

    Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x298 ve 42KB ) Buraya Tıklayın


    26 Mart 1973'de son tabliye de montajlandı. Ardından 60 adet tabliye birbirine kaynaklandı. Böylece, ilk kez yürüyerek Asya'dan Avrupa'ya geçildi...
    26 Mart 1973: Son Tabliye denizden montaja getirilirken

    Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x374 ve 46KB ) Buraya Tıklayın


    26 Mart 1973: Son Tabliyenin Montajı tamamlanmak üzere

    Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x582 ve 77KB ) Buraya Tıklayın


    Köprü üzerinde kauçuk menşeili asfaltlama




    Kulelerin altındaki geçiş noktalarına, köprüdeki genleşmeye uyum sağlaması amacıyla dönen-levhalar (rolling leaf) monte edildi.
    23 Temmuz 1973: Rolling leafların montajı

    Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x460 ve 84KB ) Buraya Tıklayın


    Yaklaşım viyadüklerinin inşasına (Ortaköy ve Beylerbeyi üzerinden geçen) Şubat 1973'de başladı ve Mayıs 1973'de bitirildi.
    Yaklaşım viyadüğü inşaatı

    Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x487 ve 117KB ) Buraya Tıklayın


    Ortaköy Yaklaşım viyadüğü inşaatı (Lido'nun yanı)

    Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x509 ve 107KB ) Buraya Tıklayın


    20 Temmuz 1973: Yaklaşım viyadüğü inşası

    Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x453 ve 67KB ) Buraya Tıklayın


    8 Haziran 1973'de ilk defa araçla geçiş tecrübesi yapıldı.
    Yaklaşım viyadüğü inşaatı

    Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x501 ve 75KB ) Buraya Tıklayın


    (Bu arada; 15 Mart 1974'de Çevreyolu'nun önemli geçişlerinden olan; Haliç Köprüsü'nün iki yakası birleştirildi ve yaya olarak geçildi. 10 Eylül 1974'de de Haliç Köprüsü açıldı).

    Haliç Köprüsü'nün inşaatı (henüz bitirilmiş ve Çevre yolunun bağlantısı tamamlanmış) 1973 sonları)

    Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x411 ve 49KB ) Buraya Tıklayın


    Tüm çalışmalar tamamlandı ve köprü açılışa hazırlandı...İnşaat bitmek üzere

    Ve Köprü 30 Ekim 1973'de törenle açıldı... (Cumhuriyet'in 50. Yıldönümü)

    Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x422 ve 63KB ) Buraya Tıklayın


    Açılış sabahı

    Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x441 ve 60KB ) Buraya Tıklayın


    30 Ekim 1973-Açılış Günü Hazırlıkları-Mobil Şeref Tribünü Araçları gidiyorlar.

    Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x405 ve 58KB ) Buraya Tıklayın


    Açılış töreni. Yeni alınan Büssingler misafirleri getirmişler ve beklemedeler...
    Köprünün açıldığı gün halk o kadar yoğun bir ilgi gösterdi ki, onbinlerce kişi aynı anda köprünün üzerinde Asya'dan Avrupa yakasına doğru ve bir süre sonra da her iki yakaya doğru karşılıklı yürümeye başladı (Köprüyü ertesi günü çalacaklar (!) ya, onun endişesi herhalde, "Aman köprünün başına bir şey gelmeden, bir an önce ben de üzerinden bir kere geçeyim bari" psikolojisi). Açılış şerefine araç yolundan da yayalara yürüme izni verilince, köprünün üzerinde yaya adımlarının çokluğu ve bu yoğunluğun homojen olarak köprünün tüm yüzeyine yayılması sonunda rezonans artışı had safhaya girerek, köprü salıncak gibi sallanmaya başlayınca, daha ilk günden köprümüz çökmesin korkusuyla, derhal yaya geçişine son verildiğini gazeteler günlerce yazdılar...(Gerçekten de lastik tekerlekli araçların geçişleri yerine onbinlerce adımın aynı anda zemine yaptığı darbesel etki, lastik tekerlekten çok daha fazla tehlikeye yol açar, salınım artmaya başlayınca da bunun sönümlenmesi oldukça zordur, hızla sallanan salıncağın uzun süre sonra yavaşlayarak durması gibi)... Hatta gazetelerde şu örnek verilmişti: "Köprüden arka arkaya tanklar geçse o derece risk oluşturmaz ama, bir tabur asker uygun adımla köprüyü geçmeye çalışırsa, bu daha büyük tehlikedir." Ayakların aynı anda yere vurması yüzünden...

    30 Ekim 1973: Tören Alanı-Yayaların yürüyüşü Başladı...

    Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x428 ve 67KB ) Buraya Tıklayın


    30 Ekim 1973: Yoğun Yaya Geçişi

    Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x361 ve 61KB ) Buraya Tıklayın


    İlk 24 saat içinde; 28.126 motorlu araç köprüden geçti. Bu rakam; 402 araba vapurunun taşıyacağı araç adedine eşitti. Köprü 440 milyon liraya maloldu.

    Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x405 ve 56KB ) Buraya Tıklayın


    Köprünün açıldığı hafta
    Köprüden yayalara (iki kenardaki yaya yollarından geçmeleri şartıyla) geçiş; 2 Mayıs 1974'de verildi (Geçiş ücreti 1 lira). Köprünün taşıyıcı ayaklarının (daha doğrusu kulelerinin) dördünde de yayaları yukarıya taşıyan dev asansörler mevcuttu ve yayalar bunları kullanarak köprüye çıkarlar, yürüyerek karşıya geçince de, yine buradaki kulelerin asansörlerini kullanarak aşağıya inerlerdi. Ancak köprüden aşağıya atlayanların sayısının artması yüzünden birkaç yıl sonra yayalara yasak geldi

    Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x428 ve 52KB ) Buraya Tıklayın


    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 05/Eyl/2007 saat 12:48
    Kıvırma Sanatı

    Amerika'da bir supermarkette, musteri yarim kivi satin almak
    istiyor.  Tezgahtar bunun mumkun olmadigini soyluyor.
    Kavga cikiyor.Tezgahtar kosakosa mudure cikiyor:

    "Efendim, hayvanin biri yarim kivi almak istiyor " der demez
    soyle bir arkasina donunce ne gorsun:
    Musteri arkasından gelmis,ensesinde duruyor...
    Tezgahtar hemen musteriyi isaret ediyor:
    Bu beyefendi de diger yarisini almak istiyor,efendim..."diyor
    Mudur durumu anliyor, adama yarim kiviyi mecburen verip
    gonderiyorlar.  Mudur bir saat sonra tezgahtari cagirtiyor:
    - Tebrik ederim, cok zeki davrandin, iyi idare ettin.  Nerelisin
    sen?

    - Brezilyaliyim efendim..."

    -"Amerika'ya niye geldin?"

    -"Brezilya cazip bir yer degil efendim, orada insanlar ya fahise,ya
    da futbolcu..."

    Mudur ;

    -  Biliyor musun, benim karim da Brezilyali..."

    - Yaaaaaaaa oyle mi, acaba kariniz hangi takimda futbol oynuyor ?


    -


    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 06/Eyl/2007 saat 11:17

    http://www.cemalhaki.com/">

    http://www.cemalhaki.com/">

    http://www.cemalhaki.com/">
     




    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 06/Eyl/2007 saat 23:16



    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 07/Eyl/2007 saat 20:41
      BİR KOMANDO SUBAYI' NIN KALEMİNDEN; .....ili kırsalında teröristlerin dur
    >ihtarına ateşle karşılık vermesi sonucu çıkan çatışmada.güvenli görevlisi
    >şehit oldu. Ya da ......ilinde devriye görevini yerine getiren ..aracına
    >açılan ateş sonucu..güvenlik görevlisi şehit oldu. Ya da ......ili
    >kırsalında teröristlerce döşenen mayının patlaması sonucu.asker yaralandı..
    >Bu nasıl başlar biliyor musunuz? Hava o kadar sıcaktır ki beyninizdeki
    >sıvının buharlaşıp uçtuğunu düşünürsünüz. Oluştuğu anda kuruyup giden ter
    >damlacıklarından geriye kalan tuzlar yüzünüzün ve hatta elbisenizin her
    >yanını kaplamıştır. Avucunuzun içindeki ter, yüzünüzdeki gibi kolay
    >kurumadığı için elinizdeki tüfeğinizin metal kısmı avucunuzun içinde vıcık,
    >vıcık oynar. Ter ile ıslanan çeliğin kokusu avucunuzun içine ve elinizi
    >sürdüğünüz her yere siner. Önünüzde yürüyen adamın, ayağının kuru toprakla
    >her temas edişinde çıkan toz, ağzınızın kupkuru olmasına ve zor nefes
    >almanıza sebep olur. Sırt çantanızın askı kayışları yüzünden omuzlarınızı
    >hissetmezsiniz. Kült ağrıları ancak çantayı sırtınızdan çıkardığınızda fark
    >edersiniz. Bastığınız her taş parçası, her çalı ve bir ayağınızın
    >kaplayabildiği her yeryüzü parçasından çıkan sesi duyarsınız. Yürüdüğünüz
    >yerdeki her Ağustos böceğinin sesini, dallardaki kuşları, yüzünüzün
    >etrafında ürkütücü devriye uçuşları yapan arıların kanat seslerini,
    >ağzınıza ve yüzünüze ya da herhangi bir yerinizdeki küçük yaraların üzerine
    >konmaya çalışan sineklerin vızıltılarını, ayağınızı bastığınız yerden
    >havalanan yeşil çekirgenin küçücük cüssesine rağmen çıkardığı tok kanat
    >sesini en ince ayrıntısına kadar duyarsınız. Sonra, kendi teçhizatınızın ve
    >önünüzdeki arkadaşınızın ve arkanızdaki arkadaşınızın teçhizatlarını
    >çıkardığı düzensiz seslerin her birini ayrı ayrı duyarsınız. Ve aynı anda
    >önünüzdeki arkadaşınızın nefes alışlarını duyarsınız, öksürmesini ve
    >hapşırmasını da duyarsınız. Telsizinizden çıkan seslerin ve cızırtıların
    >her biri ayrı ayrı katılır bu senfoniye. Ter ve tozun birleşmesinden oluşan
    >kaygan çamur, postalın içindeki tüm ayağınızı kaplamıştır, çoraplar önce su
    >toplayıp sonra patlayan yerlere adeta bir deri gibi yapışmıştır. En çok
    >yapmak istediğiniz şey ayaklarınızı yıkayıp, çoraplarınızı değiştirmektir.
    >Ama bu çok büyük bir lükstür o anda. Çünkü... Çünkü hangi çalının dibinde,
    >hangi kayanın arkasında sizi beklediğini bilmediğiniz ihaneti arayıp
    >bulmanız ve yok etmeniz gerekmektedir. Bütün masumların hayatı ve huzuru
    >size emanet diye, öğretmenler bayrak direğine asılmasın diye, kundaktaki
    >bebekler kurşunlanmasın diye, binlerce yıllık emanete halel gelmesin diye
    >kahpeliği ve ihaneti yok etmeniz gerekmektedir. Çünkü bunun için bayrağın,
    >silahın, namusun ve şerefin üzerine yemin etmişsinizdir. Çünkü önemli olan
    >ayağınız değil, ülkeniz, bayrağınız ve onurunuzdur. İşte bu yüzden lükstür
    >ayak yıkamak, çorap değiştirmek. İşte bu yüzden senfoniye dönüşmüştür bütün
    >o düzensiz sesler güruhu. Sonra!.. Sonra birden tüm sesler kesilir, bıçağın
    >dalı kestiği gibi, makasın kâğıdı, pensenin bir hoparlör kablosunu kestiği
    >gibi... Bir anda...Kuşların sesleri, arıların ve sineklerin vızıltıları,
    >çekirgenin kanat sesleri hepsi bir anda biter. Gözlerinizi açtığınızda
    >önünüzdeki arkadaşınızı değil, gökyüzünü görürsünüz, yere düşmüş olduğunuzu
    >anlamanız birkaç saniye sürer. Tek hissettiğiniz kesif bir barut ve yanık
    >et kokusudur, yüzünüzün toprak parçalarıyla kaplandığını fark
    >edersiniz,temizlemek için çalışmazsınız. Arkadaşlarınızın bağırarak
    >koşuşturduğunu görür ama kulağınızdaki çınlama ve uğultudan seslerini
    >duyamazsınız. Sesleri yavaş yavaş duymaya başladığınızda ayağa kalkmaya
    >çalışırsınız ama başaramazsınız. Yine birkaç saniye sonra arkadaşlarınızın
    >sesleri arasında 'mayın' kelimesini ayırt eder ve kalkmaya çalıştığınızda
    >ayağınızdaki yoğun ağrıyı fark edersiniz. Ayağınız yoktur ama yine de
    >ağrıdığını hissedersiniz. Ne olduğunu anlamak için baktığınızda ise
    >parçalanmış pantolonunuzun ve kopmuş ayağınızın farkına varırsınız. İşte
    >her şey o anda başlar. Avazınız çıktığı kadar bağırırsınız. Sonra,
    >nefesiniz biter. Sonra, yeniden nefes alırsınız ve yeniden bağırmaya
    >başlarsınız. Sonra yine nefesiniz biter ve yeniden, yeniden ve yine...
    >Yanınıza ilk gelen arkadaşınız size, 'fazla bir şey yok, sadece küçük bir
    >yara' gibi telkinlerde bulunur. Ama siz arkadaşınız konuşurken de,
    >helikopterle hastaneye götürülürken de artık bir ayağınızın olmadığını
    >biliyorsunuzdur. Hep bir soru çınlar kafanızın içinde 'neden ben, neden
    >ben, neden ben ?' Hastanede geçen aylar, tedavi ve terapilerde geçen yıllar
    >sonunda, dizkapağınızın on iki santim altından takılı olan ve her akşam
    >yatarken veya banyoya girerken çıkarıp kenara koyduğunuz takma bacak artık
    >bir uzvunuz olmuştur. Ama bunun önemi yoktur çünkü bu fedakârlığınız
    >sayesinde vatan var olacaktır. Sizin bir bacağınızın ne önemi vardır ki!
    >Artık koşamayacak olmanızın, yazın herkes gibi havuza, denize giremeyecek
    >olmanızın da hiç önemi yoktur. Vatan sağ olsun yeter. Sonra birilerinin,
    >sizin ödediğiniz vergilerle Fransız televizyonlarında, uğruna yarım
    >kaldığınız vatan hudutlarını hiçe sayan programlara finans sağladığını
    >okursunuz. Aynı dillerin bundan pişmanlık duymadıklarını söylediklerini de
    >okursunuz. Pamuk'ları, Dink'leri, okursunuz, Bizans çocuğuyum diyenleri
    >duyar, Ali Kemallere tanık olursunuz, 'koçlar gibi satanları' görürsünüz. .
    >Türk Bayraklarının yakıldığını, görürsünüz. Başlarına çuvallar geçirilip
    >aşağılanarak elleri arkalarından bağlanan Türk askerlerini görürsünüz. Bu
    >aşağılanmaya cevap verecek tankların motor seslerini, helikopterlerin kanat
    >seslerini, piyadelerin intikam yeminlerini duymayı beklersiniz ama
    >duyamazsınız. Onun yerine hainlerin cesetlerinin üstüne örtülen çaputlara
    >'bayrak' diyenleri görürsünüz, 'uçaklarını çek', 'valiyi çek' diyen
    >başkanları ve karşılarında kekeleyen riyaseti görürsünüz. Yok, yok bu da
    >yetmez. Askere, polise, öğretmene ateş eden, yol kesip soygun yapan, köy
    >yakan, okul yıkan, mayın döşeyen teröristlerin sadece 'ben bir şey
    >yapmadım' demelerinin esas kabul edilip, 'suçsuz' sıfatıyla serbest
    >bırakıldığını görürsünüz. Susanları, konuşması gerektiği halde susanları
    >görürsünüz, konuşanlar her konuştuğunda, kekeleyenler her kekelediğinde ve
    >susanlar her sustuğunda siz yeniden vurulursunuz, yeniden ölürsünüz her
    >defasında. Gövdenizden o toprağa akan kan, bu defa içinize akar,
    >inandıklarınıza, uğrunda savaşarak kendi kanınızı akıtmak pahasına tertemiz
    >tuttuğunuz değerlerinize akar. Sizin kaya arkalarında, çalı diplerinde
    >aradığınız ihanet gelir aklınıza, o mayınları yerleştiren eller gelir.
    >Sorgulamaya başlarsınız: 'Biz bu ihaneti doğru yerde mi aradık, kuyruğunda
    >dolaştığımız yılanın başı, hep gözümüzün önünde miydi yoksa?'diye
    >sorarsınız kendinize. Onlara verilen maaş'ın sizin vergilerinizden
    >ödendiğini, içinize sindiremezsiniz, uykularınız kaçar, neden bu vatanı
    >sizin kadar sevmediklerini düşünürsünüz. Bu vatan onların da vatanı değil
    >mi? Onlar da, tıpkı benim gibi namusun ve şerefin üstüne yemin etmedi mi?
    >diye sorarsınız kendi kendinize. Sinirlenirsiniz, üzülürsünüz, on beş
    >yaşında bir askeri okul öğrencisi iken her adımda söylediğiniz, beyninize
    >ve yüreğinizenakşettiğiniz sözler gelir aklınıza ': VATAN, SANA CANIM FEDA'
    >Geri kalan tüm hayatınızın ilk beş dakikası, böyle başlayacak işte ve
    >hayatınız böyle devam edecektir. Son nefesinize kadar savaşacaksınız
    >ihanetle, her şeye ve herkese rağmen, bu yolda ölene ya da bu ihaneti
    >bitirene kadar. Siz diyorum, çünkü bu vatan için bedel ödeyen insanların
    >neleryaşadığını, neler hissettiğini, size rağmen ve sizin için neler
    >yaptıklarını, neler yapabileceklerini bilin istiyorum. Okuduğunuz ya da
    >televizyonda duyduğunuzdan daha fazladır yaşananlar. Yani aslında
    >gazetelerin iç sayfalarındaki, minicik karelerde okuduğunuz; '...ili
    >kırsalında teröristlerce döşenen mayının patlaması sonucu, bir güvenlik
    >görevlisi yaralandı!' haberi aslında o kadar da kısa değildir. Sizin, daha
    >okuduğunuz gazetenin arka sayfasına geçerken unuttuğunuz, falanca mankenin
    >otel odası maceralarına, ya da uyuşturucu komasından ölen oğluna 'şehit'
    >deyip Türk bayrağı örten kadının haberine ayırdığınızdan daha uzun zaman
    >ayırmadığınız bu küçük haber, birileri için bir ömür boyu sürecek ve asla
    >unutulmayacaktır. Ve siz unuttuktan sonra da başka birileri, 'ne için?'
    >dendiğinde 'vatan için' diyecekleri fedakârlıklarını size rağmen yapmaya
    >devam edeceklerdir. Sizin uyuşmuşluğunuza, duyarsızlığınıza rağmen, sizin
    >rahatlığınıza, sizin vicdanlarınıza rağmen bu kahramanca fedakârlıklar ve
    >bu ilk beş dakikalar yaşanmaya devam edecektir. Asla unutmayınız başınızın
    >üstündeki egemenlik örtüsünün payandası kopan bacaklar, bedeli ise size
    >rağmen bu vatan için akan kanlar, feda edilen canlar, sıcak yuvalarını,
    >babalarının yüzlerini unutan küçücük çocuklarını düşünmeden vakfedilen
    >hayatlardır. Ne kadarını anlayabilirsiniz veya anlamak sizin umurunuzda mı
    >bilmiyorum, ama birileri bunları yaşadı, birileri hala yaşıyor ve emin olun
    >yaşlı dünya döndükçe, Türk vatanı ve Türk Bayrağı için birileri daha tüm
    >bunları yaşayacak. Gördüğünüz gibi size bir hayli uzak bir yaşam biçimi bu.
    >Masalarda oturup 'aydınca' sohbetler etmeye hiç benzemiyor değil mi? Bir an
    >için bile olsa kendinizi onların yerine koyasınız diye 'siz' diyerek
    >yazdım, sizin onlardan biri olamayacağınızı biliyorum. 'Siz' kim misiniz?
    >Siz kendinizi çok iyi biliyorsunuz! Biz de, biz de sizi çok iyi biliyoruz.
    >'Siz' de bilin ki biz asla unutmayacağız. 'VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN
    >OLSUN'


    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 07/Eyl/2007 saat 20:46
    Temel, Amerikanin durduk yerde Irak`a saldirmasindan rahatsiz olmustur. Bir yolunu bulup baskan Bush`a telefon eder:"Alooo! Ben, Temel olarak size savas acayrum haberunuz olsun!"
    Bush, gulerek yanitlar:"Hehehe...kac kisilik bir ordun var ki?"
    Temel dusunur:"Hmmm...kayinpirader Idrus, halaogli Tursun, kaavedeki arkadaslar..." ve yanit verir: "9 kisidur daa!"
    Bush icinden kis kis guler ve ciddi olmaya calisarak:"Temel bey, sizin 9 kisilik ordunuza karsilik Amerikan ordusu tam 2 milyon askerden olusmaktadir!" der.
    "Hmmm..." der Temel:
    "Sizu pir sure sonra arayacagum."Aradan birkac gun gecer ve Temel, Bush`u yeniden arar:"Baskan, savas ilanimuz gecerlidur. Bir miktar ekipman hazirladuk size karsi!"
    Bush, ilgiyle sorar:
    "Neymis bunlar?" "Hacan, bizim Tursun`un tiraktoru, benim cakaralmaz tufek bi de kavedeki arkadaslardan birinin bicerdoveri..."Bush guler:"Iyi ama benim tam 150 bin tankim, 30 bin ucagim ve 10 bin askeri gemim var! Haaa, ayrica bu arada askerlerimizin sayisi da 3 milyon oldu!"
    Temel yeni gelisme karsisinda biraz sikilmistir:
    "Tamam, bir muddet sonra sizu yeniden arayacagum."Birkac hafta sonra Temel, Bush`u yeniden arar:
    "Baskan, savas ilanumuzu ceri alayrum."
    Bush merakla sorar:
    "Neden?"
    Temel, moralsiz bicimde yanitlar:
    -Cenevre anlasmasinu incelemisuzdur. 3 milyon savas esirini barinduracak yerimiz yoktur!



    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 07/Eyl/2007 saat 20:57
    Bugünkü gazetelerdeki başlıklar aşağı-yukarı aynıydı:
    "Babaya son bakış..."
    Cenaze töreni alanında, şehit babasının tabutun önündeki fotoğrafına öyle
    bakıyordu küçük Efe.
    O fotoğrafın arkasındaki "sandığın" içine; babası ile birlikte tüm
    mutluluğunun, tüm çocukluk kahkahalarının, tüm güzel günlerinin konulup,
    sonra bir bayrağa sarılıp gömüldüğünün henüz farkında değildi.
    Tıpkı bu ülkedeki milyonlarca yetişkinin; onurlu bir Türkiye'nin
    gömüldüğünün farkında olmayışları gibi.
    Bu büyük bir oyundur.
    1950'den sonra devamlı iktidarda olan "tek partinin", ABD'ye mahkûmiyetinin
    bedelidir bu:
    Orada bir Kürt devleti....
    Lami-cimi yok.
    Tayyip Erdoğan'ın Celal Talabani'yi iki hafta önce kucaklaması, Özal'ın
    Celal Talabani'ye Çankaya'da sarılmasının devamıdır.
    Bunlar ABD'nin lafından çıkamazlar.
    Erdoğan'ın Kürtlere "nota" vermesi ne peki?
    Tiyatro...
    "Gücü, tepkisi, bağımsızlığı, kimliği, saygınlığı, itibarı olan başbakan"ı
    oynuyor.
    O kadar...
    İktidar olmak için önce ABD'ye koşan, iktidarında Amerikalılara danışmanını
    gönderip "Deliğe süpüreceğinize kullanın" diyen bir Başbakan ABD'nin istemi
    dışında kıpırdayamaz.
    Bunu hepimiz biliriz.
    Tam tersine; Kürt devletinin yollarını, kışlalarını, hükümet binalarını,
    okullarını, ordu lojmanlarını yapan kim?
    İktidarın müteahhitleri...
    "Nota" verilmişmiş...
    "Babaya son bakış"a bakıp daldım.
    Küçük Efe; en değerli, en muhtaç olduğu, en sevdiği, en çok özleyeceği
    şeyini verdi.
    Ama bizler...
    Bizler; tüm bu kirli oyunları bildiğimiz halde, çıkarlarımızdan, avantaları
    paylaşmaktan, kirli oyunları alkışlayıp yolunu bulmaktan ödün vermiyoruz.
    Farkındayız, sadece utanma duygularımızı yitirdik.


    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 08/Eyl/2007 saat 16:55
    download filan yok internetiniz hizliysa tiklayin izleyin...
    350 sinema filmi var...
    meraklisina iyi seyirler.
    http://www.tamindir.org/ - http://www.tamindir.org


    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 09/Eyl/2007 saat 21:55

    Kahve tadı...

    Bir zamanlar, her seyden sürekli sikayet eden; her gün hayatinin ne kadar
    berbat oldugundan yakinan bir kiz vardi.

    Hayat, ona göre, çok kötüydü ve sürekli savasmaktan, mücadele etmekten
    yorulmustu.

    Bir problemi çözer çözmez, bir yenisi çikiyordu karsisina. Yine
    kizin bu yakinmalari karsisinda, meslegi asçilik olan babasi ona bir hayat
    dersi vermeye niyetlendi.

    Bir gün onu mutfaga götürdü. Üç ayri cezveyi suyla doldurdu ve atesin
    üzerine koydu.

    Cezvelerdeki sular kaynamaya baslayinca, bir cezveye bir patates, digerine
    bir yumurta, sonuncusuna da kahve çekirdeklerini koydu.. Daha sonra kizina
    tek kelime etmeden, beklemeye basladi.

    Kizi da hiçbir sey anlamadi, bu faaliyeti seyrediyor ve sonunda
    karsilasacagi seyi görmeyi bekliyordu. Ama o kadar sabirsizdi ki, sizlanmaya
    ve daha ne kadar bekleyeceklerini sormaya basladi.

    Babasi onun bu israrli sorularina cevap vermedi.

    Yirmi dakika sonra, adam, cezvelerin altindaki atesi kapatti.

    Birinci cezveden patatesi çikardi ve bir tabaga koydu.

    Ikincisinden yumurtayi çikardi, onu da bir tabaga koydu.

    Daha sonra son cezvedeki kahveyi bir fincana bosaltti. Kizina dönerek sordu:

    - Ne görüyorsun ?

    - Patates, yumurta ve kahve ? diye alayli bir cevap verdi kizi.

    - Daha yakindan bak bir de dedi baba, patatese dokun.

    Kiz denileni yapti ve patatesin yumusamis oldugunu söyledi.

    Ayni sekilde, yumurtayi da incele. Kiz, kabugunu soydugu yumurtanin
    katilastigini gördü.

    Sonunda kizinin kahveden bir yudum almasini söyledi.

    Söylenileni yapan kizin yüzüne, kahvenin nefis tadiyla bir
    gülümseme yayildi.

    Ama yine de bütün bunlardan bir sey anlamamisti:

    Bütün bunlar ne anlama geliyor baba ?

    Babasi, patatesin de, yumurtanin da, kahve çekirdeklerinin de ayni sikintiyi
    yasadiklarini, yani kaynar suyun içinde kaldiklarini anlatti. Ama her biri
    bu sikinti karsisinda farkli tepkiler vermislerdi.

    Patates daha önce sert, güçlü ve tavizsiz görünürken, kaynar suyun içine
    girince yumusamis ve güçten düsmüstü.

    Yumurta ise çok kirilgandi; disindaki ince kabugun içindeki siviyi
    koruyordu. Ama kaynar suda kalinca, yumurtanin içi sertlesmis katilasmisti.

    Ancak, kahve çekirdekleri bambaskaydi. Kaynar suyun içinde kalinca,
    kendileri degistigi gibi suyu da degistirmislerdi ve ortaya tamamen
    yeni bir sey çikmisti.

    - Sen hangisisin? diye sordu kizina. Bir sikinti kapini çaldiginda nasil
    tepki vereceksin? Patates gibi yumusayip ezilecek misin? Yumurta gibi
    kalbini mi katilastiracaksin ? Yoksa, kahve çekirdekleri gibi, basina gelen
    her olayin duygularini olgunlastirmasina ve hayatina ayri bir tat katmasina
    izin mi vereceksin ?

    HEPINIZE KAHVE TADINDA BIR YASAM DILEGIYLE ..Clap



    Gönderen: Halil Yaz
    Gönderi tarihi: 10/Eyl/2007 saat 12:42
    Yaşanmış olaylardir...

    1- Kari-koca gece evlerine donduklerinde koridorda bir adamla
    karsilasirlar. Bir anlik saskinliktan sonra yabanci adam bayana donerek
    "Madem bu geceyi kocanla gecirecektin,niye beni cagirdin?" diye
    hisimla sorar ve kizginligini belirten bazi hareketlerle evden bir anda
    cikar. Tabi kari-koca bu olaya bir anlam veremez baslangicta fakat
    erkek, karisina bu olaydan oturu bir hayli kizar ve hatta onu
    bosayacagini soyler.

    Aradan bir kac gun gectikten sonra Karakol'a cagirilan kari-koca,
    yakalanan suclu ile yuzlestirilir ve olayin aslinda bir hirsizlik oldugu
    anlasilir.


    2- Yine kari-koca evlerine donduklerinde evin icinde bir yabanci
    gorurler, bu kisi gayet sik bir takim elbise giymis ve elinde telsiz
    olan birisidir. Karsilasma aninda yabanci, evsahiplerine "Evinize
    hirsiz girdigi yolunda komsulariniz tarafindan ihbar aldik, ben sivil
    polisim, evi kontrol etmeye geldim" der ve devam eder, "Beyefendi
    asagida sokagin kosesinde ekip otomuz var, vakit kaybetmeden siz ekip
    otosuna gidip sikayet dilekcesi doldurun." der ve erkek hizla asagiya
    iner.

    Yabanci "Hanimefendi siz de ziynet esyasi veya paraniz varsa onlari
    kontrol edin" der, bayan hemen altinlarinin bulundugu yere gider ve
    sevincle "neyse hala yerinde duruyorlar" demesiyle; yabanci bayanin
    kafasina agir bir seyle vurur. Yabanci da bayanin cikardigi yerden
    altin, para, v.s.leri alip hemen kacar. Koca ekip otosunu bulamayip
    evine geldiginde karisinin baygin, altinlarin da calinmis oldugunu
    gorur..


    COK ONEMLIxxxxxx


    Ozellikle bayan arkadaslar dikkat ........


    Insanlar taksiye bindigi zaman cantasini hemen yanina koyar ya...Bunu
    bilen uyanik taksiciler soyle bir olay gerceklestiriyorlar. Bahsettigim
    bayan yorgun argin bir taksiye biniyor ve cantasini sag yanina
    koyuyor.Bir nefesleniim falan derken sofore gidecekleri istikameti
    soyluyor ve cantasindan selpak almak uzere sag yanina donuyor ki canta
    yok!! Once bir araniyor bakiyor yere,saga-sola canta yok!!

    Taksiciye soyluyor "cantam ile bindim fakat cantam simdi yok cek kenara"

    diye.Taksici gayet piskin "ne biliim teyze ben senin
    cantani.unutmussundur , bir yerde.inmek mi istiyorsun" diyor.Ama kadin
    uyanik."Hayir" diyor devam et."Herhalde unuttum biryerde.Inecegim
    yerde ben sana evden parani oderim".

    Yol uzerinde bir karakolun onunden gecerken,isiklarda duruyorlar.(Kadin
    taksiyi o istikametten goturuyor!)Tam karakolun onunde aciyor kadin
    kapiyi memuru cagiriyor.

    Taksiyi kenara cektirip bir cirpida anlatiyor olayi.Meger polisler bu tur
    olaylari biliyormus.

    Polis memuru taksiciye hemen "bagaji ac" diyor. Bagaji bir aciyorlar ki
    bagajda bir adam!!!!Binen musterinin sag ve soltarafina bagajdan
    dogru,cok ozenle yapilmis,farkedilmeyen delikler aciyorlar ve hooop
    cekiyorlar cantayi bagaja!! Canta cok buyukse cekemiyorsa icine dalip
    cuzdani telefonu falan aliyorlar!


    TAKSIDE BAGAJLARA dikkat!


    mutlaka bu notu cevrenizle paylasin. susmayin..



    Gönderen: Barbaros
    Gönderi tarihi: 16/Eyl/2007 saat 12:39
    Taşın Hikayesi
    >>
    >>Genç bir Yönetici, yeni Jaguarı içinde kurulmuş, biraz da hızlıca,
    >>bir
    >>mahalleden geçiyordu. Park etmiş arabaların arasından yola fırlayan
    >>bir
    >>çocuk olabilir düşüncesiyle dikkatini daha çok yol kenarına
    >>vermişti. Bir
    >>şeyin yola fırladığını görünce hemen fren yaptı ama aracı durana
    >>kadar
    >>geçen mesafede yola çocuk fırlamadı. Bunun yerine, yepyeni
    >>arabasının yan
    >>kapısına büyükçe bir taş çarptı. Adam hızlıca frene yüklendi ve
    >>taşın
    >>fırlatıldığı boşluğa doğru geri geri gitti.
    >>
    >>Sinirlenmiş olan genç adam arabasından fırladı ve taşı atan çocuğu
    >>kaptığı
    >>gibi yakında park etmiş olan bir arabanın gövdesine sıkıştırdı.
    >>Bunu
    >>yaparken de bağırıyordu : Sen ne yaptığını sanıyorsun serseri? Bu
    >>yaptığın
    >>ne demek oluyor? O gördüğün yepyeni ve pahalı bir araba ve attığın
    >>o taşın
    >>mahvettiği yeri düzelttirmek için kaportacıya bir sürü para ödemek
    >>zorunda
    >>kalacağım. Neden yaptın bunu ?
    >>
    >>'Küçük çocuk üzgün ve suçlu bir tavır içindeydi. 'Lütfen, amca,
    >>lütfen
    >>kızmayın. Ben çok üzgünüm ama başka ne yapabilirdim, bilemedim.
    >>Taşı attım
    >>çünkü işaret etmeme rağmen diğer arabalar durmadı. Çocuk,
    >>gözlerinden
    >>süzülen yaşları elinin tersiyle silerek park etmiş bir aracın
    >>arkasına
    >>işaret etti. 'abim orada. Yokuştan aşağı yuvarlandı ve tekerlekli
    >>sandalyesinden düştü ve ben onu kaldıramıyorum.'
    >>
    >>Çocuğun şimdi hıçkırıklardan omuzları sarsılıyordu ve şaşkın adama
    >>sordu :
    >>'Onu kaldırıp tekerlekli sandalyesine oturtmama yardım edebilir
    >>misiniz?
    >>Sanırım abim yaralandı ve benim için çok ağır.
    >>Ne diyeceğini bilemez halde, genç yönetici boğazındaki düğümden
    >>yutkunarak
    >>kurtulmaya çalıştı. Yerde yatan sakat çocuğu kaldırıp tekerlekli
    >>sandalyesine oturttu, cebinden temiz ve ütülü mendilini çıkartıp,
    >>çeşitli
    >>yerlerinde oluşmuş ve kanayan yara ve sıyrıkları dikkatlice silmeye
    >>çalıştı.
    >>
    >>Bir şeyler söyleyemeyecek kadar duygulanmış olan genç adam,
    >>abisinin
    >>tekerlekli sandalyesini iterek yavaş yavaş uzaklaşan çocuğun
    >>ardından
    >>bakakaldı. Jaguar marka arabasına geri dönüşü yavaş yavaş oldu ve
    >>yol ona
    >>çok uzun geldi.
    >>Arabanın yan kapısında taşın bıraktığı iz çok derin ve net görülür
    >>şekildeydi ama adam orayı hiçbir zaman tamir ettirmedi. Oradaki
    >>izi, şu
    >>mesajı hiç unutmamak için sakladı:
    >>Hiçbir zaman yaşamın içinden, seni durdurmak ve dikkatini çekmek
    >>için
    >>birilerinin taş atmasına mecbur kalacağı kadar hızlı geçme.
    >>Yaratıcı ruhumuza fısıldar ve kalbimizle konuşur. Bazen, onu
    >>dinlemek için
    >>vaktimiz olmuyorsa, bize taş fırlatmak zorunda kalır.
    >>
    >>Fısıltıyı dinle... veya taşı bekle.
    >>Seçim senin.
    >>



    Gönderen: Barbaros
    Gönderi tarihi: 16/Eyl/2007 saat 12:42
    Eğer ilerde KEŞKE demek istemiyorsan üç şeyi doğru seç.

    Esini dogru sec

    Dogru es her zaman uzun zaman flort ettigin kisi degildir.
    Onemli olan kisa zamanda da olsa fikirlerinin uyustugu,
    Yasam tarzlarinin benzedigi,
    Espiri anlayisinin yakin oldugu,
    Zor zamanlarin da hep yaninda olacagini bildigin,
    Dertlerini, sevinclerini paylasabilecegin,
    Fikirlerine, olaylara bakis acisina guvendigin,
    Senin fikirlerine saygi duyan,
    Konusmaktan sikilmayacagin,
    Hayata kustugun zaman seni kabugundan cikartip eglendirebilen,
    Gozlerine baktiginda ne soylemek istedigini anladigin,
    Ayni zamanda iyi bir arkadas,
    Fiziksel gorunusun disinda da seni sen oldugun icin sevebilecek ve
    bunu kaldirabilecek
    birini es olarak secmelisin!! !

    Dunya da boyle biri var mi? diye sorabilirsiniz simdi Emin ol var!!
    Tabii ki sayilari fazla degil.. Hatta hayatta insanin karsisina ya 1
    ya da 2 kere cikar, belki de hic cikmaz... Onemli olan onu fark
    edebilmek
    Eger bu satirlari okundugunda aklindan bu ozellikleri barindiran bir
    isim gecirmissen cok sanlisin Ne olursa olsun onunla birlikte olmak
    icin elinden geleni yap Cunku bir daha onun gibisini bulma sansin cok
    az emin ol. Butun aptal asiklar gibi ilk hareketi ondan beklersen cok
    gec kalirsin..
    Eger bu satirlar sana boyle birini cagristirmiyorsa. .
    Onu fark edebilmek icin sadece etrafina bakman yeterli olacaktir.
    Cunku o da sana bakiyor olacak!!!

    isini dogru sec..

    Dogru is rahat is degildir
    Cok kazandiran is de degildir
    Kariyer de degildir
    Klimali buro ortami da degildir..
    Dogru is olmaktan zevk aldigin yerdir
    Sabahleyin kalktiginda gitmekte usenmedigin, bikmadigin yerdir
    Tabii yaninda rahatlik,para, kariyer varsa ne ala..

    Arkadaslarini dogru sec

    Cok sayida arkadasin olmasi "iyi arkadasin" oldugunun ispati degildir
    Guzel gunlerdeki arkadasliklar gecicidir
    Mutluluklarinin yaninda, acilarini da paylasabilecegin,
    Fikirlerine ihtiyac duyabilecegin,
    Her zaman yaninda olmasini isteyecegin,
    Senin madden degil manen zengin eden,
    Bir tek arkadas sana cok seyler katacaktir


    Gönderen: Barbaros
    Gönderi tarihi: 16/Eyl/2007 saat 12:49
    Anadolu Saðlýk Merkezi'nden Dahiliye Uzmaný Prof.Dr. Birsel Kavaklý, ilaç kullanýmýnda dikkat edilmesi gerekenleri anlattý.

          Antibiyotik türü ilaçlar: Bunlar genellikle aç veya tok karnýna içilebilen ilaçlardýr. Ancak bazý türlerinin aç karna alýnmasý gerekir. Örneðin Makrolid grubu antibiyotikler. Bunlarýn etken maddesinin sonu -misin ile biter; Azitromisin, Eritromisin, Klaritromisin gibi. Bu ilaçlar aç karnýna alýnmalýdýr.

          Her ilaç günde kaç kez alýnacaksa bu, eþit aralýklarla olmalýdýr. Ýlaçlarýn istenen etkiyi gösterebilmeleri için kanda belirli bir seviyede olmalarý gerekir. Bu seviyeyi eþit tutabilmek ancak ilacý eþit aralýklarla almakla mümkündür. Eðer günde 3 kez alacaksanýz 8 saat ara ile, 4 kez alacaksanýz 6 saat ara ile, 2 kez alacaksanýz 12 saat ile, 1 kez alacaksanýz her gün ayný saatte içmeye özen göstermelisiniz. Ýlaç þifa kaynaðýdýr, AMA þifa yeteneði sizin kullanýmýnýzla doðrudan ilgilidir. Ülkemizde antibiyotikler doktor kontrolü olmadan adeta soðuk algýnlýðý ve grip ilacý gibi kullanýlmaktadýr. Bu son derece yanlýþ bir yaklaþýmdýr, dikkat edilmesinde fayda vardýr.

          Aðrý kesici - Ateþ düþürücü ilaçlar (analjezik antipiretik): Bunlar genellikle tok karnýna alýnmalýdýr. Zira bir çoðu mide iç zarý üzerine tahriþ edici etkiye sahiptir. Dolu mide ile alýndýklarýnda bu yan etkileri en aza iner. En azýndan dolu bir bardak su ile alýnmalýdýrlar.
          Ýlaçlarý asla susuz içmeyin. Þurup bile içmiþ olsanýz üzerine dolu bir bardak su mutlaka için. Çünkü alýnan ilacýn etkili olabilmesi için, mide veya baðýrsakta çözünerek, kana karýþmasý gerekir. Sizin ilaçla bereber içeceðiniz bir bardak su, bu çözünmeyi kolaylaþtýracak, kana karýþmayý hýzlandýracak ve etkinin çabuk baþlamasýný saðlayacaktýr.

          Ýlaç kullanýmý hakkýnda genel bilgiler:

          Ýlaçlarý -size özel olarak önerilmemiþse- asla bölmeyin ve çiðnemeden yutun. Birçok ilaç tablet þeklinde olup üzerleri þeker (örneðin drajeler) veya film (örneðin film tabletler) kaplanmýþtýr. O ilacýn etken maddesi ya mide ortamýnda bozulup etkisini kaybetmektedir veya mide mukozasýný (iç zarý) tahriþ edici özelliktedir ya DA mideden emilimi kötüdür. O nedenle üzeri kaplanarak midede daðýlmadan doðruca barsaða aktarýlmasý saðlanýr. Siz eðer böyle bir ilacý böler veya çiðnerseniz etkisini yok etmiþ olursunuz. Tableti elinize aldýðýnýzda bakýn; eðer üzerinde bölünebileceðini belirtir bir çentik yoksa asla bölmeyin ve çiðnemeyin.

          Çiðneme tabletleri (pastiller) bu grubun dýþýnda tutulmaktadýr. Onlar, çiðnenerek alýnmalýdýr.
          Eðer ilacý kullanacak kiþide gebelik ve emzirme gibi bir durum varsa mutlaka hekimi ve eczacýyý uyarýn. Gebe ve emzirenlerin doktora veya eczacýya danýþmadan en basit aðrý kesiciyi bile almalarý, bebekleri için risk teþkil edebilir.

          Çalýþýyorsanýz; kullanacaðýnýz ilaçlar yaptýðýnýz iþi etkileyebilir. Birçok ilaç yan etki olarak sersemlik ve uyku hali (sedasyon) yapar. Dolayýsýyla dikkat gerektiren bir makine kullanýyorsanýz ciddi sorunlar ortaya çýkabilir. Trafik kazasý, iþ kazasý gibi.

          Evinizdeki bütün ilaçlarý buzdolabýnda saklamanýz gerekmez. Ýlaçlarýn kutularý üzerinde nasýl ve NE þartlarda saklanmalarý gerektiði yazýlýdýr. Oda sýcaklýðý diyorsa evinizde direkt güneþ ýþýðý almayan, serin ve kuru bir yerde saklayabilirsiniz. Buzdolabý diyorsa buzdolabýnýn kapaðýnda deðil, orta raflarýndan birinde saklayabilirsiniz.

          Buzluk kýsmýna asla ilaç koymayýn!

          Ýlaçlarý, ýsý yayan cihazlardan uzak tutun. Bütün ilaçlarý kendi ambalajlarý içinde ve kapaklarý sýkýca kapatýlmýþ olarak saklayýn.

          Toz halinde alýp sulandýrarak kullandýðýnýz þuruplarý hazýrladýktan sonra buzdolabýnda saklayýn. 10 gün içinde bitmezse kalan kýsmýný atýn. Bu þuruplarý her kullanýmdan önce iyice çalkalayýn. Bu tip ilaçlarý hazýrlarken mutlaka kaynatýlýp soðutulmuþ su kullanýn. Þiþeye su eklemeden önce þiþeyi çalkalayarak tozlarýn ayrýþmasýný saðlayýn. Önce þiþedeki iþaretli yerin bir parmak alt seviyesine kadar su doldurun. Ýyice çalkalayýp 5-10 dakika bekleyin. Daha sonra iþaretli yere kadar su doldurun. 5-10 dakika daha beklettikten sonra ilacý kullanabilirsiniz.

          Trankilizan ve sedatif dediðimiz sakinleþtirici, uyku verici ve yatýþtýrýcý ilaçlarla birlikte alkol almayýn! Kural olarak, hangi ilacý kullanýrsanýz kullanýn alkollü içkilerden uzak durun.

          Önemli Uyarý: Doktora veya eczacýya danýþmadan asla ilaç kullanmayýn ve size önerilen þekillerin dýþýnda ilaç içmeyin!

          * Aðrý kesicilerin önemli bir bölümü mide ve baðýrsaklar üzerinde ciddi yan etkilere sahiptir. Bu ilaçlarýn rasgele ve mide koruyucu ilaçlar kullanýlmadan alýnmasý mide kanamasýna yol açabilir


    Gönderen: Barbaros
    Gönderi tarihi: 16/Eyl/2007 saat 13:12
    O kör levreğin dahi sofranızda hakkı var


    Kimyam bozuldu, sinirlerim altüst oldu.. Denizin ortasında "el birliği ile yapılan yağmayı" görün diye böyle bağıra çağıra yazıyorum.. Denizden bir lokma sebeplenenin dahi yağmacılara bir tükürük borcu var..

    Kanuni Sultan Süleyman'ın "Osmanlı'ya rüşveti ben soktum" diye övünen Topal Rüstem Paşa adında bir sadrazamı vardı..

    O sadrazamın kardeşi Sinan Paşa da İstanbul Kaymakamı idi..

    Boğaz'ın iki yakasına hükmeden, her gün yalısından denize bakar ancak ağzına balık koymazdı..

    Yemediği sadece balık olsa iyi..

    Osmanlı Sarayı'nın mutfak giderlerinin kaydedildiği Matbah-ı Âmire defterinde yazıldığı gibi "Haşarat-ül Bahriye" sınıfına giren karides, yengeç, ıstakoz, kerevit türünden deniz kabuklularını da yemezdi..

    Neden derseniz, denizden çıkan bir şeyin yendiği zaman canlanıp, insanın midesinde yüzdüğüne inanırdı..

    ***

    Keşke bizler de bu günlere; Topal Rüstem Paşa'nın kardeşi Sinan Paşa ile aynı kafada gelseydik de denizleri rahat bıraksaydık..

    Yaz tatillerinde deniz yerine eskiden olduğu gibi marul tarlalarına koşsaydık..

    Kıyı yağmacılığından geçtim, denizin ortasını yağmalamasaydı k.. Hoyratlığımızla, aç gözlülüğümüzle, insana ve doğaya olan saygısızlığımızla levrekleri kör etmeseydik..

    GEL.. ZEHİRLE..

    Girmeye çalıştığımız Avrupa Birliği'nin bir tek ülkesi bile "insanın kullanımına açık" sahillerde balık çiftliği kurdurmuyor. .

    Kurmak isteyenlere "açık denizlere.." deyip deryayı gösteriyor.. O yüzdendir ki İtalyan'ı, Fransız'ı bizim sulara geliyor.. Bir aç gözlü Türk ortak buluyor..

    Orası turistik bölgeymiş, burası insan kullanımına açıkmış demeden dev balık çiftliklerini kuruyor..

    Kendi ülkesinde yapamadığını bizim sularda yapıyor.. Kendi suları yerine bizim suları kirletip, zehirliyor..

    Ahalinin gözünün içine baka baka.. Hükümet adamlarının gözünün içine baka baka..

    Yıllardır yazmayan söylemeyen kalmadı.. Sadece gazete haberlerini toplasan birkaç cilt çıkar.. Kimsenin yüzü dahi kızarmadı..

    Eğer Avrupa Birliği uyum yasaları olmasa daha da aldıran çıkmazdı..

    Çevrecinin sızlanması, gâvurun bastırması sayesinde hükümet adamlarının denize bakanı "Balık çiftliklerini açık denize taşıtma" kararı aldı..

    Tiyatro da böyle başladı..

    ***

    Hükümet adamının denize bakanının emrinde çalışan bürokratlar, aylarca hazırlanıp tüzük değişikliği yaptılar..

    "Bundan böyle sahillere yakın yerde balık çiftliği kurulamaya.. " diye..

    İki, üç yıl süren hukuk savaşı bitti zannettik.. Çiftlikler taşınıyor, diye sevindik..

    İnce oyunlardan haberimiz yoktu ki.. Tüzük değil de yönetmelik değişmesi gerektiğini bilmiyorduk ki..

    RÜSTEM PAŞALAR

    Balık çiftliği sahipleri mahkemeye gitti.. Mahkeme de kararı bozdu..

    Aaaa! Meğer yönetmelik değişikliği lazımmış.. Ve deryadan sorumlu koskoca hükümet adamı bunu bilmiyormuş..

    Biz de inandık..

    Osmanlı'ya rüşveti sokmakla övünen Topal Rüstem Paşa'nın torunları halimize güldü.. Çiftlik sahiplerinin, bürokratların meclisinde aptallığımızla alay konusu olduk..

    Hükümet adamları "Valla böyle olacağını bilmiyorduk, merak etmeyin yenisini çıkarırız.." derken balık çiftlikleri kolları sıvadı..

    Bu ne hummalı bir çalışmadır öyle?

    Bu ne vatan sularını berbat etme gayretidir ki bir ay içinde

    ne kadar balık çiftliği varsa kapasite olarak ikiye katlandı..

    ***

    Biliyorlar ki yeni bir yönetmelik değişikliği iki üç yıl ister..

    İki üç yıl sonra da Allah Kerim.. Topal Rüstem Paşa yasalarından Allah razı olsun..

    Eskinin deryalardan sorumlu hükümet adamı listeden düştü.. Artık senin gibi, benim gibi biri.. O yüzden kendini aklama gayretinde..

    "Bana gelen raporları bir görseniz dudağınız uçuklar.." diye konuşuyor özel sofralarda..

    Dağ gibi raporlar varmış önünde.. Hükümet adamıyken hepsini bir bir okumuş da korkudan dudağımız yarılmasın diye bize söylememiş..

    SEN NE YAPTIN?

    Raporlarda diyormuş ki "Balık çiftliklerinin altındaki bitki tabakası mahvolmuş.."

    Yukarıdan ilacı, kimyasalı döke döke bitki örtüsünü bitirmişler.. Yosunlar sanki üzerine asit dökülmüş gibi yanmış gitmiş.. Ekolojik denge bozulmuş.. Daha başımıza kimbilir neler gelecekmiş..

    İşte gözleri kör olan deniz levrekleri de o asit yağmurunun kurbanı.. Yiyecek var diye havuzların ağının altında geziniyorlar. .

    Ne bilsinler yiyecek diye kimyasal karışım döküldüğünü.. Gören gözler kör oluyor..

    ***

    Bu nasıl bir güçtür ki ciltler dolusu resmi raporlar işe yaramıyor?

    Bu nasıl bir çarktır ki hükümet adamları ve altlarındaki "Topal Rüstem Paşa" ahfadından koca koca bürokratlar, üç beş çiftlik sahibine teslim oluyor?

    ÇEVRE BİLİNCİ..

    Cumhuriyetin her cırtımına sahip çıkanlardan da ses yok..

    Bir defile, bir gösteri oldu mu ayağa kalkıp, Kurtuluş Savaşı'nı kendi dedeleri kazanmış gibi "Onuncu Yıl Marşını" söylemeyi biliyorlar..

    Önerim o marşın bir mısrasını değiştirsinler. . Coştuklarında marşı "Balık çiftlikleri ile ördük denizleri dört baştan" diye söylesinler..

    Çünkü o çiftlik sahiplerinden biri, ikisi sürekli aralarında..

    Cemiyet haberi veren dergilerin müdavimleri.. Her sayıda, yanlarında zarif eşleri, sırıtarak poz veriyorlar kamuoyuna..

    Bundan sonrası Türkiye'nin kaymak tabakası denilen zenginlerimizedir. . Çoğu da çevre duyarlısı diye bilinir..

    ***

    Koç'undan Sabancı'sına.. Şahenk'inden Eczacıbaşı'sına. . Doğan'ından Komili'sine kadar.. Lafı geçen, ağırlığı olan, çevreye duyarlı insanların topuna birden sesleniyorum. .

    Bu balık çiftliği sahiplerini aranıza sokmayın.. Karşılaştığınızda tükürülecek yüzlerine gülüp, sırtlarını sıvazlamayın..

    Cemiyetlerinizden ıskat edin bunları..

    Şenliklerinize, etkinliklerinize davet etmeyin.. Düğünlerine, derneklerine katılmayın.. Yan yana gözükmeyin..

    Hatta onların davetli olduğu yerlere gitmeyin.. Gittikleri lokantalarda yemek yemeyin.. Ellerini sıkmayın..

    Bunu topluma borçlusunuz.. 


    Gönderen: Barbaros
    Gönderi tarihi: 16/Eyl/2007 saat 13:17
    Kimse kimseye merhaba,
    gunaydin, nasilsin demeyi hemen hemen unuttu yada
    (U)nutturuldu. Nezaket kurallarina uymak yok. Bananecilik var.
    Buyuklerin kucuklere kotu ornek olmasi bu toplumda
    tamir edilemez yaralar acmaya basladi. Aslinda bu konular
    toplum bilimcileri ilgilendiren konular. Sormak istedigimiz
    sorulari bu dejenarasyonun sebeplerini bir bir bu bilimcilere iletip
    yanit almak gerekir. Bence boyle olunmasinda sebeplerin
    basinda egoistlik, ahlak bozuklugu, hirs vb konular geliyor.
    Uyelerimizden toplum bilimi ile ugrasan kisiler varsa
    bizlerin bu durumu anlamamizda daha cok yardimci
    olabilirler. .

    Dikkat edelim ozur dilemek, pardon demek, rica etmek bizlerin
    raconuna yakismiyor gibi algilaniyor belki. Bana
    insanlarimiz eskiden oldugu gibi birbirlerini cok candas,
    canayakin gormuyorlar gibi geliyor. Bunda herkesin kendini
    dusunmesi ve digerinden bir adim daha onde olma hirsi
    etken olabilir diye dusunmekteyim. Zaten toplumumuzun geldigi bu
    son durum bazi dusunceleride beraber getiriyor.

    Internetten buldugum bir makaleden alinti yapip yorumu
    sizlere birakmak istiyorum;

    Eger bir toplumda; menfaatperestlik ya da yaygin deyimle "kose
    donmecilik" yayginlasirsa, isyankarlik ve
    catismacilik makbul olarak gorulurse, saygi ve
    fedakarlik gibi kavramlar terk edilirse, bu durumda o toplumun
    bireylerinin devlete bagli olmalari da dusunulemez.
    Cunku devlete bagliligin temelinde belirli bir terbiye ve
    ahlak yatmaktadir. Bu terbiye ve ahlak kaybolur ve ustte
    belirttigimiz kotu ahlak ozellikleri bir toplumda yaygin
    hale gelirse, devlete baglilik kavrami da kendiliginden
    asinmaya baslar.

    Sozunu ettigimiz terbiyenin ve ahlakin temelinde ise dini
    inanclar yatar. Nitekim Cumhuriyetimiz' i kuran Buyuk Onder
    Ataturk, "Dinsiz milletlerin devamina imkan yoktur" diyerek bu
    gercegi acikca ilan etmistir


    Gönderen: Barbaros
    Gönderi tarihi: 16/Eyl/2007 saat 13:29

    "Kırmızı ceketini giymiyordu o artık/Çünkü şarap kırmızı ve kırmızıydı kan da/ Ellerine de şarap, bir de kan bulaşmıştı/Ölünün başucunda onu bulduklarında/ Sevdiği kadıncağız, sevgilisiydi ölen/Öldürmüştü kadını vurarak yatağında.
    O da yerini aldı suçlular arasında/Soluk gri bir tulum sarkıyordu sırtından/Bir de kasket başında/Kaygısız, şen gibiydi, adım atışlarından/ Ki hiç görmemiştim ben böyle bakan bir adam/Bu kadar içtenlikle güne gözleri dalan.
    Ben hiç görmedim böyle, böyle bakan bir adam/Böyle dalmış gözleri/Küçük mavi örtüye/ Zindanda tutukların gökyüzü dedikleri/O salına salına süzülen bulutlara/Ki gümüş yelkenleri.
    Öbür acılıların arasında yürürken/Bir başka bölmedeki/ Ne yapmıştı bu adam diye düşünüyordum/Acaba yaptığı ne, suçu da ne olacak/Ki bir ses fısıldadı yavaşçacık arkamdan /'O yeni gelen adam yakında asılacak.'
    Tanrım! O an zindanın taşları duvarları / Sarsılır gibi oldu, titredi birdenbire / Gökler tepeme indi / Kızgın çelik bir çember gibi sıktı başımı / Kendi acım kendime büsbütün yetiyorken / Birden hepsi silindi.
    Anladım, onu hangi düşünceydi kemiren / Ve iten neydi böyle onun adımlarını / Onun bu pırıl pırıl başlayan güne neden / Bu kadar içtenlikle böylesi daldığını/ Sevdiği bir kadını öldürmüştü bu adam / Ve şimdi buna karşılık verecekti canını.
    Ama gene de herkes sevdiğini öldürür / Bu böylece biline/Kimi bunu kin yüklü bakışlarıyla yapar/ Kimi de okşayıcı bir söz ile öldürür /Korkak, bir öpücükle/Yüreklisi kılıçla, bir kılıçla öldürür!
    Kimi insan aşkını gençliğinde öldürür/Kimi sevgilisini
    yaşlılığına saklar/Bazıları
    öldürür Arzunun elleriyle/Altı n'ın elleriyle boğar bazı insanlar/ Bunların en üstünü bıçak kullanır çünkü/ Böylelikle ölenler çabuk soğuyup donar.
    Kimi insan az sever, kimisi de çok uzun/Kimiler aşkı satar, kimiler satın alır/Kimileri de yapar bu işi gözyaşıyla/ Kimilerinde aşka serin kanla kıyılır /Hemen herkes bir türlü öldürür sevdiğini/Ama bundan ötürü herkes asılmamıştır."
    Oscar Wilde'ın 'Reading Zindanı Baladı'nı bilir misiniz? Bilmiyor idiyseniz de, böylece, öğrendiniz. (Türkçesi: Özdemir Asaf, Altıkırkbeş Yayınları)
    Olay yani cinayet, 29 Mart 1896'da, pazar akşamı gerçekleşir. Charles Thomas Wooldridge, karısı Laura Ellen'ı öldürür.
    23 yaşındaki kadın, kocası tarafından boğazı kesilene kadar posta memurluğunda çalışmaktadır. Şahitlere göre, "erkeğin kıskançlığını kamçılamakta ve serbest yaşayışı ile, ona çok eziyet çektirmektedir."
    17 Haziran'da idam kararı verilir. Tutuklu, infaz gerçekleşene kadar Reading Zindanı'nda ikamet edecektir.
    İşte Oscar Wilde, onu bu zaman zarfında görür. 7 Temmuz 1896'da Wooldridge asılır. Geriye, Wilde'ın bu muazzam şiiri kalır.
    Bu güzelliği, Bertrand Cantat'ya hediye etmek isterim. Hayatın ne getireceği belli olmuyor. Öyle 'şiddetin olmadığı bir dünya' hayalleri üzerine röportaj verdikten sonra böyle 'beynin bir anlık seyirmesi' (Mehmet Tez'in çok iyi bir yazısı vardı Cumartesi'de) her şeyi altüst edebiliyor.
    Ve bu üçüncü sayfalara düşmeler, hiç kondurmayacağı mız adamların da başına gelebiliyor.
    (Bu arada Noir Desir'ci Bertrand Cantat'nın yerinde mesela bizim İbrahim Tatlıses olsaydı, kaç katı taşlardık sahi?)

    Oscar Wilde'ın 'Reading Zindanı Baladı'nı bilir misiniz? Bilmiyor idiyseniz de, böylece, öğrendiniz. (Türkçesi: Özdemir Asaf, Altıkırkbeş Yayınları)
    Olay yani cinayet, 29 Mart 1896'da, pazar akşamı gerçekleşir. Charles Thomas Wooldridge, karısı Laura Ellen'ı öldürür.
    23 yaşındaki kadın, kocası tarafından boğazı kesilene kadar posta memurluğunda çalışmaktadır. Şahitlere göre, "erkeğin kıskançlığını kamçılamakta ve serbest yaşayışı ile, ona çok eziyet çektirmektedir."
    17 Haziran'da idam kararı verilir. Tutuklu, infaz gerçekleşene kadar Reading Zindanı'nda ikamet edecektir.
    İşte Oscar Wilde, onu bu zaman zarfında görür. 7 Temmuz 1896'da Wooldridge asılır. Geriye, Wilde'ın bu muazzam şiiri kalır.
    Bu güzelliği, Bertrand Cantat'ya hediye etmek isterim. Hayatın ne getireceği belli olmuyor. Öyle 'şiddetin olmadığı bir dünya' hayalleri üzerine röportaj verdikten sonra böyle 'beynin bir anlık seyirmesi' (Mehmet Tez'in çok iyi bir yazısı vardı Cumartesi'de) her şeyi altüst edebiliyor.
    Ve bu üçüncü sayfalara düşmeler, hiç kondurmayacağı mız adamların da başına gelebiliyor.
    (Bu arada Noir Desir'ci Bertrand Cantat'nın yerinde mesela bizim İbrahim Tatlıses olsaydı, kaç katı taşlardık sahi?)



    Gönderen: scarface_hkna
    Gönderi tarihi: 17/Eyl/2007 saat 15:03

    http://www.maxoyun.com/playgame.php?oid=2865&oyunu=3%20ev%20bulmacası - http://www.maxoyun.com/playgame.php?oid=2865&oyunu=3%20ev%20bulmacası  

     
    şu oyunu yapabilen varsa kaydedip gösterebilirmi 1 haftadır beceremedim SmileCry


    -------------
    Takımların karakterlerini yöneticiler ve futbolcular değil,taraftarlar belirler.


    Gönderen: Barbaros
    Gönderi tarihi: 18/Eyl/2007 saat 17:09

    Bir şahsın yaşadıkça memnun ve mutlu olması için lazım gelen şey,

    kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmasıdır.

    Mustafa Kemal ATATÜRK



    Gönderen: Barbaros
    Gönderi tarihi: 19/Eyl/2007 saat 16:48
    http://www.bizkackisiyiz.com - www.bizkackisiyiz.com   sitesine girmenizi öneririm.


    Gönderen: eseslimali
    Gönderi tarihi: 19/Eyl/2007 saat 17:07
    o oyunu ben bilsem ben oynarımSmile

    -------------
    şampiyonluğa giden yolda çekilen çile kutsaldır


    Gönderen: redES
    Gönderi tarihi: 19/Eyl/2007 saat 18:22
    Alıntı yapılan scarface_hkna

    http://www.maxoyun.com/playgame.php?oid=2865&oyunu=3%20ev%20bulmacası - http://www.maxoyun.com/playgame.php?oid=2865&oyunu=3%20ev%20bulmacası  

    şu oyunu yapabilen varsa kaydedip gösterebilirmi 1 haftadır beceremedim SmileCry
    Hiç oyun oynamayan birisi olarak, kafayı yedirtecek bir oyuna benziyor. İftardan sonra bakarım tekrar. Monitörün kırılmasını istemiyorum akşam akşamWink


    -------------
       Ben bu sene süper lige demir atacağımıza inananlardanım...


    Gönderen: Barbaros
    Gönderi tarihi: 20/Eyl/2007 saat 14:26
    Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar.
    K.Atatürk


    Gönderen: ccigarr
    Gönderi tarihi: 20/Eyl/2007 saat 22:18
    Alıntı yapılan redES

    Alıntı yapılan scarface_hkna

    http://www.maxoyun.com/playgame.php?oid=2865&oyunu=3%20ev%20bulmacas%C4%B1 - http://www.maxoyun.com/playgame.php?oid=2865&oyunu=3%20ev%20bulmacası  

    şu oyunu yapabilen varsa kaydedip gösterebilirmi 1 haftadır beceremedim SmileCry
    Hiç oyun oynamayan birisi olarak, kafayı yedirtecek bir oyuna benziyor. İftardan sonra bakarım tekrar. Monitörün kırılmasını istemiyorum akşam akşamWink


    Bitirdim 3 evede bağladım kolaymış hehehe youtube da oyunun adını yazıp aratın sağtıklayarak yapılacak sona kalan ev ama esas bitiş böylemidir yoksa hilemi bilmiyorum.


    -------------
    haramilerin saltanatını yıkacağız...


    Gönderen: Barbaros
    Gönderi tarihi: 24/Eyl/2007 saat 00:15
    http://www.bizkackisiyiz.com - www.bizkackisiyiz.com girmenizi öneririm


    Gönderen: Barbaros
    Gönderi tarihi: 24/Eyl/2007 saat 00:40
    HERŞEY SENDE GİZLİ


    Yerin seni çektiği kadar ağırsın
    Kanatların çırpındığı kadar hafif..
    Kalbinin attığı kadar canlısın
    Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
    Sevdiklerin kadar iyisin
    Nefret ettiklerin kadar kötü..
    Ne renk olursa olsun kaşın gözün
    Karşındakinin gördüğüdür rengin..
    Yaşadıklarını kar sayma:
    Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

    Ne kadar yaşarsan yaşa,
    Sevdiğin kadardır ömrün..
    Gülebildiğin kadar mutlusun
    Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
    Sakın bitti sanma her şeyi,

    Sevdiğin kadar sevileceksin.
    Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
    Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
    Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
    Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
    Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
    Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
    Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
    Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
    Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
    Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
    Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

    İşte budur hayat!
    İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
    Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
    Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
    Çiçek sulandığı kadar güzeldir
    Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
    Bebek ağladığı kadar bebektir
    Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
    Sevdiğin kadar sevilirsin.. CAN YÜCEL


    Gönderen: scarface_hkna
    Gönderi tarihi: 24/Eyl/2007 saat 01:08
    Alıntı yapılan ccigarr

    Alıntı yapılan redES

    Alıntı yapılan scarface_hkna

    http://www.maxoyun.com/playgame.php?oid=2865&oyunu=3%20ev%20bulmacas%C4%B1 - http://www.maxoyun.com/playgame.php?oid=2865&oyunu=3%20ev%20bulmacası  

    şu oyunu yapabilen varsa kaydedip gösterebilirmi 1 haftadır beceremedim SmileCry
    Hiç oyun oynamayan birisi olarak, kafayı yedirtecek bir oyuna benziyor. İftardan sonra bakarım tekrar. Monitörün kırılmasını istemiyorum akşam akşamWink


    Bitirdim 3 evede bağladım kolaymış hehehe youtube da oyunun adını yazıp aratın sağtıklayarak yapılacak sona kalan ev ama esas bitiş böylemidir yoksa hilemi bilmiyorum.
     
    evet bende öyle yaptım esas bitiş o galiba başka bişey yok Angry


    -------------
    Takımların karakterlerini yöneticiler ve futbolcular değil,taraftarlar belirler.


    Gönderen: Barbaros
    Gönderi tarihi: 24/Eyl/2007 saat 17:18
    http://groups.yahoo.com/group/guzelgrubum - -
    - Aradan on yil geçtikten sonra ikinci esi de Allah'in rahmetine kavusur. Esinin vefatinin üstünden fazla bir zaman geçmeden Maria da ölür.
    - - En sonunda Tanri Ahiret'te onlari bir araya getirdi.  
    - Maria'nin cocuklarindan biri:   - - Peder hangi esinden bahsediyorsunuz.  Birincisi mi yoksa ikincisi mi?   - Peder:   -
    http://forum.semaplaza.com/index.php -
    http://forum.semaplaza.com/index.php -


    Gönderen: ccigarr
    Gönderi tarihi: 25/Eyl/2007 saat 23:49
    Derste hocamızın anlattığı bir hikaye iş başvurusunda bulunanlara mülakatta sorulabilen sorulardanmış.

    arabanızla yağmurlu bir günde gidiyorsunuz arabanız iki kişilik ıssız bir yerde durakta otobüs bekleyen üç kişi var biri doktor ama doktor daha önce bir ameliyatta sizi hayatınızı kurtarmış bir anlamda vefa borcunuz var diğeri ölmek üzere olan hasta ve yaşlı bir insan oda hastaneye gitmek zorunda yoksa ölecek insan hayatı söz konusu 3 kişi bir kadın ama hayatınızın aşkı bir türlü onunla birlikte olamamışsınız aşkı yakalamak için tek fırsatınız

    hangisini seçerdiniz? aşkımı vefayımı yoksa yaşlı bir insanın hayatını kurtarabilme ihtimalinimi.

    sizce hangisi...


    -------------
    haramilerin saltanatını yıkacağız...


    Gönderen: Barbaros
    Gönderi tarihi: 26/Eyl/2007 saat 13:38
    zor seçim  ben doktoru bırakırdım


    Gönderen: onur2673
    Gönderi tarihi: 26/Eyl/2007 saat 14:01
    ben arabamı doktora verir, hasta adamı arabaya bindirir, sevdiğim kadının yanında beklerdim durakta.


    Gönderen: KaRa
    Gönderi tarihi: 26/Eyl/2007 saat 14:36
    Alıntı yapılan onur2673

    ben arabamı doktora verir, hasta adamı arabaya bindirir, sevdiğim kadının yanında beklerdim durakta.
     
    En iyisi bu galiba Wink


    -------------
    YÖNETİM İSTİFA! ŞEFFAF MALİ TABLO İSTİYORUZ!


    Gönderen: Barbaros
    Gönderi tarihi: 26/Eyl/2007 saat 16:12
    Yaşarken korkusuz ve özgür yaşayacaksın
    Asırlık ulu çınarlar gibi
    Yalanı bilmeyen masum çocuk gibi de
    Hilesiz zararsız
    Sevdiklerine kavuşmayı bekleyen
    Mahkum gibi umutlu
    Uzun yıllar görüşmemiş
    Kucaklaşan iki dost gibide mutlu
    Hiç kimsenin emeğini çalmayacak kadar
    Korkak ve ürkek serçe kuşu
    Hakkını alanlara karşıda
    Açlıktan gözü dönmüş
    Yiyeceğini vermeyen bir vahşi
    Bağımsızlık savaşı kazanan
    Yorgun savaşçı gibi gururlu
    Halkını çok seven bir lider gibi de onurlu
    Yaşamak istiyorsan
    Hakkını kimseye yedirmeyeceksin DOSTUM


    Gönderen: Barbaros
    Gönderi tarihi: 26/Eyl/2007 saat 22:27

    Mutlu oldugunuzda mutlulugu yaşayan sadece kendiniz degilsiniz.

     

    Sevgi dolu oldugunuzda, sevgiyi yaşayan ,sadece kendiniz degilsiniz.

     

    Barış ve huzur içinde oldugunuzda, barış ve huzuru yaşayan, sadece kendiniz degilsiniz.

    Mevlana oldugunuzda, Mevlanalığı yaşayan, sadece kendiniz degilsiniz.

    Siz bir yandan bunları yaşarken,bir yandan da farkında olmadan,evrenin enerjisini yükselterek, pek insanin hayatını etkiliyorsunuz. Yaşadıklarını z ile oluşan düşük veya yüksek frekanstaki enerjiniz ile,siz farkına olsanız da olmasanız da, inansanız da inanmasanız da, görseniz de görmeseniz de, toplu bilinçteki yaşam enerjisini fazlası ile etkilemektesinizdir .

     

    Kanadalı doktor David Hawkins araştırmaları sonucu vardıgı deger şöyle

     

    Pozitif ve herşeyi oldugu gibi kabullenen mutlu bir insanın yaydıgı enerji,

    90.000 insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.

     

    Sevgiyi gerçek anlamda yaşayan bir insanın yaydıgı enerji,

    750.000 insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.

     

    Barış ve huzur içinde yaşayan bir insanın yaydıgı enerji,

    10 milyon insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.

     

    Mevlanalıgı yaşayan bir insanın yaydıgı enerji,

    70 milyon insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.

     

    Peygamber,seviyesin de yaşayan bir insanın yaydıgı enerji ise

    tüm insanlıgın yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.

     

    Bugün, peygamber veya mevlana olmasanızda,

    90 bin insani mutlu etmeye ne dersiniz ?

     



    Gönderen: Barbaros
    Gönderi tarihi: 26/Eyl/2007 saat 22:41
     SEÇENEKLER :) COK IYI:))

    Tanrı dünyayı yarattığı zaman gelecekteki ulusların temsilcilerini yanına çağırmış her birine ikişer erdem vermiş...

    İsviçrelilere ; Düzenlilik ve Yasalara saygı ...

    İngilizlere ; Soğukkanlılık ve asalet ...

    Japonlara ; Çalışkanlık ve Sabır ...

    İtalyanlara ; Neşe ve Romantizm ....

    Fransızlara ;
    Şarap ve güzel yemekler

    Türklere ; Zeka ve Dürüstlük ve Tayyip sevgisi ....


    Meleklerden biri bu dağıtımdan sonra Tanrı'ya sormuş?
    "Bütün uluslara ikişer erdem verdiniz ama Türklere üç tane".

    "Evet ama" demiş Tanrı "sadece ikisini kullanabilecekler"

    - Böylece;
      • Bir Türk zeki ve Tayyipci olduğu zaman dürüst olmayacaktır...
      • Bir Türk dürüst ve Tayyipci olduğu zaman zeki olmayacaktır...
      • Bir Türk hem zeki hem de dürüst olduğu zaman Tayyip'ci olmayacaktır...


    Gönderen: ccigarr
    Gönderi tarihi: 26/Eyl/2007 saat 23:58
    Alıntı yapılan onur2673

    ben arabamı doktora verir, hasta adamı arabaya bindirir, sevdiğim kadının yanında beklerdim durakta.


    Öyle yapmak doğru cevapmış benim cevabım sevdiğim kadını almak olmuştu hocamız sorduğunda sonra cevabını açıklamıştı sevdiğin kadınla durakta yağmur altında yalnız kalmak romantiklik miş hemde diğer insanlarda istediğini alabiliyormuş .


    -------------
    haramilerin saltanatını yıkacağız...


    Gönderen: alyans999
    Gönderi tarihi: 27/Eyl/2007 saat 00:30
    Alıntı yapılan Barbaros

     SEÇENEKLER :) COK IYI:))

    Tanrı dünyayı yarattığı zaman gelecekteki ulusların temsilcilerini yanına çağırmış her birine ikişer erdem vermiş...

    İsviçrelilere ; Düzenlilik ve Yasalara saygı ...

    İngilizlere ; Soğukkanlılık ve asalet ...

    Japonlara ; Çalışkanlık ve Sabır ...

    İtalyanlara ; Neşe ve Romantizm ....

    Fransızlara ;
    Şarap ve güzel yemekler

    Türklere ; Zeka ve Dürüstlük ve Tayyip sevgisi ....


    Meleklerden biri bu dağıtımdan sonra Tanrı'ya sormuş?
    "Bütün uluslara ikişer erdem verdiniz ama Türklere üç tane".

    "Evet ama" demiş Tanrı "sadece ikisini kullanabilecekler"

    - Böylece;
      • Bir Türk zeki ve Tayyipci olduğu zaman dürüst olmayacaktır...
      • Bir Türk dürüst ve Tayyipci olduğu zaman zeki olmayacaktır...
      • Bir Türk hem zeki hem de dürüst olduğu zaman Tayyip'ci olmayacaktır...

      Bunun aynısını BAYKALCI da yapın onada uyuyor hatta daha çok uyuyor.Hem dürüst değil hemde zeki değil.


    -------------
    S.nalbant


    Gönderen: Barbaros
    Gönderi tarihi: 28/Eyl/2007 saat 16:00
    Beğenmek zorunda değilsiniz,Zekice olup olmadığı senin cevabında saklı...


    Gönderen: Barbaros
    Gönderi tarihi: 28/Eyl/2007 saat 16:03
    Canim Sevgilim Benim


    Sauna'ya giden bir grup genc erkek, soguk havuzda dinlenirlerken bir cep telefonu calar. Bir adam telefonu acar. Ortam cok gurultuludur; telefonun obur ucundaki kadin sesini zorlukla duyar.
    - Sevgilim. Meltem'le disardayim. Biraz once cok guzel bir kurk gordum. 400 milyon liracik. Senin kredi kartindan alabilir miyim? N'oooolur, alabilir miyiiiiimmmm?
    - Tabi canim. Al.
    - Ah sevgilimmmm! Cok sekersin. Biseycik daha var ama kizmayacaksin, degil mi?
    - Hayir, kizmam...
    - Buraya gelmeden once Akmerkez'deydik. De Beers'de bir tane tek tas pirlanta yuzuk gordum. Cok guzeldi sevgilim. Butun arkadaslarimda var. Senin kredili kart hesabindan alabilir miyim? 650 milyon liracik. Gelecek ay ikramiye alacaksin. O zaman odersin. N'ooooluuurrrr. Alabilirmiyim?"
    - Peki, al canim.
    - Sevgilim benim. Bi tanem. Cok sekersin. Bu aksam sana harika bir gece yasatacagim. Caniiiim, bi sey daha var. Ama kizarsin diye korkuyorum...
    - Kizmam, soyle bakiyim.
    - Son kazadan sonra arabamdan iyice sogudum. Galeride bi tane Peugeot 206 gordum sevgilim. Cok guzeldiiii... 9 milyara birakacak. Senin adina bankadan bi kredi actirsak diyorum sevgilim. Nuran'in kardesi bankada sube muduru... Kefil-belge-imza falan istemiyor, sen tamam dersen hemen yapicak islemleri. N'ooolurrrr sevgilim, seni cok seviyorum....
    - Peki, peki. Tamam. Olur. Al bakalim.
    - Tatli sevgilim benim. Canim sevgilim. Seni coook seviyorum. Hadi by, aksama gorusuruz.
    Genc adam telefonu kapatir ve arkadaslarina sorar:
    - Bu telefon kimindi yahu?...


    Gönderen: Barbaros
    Gönderi tarihi: 29/Eyl/2007 saat 15:44

    Sisli'deki bir dürümcünün reklam brosüründen harfi harfine aktarilmistir. .. 

    ------------ -------
    Diyet, perhiz, rejim gibi faaliyetler hedefte Türk delikanlilarinin ve genelde de Türk milletinin devamini engellemek için dis mihraklar tarafindan gündeme getirilmis suurlu bir düzmecedir. Gaye, eskiden bir koyunu, bir oturusta götüren dev gibi babayigit atalarimizi ve tarlada dogum yaptiktan sonra bebegini kundaklayip, elde orak tarlada çalismaya devam eden Türk kadinlarini; kalori hesaplayan, hapsirinca yataga giren, fitness ve aerobik yapan çitkirildim tiplere dönüstürmek ve büyük Türk irkini Çinliler, Japonlar gibi siska, zayif ve sagliksiz bir irk haline getirmektir.

    Icabi halinde 240 kiloluk top mermisini tek basina namluya süren bir babayigidin, kalori hesaplayan, yogurtlu kebabi reddeden bir züppe haline getirilmesinden daha büyük bir soykirim olabilir mi?
    Iç yaginin, kuyruk yaglarinin, anamizin Vita yaginin kolestrol yaptigi palavradir.
    Kolestrol, kebaplari yedikten sonra iki sise soda içerek ayarlanabilecek bir gaz durumudur.

    Sakin bu oyuna düsmeyin.
    Feminizm, kadin haklari, çevre suuru ve esitlik adi altinda Türk kizlarinin akillari çelinerek, yemek yapmayi bilmeyen, bizim istikbalimiz olan yavrularini, abuk subuk yiyeceklerle yetistirecek, damak zevki gelismemis, sunta kilikli diyet bisküvilerini yiyecek sanan bir hale getirmislerdir.
    Ayrica kör olasi dis mihraklar, bu kizlarimiza kebap, sogan, çig köfte vb. Lezzetleri yiyen, bardak bardak salgam suyu içen yigitlerimize hanzo-kiro gibi sifatlar takmayi ögretmislerdir.
    Ayrica son yillarda moda gibi gösterilmeye çalisilan Çin mutfagi diye birsey yoktur. Bu sözde mutfak, acaip zerzevat ile acaip mahlukatin, wog adi verilen bir tencerede yari pismis yari çig olarak hazirlanip insanlara eziyet olsun diye sopalarla yenmesinden ibaret bir hokkabazliktir. Sakin kanmayin, sakin yemeyin. Helal degildir!

    Unutmayin su uyur, düsman uyumaz!
     

     
     
    Arkadaslar, yukarda ki tanim ve tavsiyeleri yabana atmamak gerektigi kanisindayim.
      Turk Mutfagi, binlerce yildan beri gelisen envai turde ki sofra cesitleri ile
    bize en iyi beslenme tarzini sunacak yeterliktedir. Temel olarak bundan sasmayalim.
     Ben şahsen yukarıdaki görüşlere katılmıyorum.


    Gönderen: Barbaros
    Gönderi tarihi: 29/Eyl/2007 saat 16:11
    Kitlelerin Dehası

    Ortalama insanda
    Herhangi bir günde herhangi bir orduya
    yetecek kadar ihanet,
    nefret, şiddet
    ve saçmalık vardır.
    VE Cinayet konusunda En Becerikliler
    Cinayet Karşıtı vaaz verenlerdir
    VE Nefreti En İyi Becerenler
    Sevmeyi Vaaz Edenlerdir
    VE-SON OLARAK-
    SAVAŞI EN İYİ BECERENLER
    BARIŞ VAAZI
    VERENLERDİR

    Tanrıyı Vaaz Edenlerin
    Tanrıya İhtiyacı Var
    Barış Vaaz Edenlerin
    Huzuru Yok
    SEVGİYİ VAAZ EDENLER
    SEVGİSİZDİR
    VAAZ VERENLERDEN SAKININ
    Bilmişlerden Sakıının.

    DURMADAN
    KİTAP
    OKUYANLARDAN
    Sakının
    Yoksulluktan Nefret Edenlerden
    Ya da Gurur Duyanlardan Sakının
    Övgü Göstermekte Hızlı Davrananlardan SAKININ
    Karşılığında ÖVGÜ Beklerler

    Sansürlemekte Hızlı Davrananlardan SAKININ
    Bilmedikleri Şeylerden
    Korkarlar

    Sürekli Kalabalıkları Arayanlardan Sakının;
    Tek Başlarına
    Bir Hiçtirler

    Ortalama Erkekten
    Ortalama Kadından
    Sakının
    Sevgilerinden SAKININ

    Sevgileri Vasattır, Vasatı
    Aranır Dururlar
    Ama Nefretleri Dahiyanedir
    Nefretleri Seni Beni
    Herkesi Öldürebilecek Kadar
    Dahiyanedir.

    Yalnızlığı İstemezler
    Yalnızlığı Anlamazlar
    Kendilerinden Farklı
    Herşeyi
    Yoketmeye
    Çalışırlar

    Sanat
    Yaratamadıkları ndan
    Sanatıı
    Anlayamazlar
    Yaratma Başarısızlıklarını
    Dünyanın Beceriksizliğ ine
    Yorarlar

    Kendileri Tam Sevemedikleri İçin
    Senin Sevginin
    Eksik Olduğuna İNANIR
    VE SENDEN
    NEFRET EDERLER

    Ve Nefretleri
    Parlak Bİr Elmas
    Bir Bıçak
    Bir Dağ
    Bir KAPLAN
    Bir Baldıranotu Gibi
    Mükemmeldir

    En Usta Oldukları
    SANATTIR
    NEFRET!



    Gönderen: Barbaros
    Gönderi tarihi: 29/Eyl/2007 saat 16:21
    SESLENİŞ...

    Dağ gibi karayağız
    birer delikanlıydık.

    Babamız sırtında yük
    taşıyarak getirdi
    aşımızı ekmeğimizi.

    Arabalar şırıl şırıl
    ışıklarıyla caddelerden
    geçerken

    bizler bir mumun ışığında
    bitirdik kitaplarımızı.

    Kendimiz gibi yaşayan
    binlerce yoksulun yüreğini,
    yüreğimizde yaşayarak
    katıldık
    o büyük kavgaya.

    Ecelsiz öldürüldük.
    Dövüldük,
    vurulduk,
    asıldık...

    Vurulduk ey halkım,
    unutma bizi.

    Yoksulluğunbükemediğ i
    bileklerimize,
    çelik kelepçeler takıldı.

    İşkence hücrelerinde
    sabahladık kaç kez,

    İsteseydik, diplomalarımızı
    mor binlikler getiren
    birer senet gibi kullanırdık.

    Mimardık, mühendistik
    doktorduk, avukattık.

    Yazlık kışlık katlarımız
    arabalarımız olurdu.

    Yüreğimiz işçiyle birlikte
    attı,
    köylüyle birlikte attı.

    Yaşamımızın en güzel
    yıllarını,
    birer taze çicek gibi verdik
    topluma.

    Bizleri yok etmek istediler
    hep,


    Öldürüldük ey halkım,
    unutma bizi.

    Fidan gibi genç kızlardık,
    hayat, şakırdıyan bir
    şelale gibi akardı
    gözbebeklerimizden.

    Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında,
    yirmi iki yaşında,
    işkencecilerin acımasız
    ellerine terk edildik.

    Direndik küçücük yüreğimizde,
    direndik genç
    kızlık gururumuzla

    Tükürülesi suratlarına
    karşı bahar çicekleri gibi,
    taptaze inançlarımızı
    fırlattık boş birer eldiven gibi.

    Utanmadılar insanlıklarından,
    utanmadılar erkekliklerinden.

    Hücrelere atıldık ey halkım,
    unutma bizi.

    Ölümcül hastaydık.
    Bağarsaklarımız düğümlenmişti.

    Hipokrat yemini etmiş
    doktor kimlikli işkencecilerin
    elinde öldürüldük
    acınmaksızın.

    Gelinliklerimizin ütüsü
    bozulmamıştı daha.

    Cezaevlerine kitlenmiş
    kocalarımızın taptaze duygularına,
    birer mezar taşı gibi savrulduk
    vicdan susutu.

    Hukuk susutu.
    İnsanlık sustu.

    Göz göre göre
    öldürüldük ey halkım,
    unutma bizi.

    Kanserdik; ölüm, hergün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde.

    Uydurma davalarla
    kapattılar hücreler.

    Hastaydık. Yurdışına gitseydik
    kurtulurduk belki.

    Bir bucuk yaşındaki kızlarımız
    öksüz bırakmazdık.

    Önce, kolumuzu, omuz
    başından keserek, yurtseverlik
    borcumuzun diyeti
    olarak fırlattık attık önlerine.

    Sonra otuz iki yaşında
    bırakıp gittik bu dünyayı
    ecelsiz.

    Öldürüldük ey halkım
    unutma bizi.

    Giresun'daki yoksul
    köylüler, sizin için öldük.

    Ege'deki tütün işçiler,
    sizin için öldük.

    Doğu'daki topraksız köylüler,
    sizin için öldük.

    İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler,
    sizin için öldük.

    Adana'da, paramparça elleriyle,
    ak pamuk toplayan işçiler,
    sizin için öldük.

    Vurulduk, asıldık,
    öldürüldük ey halkım, unutma bizi.

    Bağımsızlık, Mustafa Kemal'den
    armağandı bize.

    Emperyalizmin ahtapot kollarına
    teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı
    için kan döktük sokaklara.

    Mezar taşlarımıza basa basa,
    devleti yönetenler gizli emellerle,
    başımızı ezmek, kanlarımızı
    emmek istediler.

    Amerikan üstleri kaldırılsın
    dedik, sokak ortasında
    sorgusuz sualsiz vurdular.

    Yirmi iki yaşlarındaydık
    öldürüldüğümüzde ey halkım,
    unutma bizi.

    Yabancı petrol şirketlerine
    karşı devletimizi savunduk,
    komünist dediler.

    Ülkemiz bağımsız değil dedik,
    kelepçeyle geldiler üstümüze.

    Kurtuluş Savaş'ında emperyalizme
    karşı dalgalandırdığımız
    bayrağımızı daha da
    dik tutabilmekti çabamız.

    Bir kez bile dinlemediler bizi.

    Bir kez bile anlamak istemediler.

    Vurulduk ey halkım, unutma bizi.

    Henüz çocukluğumuzu
    bile yaşamamıştık.

    Bir kez bile değmemişti ellerimiz.

    Bir sevgiliden mektup
    bile almamıştık daha.

    Bir gece sahaba karşı,
    pranga vurulmuş ellerimiz
    ve ayaklarımızla
    çıkarıldık idam sehpalarına.

    Herkes tanıktır ki korkmadık.

    İçimiz titremedi hiç.

    Mezar toprağı gibi taptaze,
    mezar taşı gibi dimdik
    boynumuzu uzattık
    yağlı kemetlere.

    Asıldık hey halkım,
    unutma bizi.

    Bizi öldürenler, bizi asanlar,
    bizi sokak ortasında vuranlar,
    ağabeyimiz, babamız yaşındaydılar.

    Ya bu düzenin kirli çarklarına
    ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı
    bütün olan bitenlere.

    Öfkelerini bir gün bile
    karşısındakilere bağırmamış
    insanların gözleri önünde
    öldürüldük.

    Hukuk adına,
    özgürlük adına,
    demokrasi adına.

    Batı uygarlığı adına,
    bizleri,
    bir şafak vakti ipe çektiler.

    Korkmadan öldük ey halkım,
    unutma bizi.

    Bir gün mezar taşlarımızda
    güller açacak ey halkım,
    unutma bizi.

    Bir gün sesimiz, hepinizin
    kulaklarında yankılanacak ey halkım,
    unutma bizi.

    Özgürlüğe adanmış
    bir top çiçek gibiyiz şimdi,
    hep birlikteyiz ey halkım,
    unutma bizi.

    Unutma bizi.
    Unutma bizi.
    Unutma bizi.

    UĞUR MUMCU
    25 AĞUSTOS 1975/CUMHURİYET


    Gönderen: ccigarr
    Gönderi tarihi: 30/Eyl/2007 saat 20:33
    Foruma yazdığım yazı neden silindi anlayamadım bir açıklamasını yaparmısınız değerli modlarım bu sayfaya en son yazılan yazıyı bileyim de bir daha aynı hatayı yapmıyayım kim sildi benim yazımı.


    -------------
    haramilerin saltanatını yıkacağız...


    Gönderen: EsEsliyim
    Gönderi tarihi: 30/Eyl/2007 saat 20:38
    Alıntı yapılan ccigarr

    Foruma yazdığım yazı neden silindi anlayamadım bir açıklamasını yaparmısınız değerli modlarım bu sayfaya en son yazılan yazıyı bileyim de bir daha aynı hatayı yapmıyayım kim sildi benim yazımı.
     
    Barbarosun mesajı forumdan kaldırıldığı ve altındaki tüm mesajlarda kaldırılan mesajla alakalı olduğu için forumdan kaldırılmıştır...
     
     


    -------------
    Eskişehirspor Bir Yaşam Biçimidir.


    Gönderen: ccigarr
    Gönderi tarihi: 30/Eyl/2007 saat 20:43
    Alıntı yapılan EsEsliyim

    Alıntı yapılan ccigarr

    Foruma yazdığım yazı neden silindi anlayamadım bir açıklamasını yaparmısınız değerli modlarım bu sayfaya en son yazılan yazıyı bileyim de bir daha aynı hatayı yapmıyayım kim sildi benim yazımı.
     
    Barbarosun mesajı forumdan kaldırıldığı ve altındaki tüm mesajlarda kaldırılan mesajla alakalı olduğu için forumdan kaldırılmıştır...
     
     

    Teşekkür ederim cevap için gerekeni yapmışsınız barborosun yazısı gereksiz bir yazıydı tabi normal olarak o gereksiz yazıya verilen cevaplarında bir önemi kalmamış oluyor sağolun.


    -------------
    haramilerin saltanatını yıkacağız...


    Gönderen: Barbaros
    Gönderi tarihi: 30/Eyl/2007 saat 22:43
    Benim hangi yazım gereksizmiş anlayamadım açıklarsanız memnun olurum.Teşekkürler


    Gönderen: alyans999
    Gönderi tarihi: 30/Eyl/2007 saat 23:00
     Hangi mesajın silinmişse o mesajında yazdıkların gereksizmiş Barbaros yazdıklarını kontrol edersen görürsün.

    -------------
    S.nalbant


    Gönderen: ccigarr
    Gönderi tarihi: 30/Eyl/2007 saat 23:09
    Gereksiz olduğunu ben söyledim ben cevap vereyim diycem ama bu yazdıklarından bahsetmek istemiyorum forumun yöneticilerinin silmeleri üzerinde konuşmamızın kimseye yarar sağlamayacağı anlamınada geliyor yeri burası değil sanırım .

    İnsanların kişisel görüşleriyle ilgili birşeydi.


    -------------
    haramilerin saltanatını yıkacağız...


    Gönderen: Barbaros
    Gönderi tarihi: 02/Eki/2007 saat 00:39
    Ýþte aldatmanýn 30 belirtisi


    Aldattýðýný düþünüyorsanýz aþaðýdaki belirtilere bir göz atýn..

    1- Sevgiliniz içindeki suçluluk duygusunu bastýrmak için sizin isteklerinize her zamankinden fazla duyarlýlýk gösterir. Özellikle diðer iliþkisinin ilk dönemlerinde.
    2- Böyle bir alýþkanlýðý olmasa bile size sýk sýk hediye almaya baþlar. Bu davranýþýnýn dikkat çekmemesi için de her hediye için geçerli bir bahane bulur.
    3- Bir gün biz ayrýlýrsak ne olur gibi sorularla olasý bir yakalanma anýndaki tepkinizi ölçmeye çalýþýr.
    4- Günlük hayatýndaki alýþkanlýklarýný deðiþtirir ya da yeni hobiler edinir.
    5- Yaþadýðý duygusal karýþýklýk nedeniyle olur olmaz nedenlerden kavga çýkarabilir.
    6- Ona daha þefkatli yaklaþmanýz için sadece sizin yanýnýzda depresif bir tavýr takýnabilir.
    7- Sizinle çeþitli bahanelerle daha az konuþmaya ve zaman geçirmeye baþlar. Bu sayede daha az açýk vereceðini düþünür.
    8- Uykusunda sýk sýk kabus görebilir. Bir çok geceyi bu nedenle uykusuz geçirebilir.
    9- Müzik, sinema gibi alanlarda zevkleri deðiþebilir. Daha önce nefret ettiði türleri beðenerek takip edebilir. Bu seçimlerden yeni iliþkisinin zevkleri hakkýnda fikir verir.
    10- Kendisini birden çok beðenmeye baþlayabilir. Zamanýný eskiye göre daha çok ayna karþýsýnda geçirir.
    11- Sizi ya da iliþkinizi baþkalarýyla kýyaslayabilir. Bu artýk sizin tek olmadýðýnýzý düþündüðünü gösterir.
    12- Artýk hiçbir eleþtiriye tahammülü kalmayabilir. Sürekli kendini savunma tavrýný takýnabilir.
    13- Eve geç gelmeye baþlar. Evdeki sorumluluklarýný ya da eskiden düzen konusunda önem verdiði konularý atlayabilir.
    14- Sizin nasýl göründüðünüzle artýk daha az ilgilenir. Saçýnýz ya da kýyafetlerinizle ilgili yorum yapmaz.
    15- "Seni seviyorum" demeyi býrakýr.
    16- Sizin ona yaptýðýnýz sürprizler karþýsýnda eskisi gibi coþkuyla tepki vermez. Bu içinde suçluluk duygusundan kaynaklanýr.
    17- Kendisini baþkalarýyla kýyaslamasý da size olan ilgisini kaybetmeye baþladýðýný gösterir.
    18- Telefonunda arama listesi ve mesaj kutusunu sürekli boþ tutmak gibi önlemler alabilir.
    19- Birden bire arkadaþlarýyla her zamankinden daha fazla vakit geçirmeye baþlar
    20- Saçýnýzý okþamak gibi þefkat gösterilerini býrakýr.
    21- Ýliþkinizin geleceði hakkýnda evlilik, ev alma gibi planlar hakkýnda konuþmamaya baþlar.
    22- Birden bire kiþisel uðraþlara vakit ayýrmaya baþlar. Kitap okur, film izler.
    23- Aranýza yatak odanýzda da mesafe koyar ve bunun için bahaneler sýralar.
    24- Yaptýðý þakalar sizi güldürmekten çok kýrmaya baþlayabilir, eski hoþ sohbet tavrý kalmaz.
    25- Çiftlerin yapýþýk ikizler olmadýðýný öne sürerek kendi özel sýnýrlarýný korumak adý altýnda sizden uzaklaþýr.
    26- Rüyasýnda baþka isimler sayýklayabilir.
    27- Yakýn çevrenizden sürekli iliþkiniz hakkýnda uyarý alýyor musunuz? Sizdeki deðiþim en iyi dýþardan bakan objektif gözler tarafýndan görülür.
    28- Sizin artýk kendisiyle ilgili sorular sormanýza tahammülü kalmaz. Neredesin sorusu onu bir anda sinirlendirmeye yeterli olur.
    29- Sabah uyandýðýnda kimin yanýnda olduðunu anlamak için bir süre etrafýna bakar.
    30- Ev içinde kapýlarý kapalý tutmaya baþlar. Özellikle bilgisayar baþýndayken rahatsýz edilmek istemez.
    Milliyet


    Gönderen: Barbaros
    Gönderi tarihi: 02/Eki/2007 saat 00:41
    Yukarıdaki milliyetin yazısının dil kodlamasını yapamadım ama anlaşılır olduğu için aldım. Bilgilerinize..


    Gönderen: scarface_hkna
    Gönderi tarihi: 02/Eki/2007 saat 00:47
    bu aldatma olayı hürriyet milliyet ve posta başta olmak üzere bazı gazetelerde ne kadar çok dile getiriliyor ben bilemedim..

    -------------
    Takımların karakterlerini yöneticiler ve futbolcular değil,taraftarlar belirler.


    Gönderen: Barbaros
    Gönderi tarihi: 05/Eki/2007 saat 17:08
    Askerlik

     

    74 yasinda, Amerika'ya 42 yil once gelmis, Istanbul beyefendisi.
    ADB vatandasi olmus, iki kizi, bir oglu var.
    Gecen sene beni aradi,
    - Ozer, bize bir araba gonderirmisin, JFK havalimanina gotursun bizi.
    - Ben kendim geleyim, hem dedikodunun belini kirariz, hemde uzun  zamandir gorusmedik hasret gideririz.. dedim
    Oglu ile birlikte Turkiye'ye gidiyorlarmis,
    - Neden? diye sordum
    - Oglum askerligini yapmak icin gidiyor, bende onunla gideyim dedim, ozledim vatanimi, iki sene oldu gitmeyeli.
    Oglu 32 yasinda, ABD dogumlu, yani cifte vatandas, Turkcesi duzgun, evlerinde sadece Turkce konusulurmus.
    - Neden gonderiyorsun askere, mecbur degil ki?
    - Terbiyesizlik etme evladim, biz once Turk vatandasiyiz, sonra ABD

    54 yasinda, Turkiye'de yasiyor, iki kizi, iki oglu var.

    Oglunun biri hastalik nedeniyle askere gitmedi, yani curuk raporu aldi!

    olabilir, hastaliktir.

    Gecmis olsun, Allah sifasini versin. Gemi ile seyahat iyi gelir!

    Kucuk oglu ABD'de universite okudu, okul bittikten sonra Washington'da is buldu, calisiyor,

    36 ay calismasi lazim, bedelli askerlikten faydalanmasi icin.

    26 gun Burdur'da misafir olacak.

     

    70 yasinda ki adamin ismi : Keton ............ ......... .. soyadini yazmiyorum, Turk - Ermeni vatandasi.

    Noktali yerelere VATANSEVER yazabilirsiniz.

     

    54 Yasinda ki Recep Tayyip .. bunun da soyadini yazmiyorum, bakalim kim oldugunu bilecekmisiniz!

    Noktali yerlere VATANSEVER yazabilirsiniz, yazmak icinizden geliyorsa!


    Biz mi aptaliz , bizi aptal yerine koyanlar mi? bilmiyorum.





    Sayfayı yazdır | Close Window

    Bulletin Board Software by Web Wiz Forums® version 9.50 - http://www.webwizforums.com
    Copyright ©2001-2008 Web Wiz - http://www.webwizguide.com