eskisehirspor.com Giriş Sayfası
Forum Forum > Diğer > Sohbet / Eğlence / Diğer Konular
  Aktif Konular Aktif Konular
  FAQ FAQ  Forum Arama   Takvim   Kayıt Kayıt  Giriş Giriş

Konu KapalıHalil YAZ" Sondan Okuyunuz"

 Cevapla Cevapla Sayfa  <1 34567 184>
Yazar
Mesaj
  Konu Ara Konu Ara  Konu seçenekleri Konu seçenekleri
Halil Yaz Liste gör
Yazar


Halil Yaz
Yaş: 74
Katılım: 30/Tem/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 56
Direct Link To This Post Tarih: 30/Ağu/2007 saat 22:14
Insan biraz cocuk olmali, bir balon gordugunde istiyorum diye tutturup aglayabilmeli !
Insanin bir annesi olmali etegini cekistirebilecegi
Insan yolda yururken biraz da etrafina bakmali degisik hayatlari gormek icin
Insan gecenin bir vakti yatagindan firlayip seni seviyorum diye bagirmali
Insan sabah uyandiginda yataginin basucunda bir gul ile bir not bulmali: Uyandirmaya kiyamadim...
Insan heyecan duymali yeni gunun getirdigi isiklar icin
Insan sinirlenmeli, kavga etmeli inandigi degerler icin
Insan arada asik olmali sonunda aci oldugunu bilerek
Insan bazen de sarhos olmali, bir turku tutturup sokaklari arsinlamali
Insan anlamsizca beklemeli telefonun calmasini belki arayan O'dur diye
Insan efkarlanmali tabi biraz da; belki hic olmayacak seylere sirf efkar olsun diye
Insan ara ara kocaman olmali dunyalar kadar; herkesi kucaklamali
Insan bazen kendi olmali bazen herkesten bir parca
Insan bazen de aptal olmali inanmak istedigi seylere inanmali
Insan gercek olmali ruya gorebilmek icin
Insan olmeli zamani gelince; ama zamani gelince
Velhasil guzelim insan olmak zor zanaat...!!!!
Yukarı
Halil Yaz Liste gör
Yazar


Halil Yaz
Yaş: 74
Katılım: 30/Tem/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 56
Direct Link To This Post Tarih: 30/Ağu/2007 saat 22:30

Formula 1 Türkiye Kuralları

  - Türk pilotlar araçlarının bagajlarında mangal bulunduramayacak.

 - Otomobilde teyp ve anfi teşkilatı varsa söktürülecek, mini vantilatör, kafasını sallayan köpek ve dikiz aynalarında boş CD bulunduran pilotlar yarışa alınmayacak.

 - Araçların arkasında yazılı bulunan "Canısı, Var Ya, Deli Yürek, Bir Doyamadım Bir de Sabah Uykusuna, Günahkar Sokakların Tövbekar Çocuğu Muhittin; O Şimdi Asker, Tertip İdris, Anan da sollardı" gibi ibareler acilen çıkartılacak.

 - Pitstop anında (tamir bakım amaçlı kısa mola) teknik ekipten, "Usta gelmişken bir karbüratöre bakıver", ya da Diferansiyelden ses geliyor, alt takımlara el atıver" gibi taleplerde bulunulmayacak.

 - Ülkemize gelen hiçbir yabancı pilotun arabasına yaklaşıp, "Usta kaç yapıyo bu?", "Bizim Almanya´daki kayınçoda bunun aynısından vardı", Bunların ikinci elleri kaça gidiyo hoca" gibi sorular sorulmayacak.

 - Start verildiği anda arkadan Daaaaat" diye kornayla uyarı yapılmayacak.

 - Yarış sırasında yabancı pilotlarla çarpışmak suretiyle kaza yapan pilotlarımızın, "Trafik gelmeden yerinden kıpırdatmam arabayı", ya da "Sana sanayiden tanıdık bi ustanın kartını vereyim, git ona yaptır, faturayı ben hallederim" gibi yaklaşımlar göstermelerine kati surette izin verilmeyecek.

 - Yabancı sigara reklamlarıyla birlikte, milli menfaatler uyarınca, sigara ve içkilerin yanı sıra Vefa Bozacısı gibi reklamlar alınabilecek. Ancak, yarış sırasında kesinlikle çay sigara içilmeyecek.

 - Cam silici çocuklar pistten uzak tutulacak.

 - Yine startta bekleyen arabaların arasına, trafik tıkalı zanneden sucu, kağıt helvacı, simitçi gibi seyyar satıcıların girerek sürücülere satış yapması engellenecek.

-

  Piste kati surette hız engelleyici tümsek konmayacak.

 - Pistin çevresinde büyük veya küçük baş hayvanların, sürücülerle virajı aldığında karşı karşıya gelmesine engel olunacak.

 - Seyircilerin bir kaza anında piste fırlayıp, kazma, kürek ve levyelerle sürücüyü yaka paça arabadan çıkarmalarına engel olunacak.

 - Pitstoplarda duran otomobillere kapkaççıların yaklaşmasına izin verilmeyecek.

 - Starttan önce otomobillerin başında bekleyen Pit Bebeklerine "Yavrum hepsi senin mi?", "Bebek akşam boş musun?" gibi tacizlerde bulunanlar kesin diskalifiye edilecek.

 - Otopark mafyasının, pistin etrafındaki 10 kilometre çapındaki alana girmesine kolluk kuvvetleri engel olacak.

Yukarı
Halil Yaz Liste gör
Yazar


Halil Yaz
Yaş: 74
Katılım: 30/Tem/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 56
Direct Link To This Post Tarih: 31/Ağu/2007 saat 23:45
AVUSTRALYA'YA SAVAŞ AÇAN İKİ TÜRK'ÜN İLGİNÇ ÖYKÜSÜ...
Sayımız az, biz ne yapabiliriz ki, güçlüye boyun eğmek gerekli deyip, güvensizliklerini sürekli dile getirenlere Hindistan Büyükelçiliği'nden alınan belge sonucunda ortaya çıkan bir gerçek öykü aşağıdaki.
"Yıl 1912, İngılızler Hindistan'ı isgal eder, Hindistan kralı Osmanlı'dan yardım ister. Yıllardır savaş içinde olan Osmanlı bu yardımı karşılıksız bırakmamakla birlikte 350 kişilik bir askeri birliği gemiyle Hindistan'a gönderir. 350 kişilik birlikten 20 kadarı hastalıktan yolda şehit olur, kalan 330 Osmanlı askeri Hindistan'a çıkarlar ve İngilizlerle savaşmaya başlarlar. Mühimmat açısından kısıtlı olan Osmanlı askerleri birkaç günlük mücadeleden sonra teknolojik donanıma sahip İngiliz askerleri karşısında yenik düşerler ve 40 kadarı esir alınır diğerleri de savaşta şehit olurlar. Savaş bittikten sonra bu 40 Osmanlı esir askerini, İngilizler gemilerde çalıştırmaya başlarlar. Bir İngiliz gemisi Avustralya'ya geldiğinde, esir iki Osmanlı askeri gemiden bir yolunu bulup kaçarlar.

Bir süre sonra, adı Karadeniz diyarından Menteşoğlu Abdullah olan, baba mesleği dondurmacılığa baslar. Karahisar diyarından Tarakçıoğlu Mehmet de baba mesleği kasaplığa başlar. 1918'de Avustralya Çanakkale'ye asker çıkarır ve bizim iki Osmanlı askeri olayı duyarlar ve hemen buluşurlar, durum değerlendirmesi yaparlar. Biz Osmanlı askeriyiz ve Avustralya'da yaşıyoruz. Avustralya devleti Osmanlı'ya savaş açmış ve bizim ülkemizi işgale gitmiş, bundan dolayı biz de Avustralya devletine savaş açalım derler. Alırlar kağıdı kalemi ve yazarlar: Sayın Avustralya Başkanı Eksalans Hazretleri, Biz iki Osmanlı askeri, ülkenizde bulunuyoruz, duyduk ki devletimiz Osmanlı'ya Avustralya devleti olarak savaş açmış ve Çanakkale'ye asker göndermişsiniz. Bundan dolayı iki Osmanlı askeri olarak biz de Avustralya devletine savaş açmış bulunmaktayız. Bu bir Osmanlı savaş fermanıdır. Ekselansların bilgilerine duyurulur.
Karahisar diyarından Tarakçıoğlu Mehmet Karadeniz diyarından Menteşoğlu Abdullah İki Osmanlı askeri, Sydney'in 250 km uzağında Karlıdağlar denilen bölgede önce virajlarda tren raylarını sökerek 3 tren devirirler ve üçüncü tren de askeri mühimmat bularak silahlanırlar. Aynı bölgede 8 karakol basarlar ve karakollardaki askerlerin tamamını vururlar. Ne olduğunu bir türlü çözemeyen Avustralya devletinin sonunda iki Osmanlı askerinin yazmış olduğu mektup akıllarına gelir ve mektubun atıldığı bölgeye 250 kadar asker gönderirler ve iki Osmanlı askeri araştırılmaya başlanır. Birkaç günlük araştırmadan sonra sıcak çatışma olur ve iki Osmanlı askeri bu Karlıdağlar'da şehit edilir. İki askerin şu an mezarı Sydney' e 250 km uzakta Karlıdağlar'da ve mezarlarında fotoğraf çekmek yasak. Avustralyalılar iki Osmanlı askeriyle savaştık demek zorlarına gittiği için bu askerlerimize (Hindistan asıllı) diyorlar. Oysa Hindistan'da ne Karahisar diyarı, ne de Karadeniz diyarı diye bir bölge var..."

Yukarı
Halil Yaz Liste gör
Yazar


Halil Yaz
Yaş: 74
Katılım: 30/Tem/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 56
Direct Link To This Post Tarih: 31/Ağu/2007 saat 23:49

HOROZ Lojistik 65 inci yılında Kamyon Arkası Yazı Yarışması düzenlemiş.

"Daha önce duyulmamış ve görülmemiş kamyon arkası yazıları" gerekçeli yarışmaya 5 bin 750 kişi katılmış.

Kazananlara ödülleri Horoz Lojistik 65. Yıl Kutlama Gecesi'nde verilecek.

Yarışmanın sloganı şu: Yollarda Kamyonlar, Dillerde Sizin Sözünüz Dolaşsın!

KAZANAN SÖZLER

Birinci: "Kamyon Çeker 10 - 20 Ton, Gönlüm Çeker Paris Hilton."

İ
kinci: "Hayatımı Yazsam, Duble Yol Olur..."

Üçüncü: "Araman İçin İlla Hata mı Yapmam Gerekir?"

Mansiyon 1: "Küresel Isınmaya Karşı Su Tankerlerine Geçiş Üstünlüğü Verilsin."

Mansiyon 2: "İyi Mazot Selülit Yapmaz."

Mansiyon 3: "Gazla Uçabilirsin, Ama Frenle Konamazsın!.."

Mansiyon 4: "Bas Gaza, Frene, Debriyaja... Götür Ver Parayı Vergiye, Stopaja."

Mansiyon 5: "Ne Müslüm'
den Ne de Orhan'dan, Sevdiğim Tek Parça Yedek Parça."

Jüri Özel Ödülü: "Arabada Yalnız Var!"

 

Yukarı
Halil Yaz Liste gör
Yazar


Halil Yaz
Yaş: 74
Katılım: 30/Tem/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 56
Direct Link To This Post Tarih: 03/Eyl/2007 saat 11:49
Fırına geldiğimde ortalıkta ekmek görünmüyordu. Eski bir dostum olan fırıncı,"Biraz bekleyeceksin hocam," dedi.

 "İki-üç dakikaya kadar çıkartıyorum."

 Kenardaki tabureye oturup beklemeye koyulurken, içeriye yaşlıca bir adamın girdiğini gördüm. Eskimiş ceketinin sol yakası altında bir madalya parıldıyor ve yürürken hafifçe topallıyordu. Selam verdikten sonra, fırıncının tezgahına yaklaşarak, "Ekmeklerimi alayım," dedi.

 "Benim ikizler acıkmıştır."

 Fırıncı, adamın kendesine uzattığı torbayı alarak tezgahın altına eğildi ve bir gün öncesine ait olduğu anlaşılan ekmeklerden dört-beş tane çıkardı. Ben o arada oturması için kendi yerimi o adama vermiş, tezgahın yanına iyice yaklaşmıştım. Ekmeklerden birkaç tanesinin şekli değişmiş, katılaşmış, taş gibi olmuştu.

 Fısıltı şeklinde fırıncıya sordum.

 "Neden taze ekmeği beklemesini söylemiyorsun? Biraz sonra çıkacak ya!.. "
"Bayat ekmekleri kendisi istiyor." dedi fırıncı. "Çok fakir olduğundan, ona yarı fiyatına veriyorum."

 "Kim bu adam?"diye sordum.
"Kore gazilerinden " dedi. "Oğluyla gelini bir trafik kazasında vefat edince, ikiz torunlarını yanına almıştı. Yıllardır onlara bakıyor, hem de çok az bir maaşla."

 Fırıncının anlattıkları karşısında içimin yandığını hissediyor ve ufak da olsa bir şeyler yapmak istiyordum.

 "Aradaki farkı ben vereyim," dedim. "Hiç olmazsa bugün taze ekmek yesinler."

 Fırıncı, teklifimi kabul etti ve biraz sonra da, fırından yeni çıkan taze ekmekleri adamın torbasına doldururken şekli bozuk, bayat ekmekleri de tezgahın altına koydu.

 "Çok şanslısın hacı amca," dedi. Çocuklar için sana bugün pasta gibi ekmek vereceğim."

 Yaşlı adam, bir evlat sevgisiyle kucakladığı torbayı göğsüne bastırırken. "Allah, senden razı olsun evladım" dedi.

 "Bugün onların doğum günü olduğunu nereden biliyordun?"

Yukarı
Halil Yaz Liste gör
Yazar


Halil Yaz
Yaş: 74
Katılım: 30/Tem/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 56
Direct Link To This Post Tarih: 03/Eyl/2007 saat 11:53
ATATÜRKÇÜLÜK (KEMALİZM); *Türk Milleti'nin bugün ve gelecekte tam
bağımsızlığa, huzur ve refaha sahip olması, devletin millet egemenliği
esasına dayandırılması, aklın ve ilmin rehberliğinde Türk kültürünün çağdaş
uygarlık düzeyi üzerine çıkarılması amacıyla temel esasları yine Atatürk
tarafından belirtilen devlet hayatına, fikir hayatına ve ekonomik hayata,
toplumun temel müesseselerine ilişkin gerçekçi fikirlere ve ilkelere *
ATATÜRKÇÜLÜK* denir.

*ATATÜRKÇÜLÜK;* emperyalizmin düşmanıdır, anti - emperyalisttir. Tam
bağımsız Türkiye'den yanadır. Özgürlükçüdür. İnsan Hakları savunucusudur.
Hertürlü terörün karşısındadır. Yobazların, Vurguncuların, Çıkarcıların
düşmanıdır...

*ATATÜRKÇÜLÜK;* yirminci yüzyılın yüz akı, ulusal direnişlerin temelindeki
"tam bağımsızlık" harcıdır.

*ATATÜRKÇÜLÜK;* ulusal bağımsızlık demektir, ulusal kurtuluş demektir,
antiemperyalist bilinç demektir!

*ATATÜRKÇÜLÜK;* aşırı sağa ve aşırı sola ödün vermeyen, kişi haysiyet ve
onuruna inanan, ulusal, akılcı ve insancıl bir görüştür.

*ATATÜRKÇÜLÜK*; Atatürk'ü bütün yönleriyle ve eserleriyle tanımak, sevmek,
benimsemek, tanıtmaya ve sevdirmeye çalışmaktır. Başka bir ifadeyle
Atatürk'ün ideolojisini, ülkü ve eserlerini eksiksiz öğrenip tam olarak
gerçekleştirmek, yüceltmek ve aynı yoldan Türk Ulusu'nu Çağdaş Uygarlık
Düzeyine ulaştırmak için bütün gücümüzle çalışmaktır, diyebiliriz.

*ATATÜRKÇÜLÜK;* siyasi bir öğreti değil, bir dünya görüşüdür. Türkiye'nin ve
Türk Ulusu'nun gerçeklerine, gereksinimlerine ve yeteneklerine en uygun
gelen, denenmiş başarılı sonuçları alınan bir öğretidir.

*ATATÜRKÇÜLÜK;* herhangi bir yabancı siyasal akım ya da ideoloji ile
açıklanamaz. Atatürkçülük, Türk halkının ve Türk yurdunun tabiatından,
tarihinden doğmuştur.

*ATATÜRKÇÜLÜK;* Türkiye'nin gerçeklerinden doğmuş bir düşünce sistemidir.
Türk Milleti'nin iradesiyle oluşmuş, tarihi bir gelişmenin ürünüdür.
Atatürkçülük, herşeyden önce millete haklarını tanıma ve tanıtmadır; millet
egemenliğinin ifadesidir. Atatürkçülük bir kurtuluştur, milletçe
bağımsızlığa kavuşmadır. Atatürkçülük, modern bir toplum hayatı yaşama
demektir.

*ATATÜRKÇÜLÜK;* "halkçılık", "laiklik", "cumhuriyetçilik", "devrimcilik",
"devletçilik" ve "milliyetçilik" olmanın ötesinde, değişen nesnel koşullar
karşısında, bu ilkeler çerçevesinde sürekli tutumlar takınmaktır.
Atatürkçülük, kesinlikle salt ileriye açık bir ideolojidir. Atatürkçülüğü
yorumlarken bazı farklı noktalara varılabilmesi olasıdır. Ancak
Atatürkçülük'te olmayan şey; "tutuculuk" ve "statükoculuk"tur. Atatürk'ün
düşünceleri nesilden nesile aktarılacak bir put değil; yönlendirici bir
dünya görüşü ve dünyanın dinamik bir yorumudur.
Acaba günümüz "Atatürkçü"lerinden kaç tanesi 19 Mayıs 1919'da Mustafa
Kemal'i Samsun'da karşılamaya giderdi? Kaç tanesi O'nun peşinden Ankara'ya
gelirdi? Ve acaba kaç tanesi Galata Köprüsü'nde müttefiklere alkış
tutardı?...

* * *

              "Yöneticilerin kişilikleri çoğu kez, siyasal düzenin
niteliğine bağlıdır. Eğer bir toplum, ulusal kurtuluş savaşı yaşamışsa, bu
toplumda yöneticilerin kişilikleri ulusal kurtuluş hamuru ile yoğrulmuş
demektir. Bu kişilikler ulusal bilince dayanır. Her eylem, her davranış, bu
ulusal bilinç ile şekillenir. Mustafa Kemal, bu tür kişilerin örneğidir.
Mustafa Kemal'i Atatürk yapan bu ulusal onur ve bu ulusal bilinçtir. Bunun
içindir ki, Mustafa Kemalcilik *ulusal onur*, Atatürkçülük ise *ulusal
bilinç* demektir." ( Uğur MUMCU - Devrim, 16 Şubat 1971

Yukarı
Halil Yaz Liste gör
Yazar


Halil Yaz
Yaş: 74
Katılım: 30/Tem/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 56
Direct Link To This Post Tarih: 03/Eyl/2007 saat 12:05

Kalpten Vermek


13 yaşındayken annem bana asla unutamayacağım bir ders vermişti. Bir gün küçük bir markette alışveriş ediyorduk. O anda içeri giren aile dikkatimi çekti. Anne, kızı ve torunu gibi görünüyorlardı. Üsleri başları temiz gibi, ama yırtık pırtıktı. Bizlerden daha şanssız oldukları bir gerçekti. Markette gezinirken el arabalarım dikkatle seçtikleri gerekli yiyeceklerle dolduruyorlardı.

Annem ve ben alışverişimizi bitirmiştik. Ödeme yapmak için kasaya yanaştık. Kasa sırasında önümüzde o aile vardı, aramızda sadece bir kişi vardı. Belirli miktarda paraları olduğundan el arabasından çıkardıkları her yiyecekten sonra kasiyere yekün aldırıyorlardı. Bu biraz zaman aldığından önümüzdeki adam sabırsızlanmaya başlamıştı.

Duyulduğundan emin olduğum hoş olmayan şeyler söylemeye baş-lamıştı. Kasiyer yekünü aldı, ama kadıncağızın parası yetişmedi. Bazı yiyecekleri geri koymaya başladı. Annem cüzdanına uzandı, yirmi dolar çıkardı ve kadına uzattı. Kadın şaşırmıştı, "Bunu alamam" dedi.

Annem kendinden gayet emin kadına baktı ve usulca yanıtladı, "Evet, kesinlikle alabilirsiniz. Bunu bir hediye olarak düşünün. Arabanın içindekilerinin hepsi de ihtiyacınız olan şeyler. Lütfen bunu kabul edin." Kadın parayı aldı, annemin elini sıktı, gözlerinden yaşlar süzülüyordu. "Çok teşekkür ederim. Bana daha önceden hiç kimse böyle yardım etmedi." dedi.

Gözlerim yaşlar içinde marketten ayrıldım. Bu olayı asla unutamadım. Annemle babam beş çocuk yetiştirmişler. Hiçbir zaman çok paraları olmamış. Annemin şefkatli kalbi bana miras kaldığı için çok seviniyorum. Hiç bencillik yapmadan veriyorum. Dünyada bundan daha güzel bir duygu olabilir mi?

Dee M. Taylor

 

ZİMEM (Veresiye) DEFTERİ
 
Osmanlılar zamanında Ramazan günlerinde tebdil-i kıyâfet ile, pek çok
zengin, hiç tanımadıkları mıntıkalardaki bakkal, manav dükkânlarına gider,
onlardan Zimem Defteri ' ni (veresiye defteri) çıkarmalarını isterlerdi.
 
Baştan, sondan ve ortadan rastgele sahifelerin toplamını yaptırıp,
miktarını ödedikten sonra;
 
"Bu borçları silin! Allah kabul etsin!" der, kendilerini tanıtmadan çeker giderlerdi.
 
Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu; borcu sildiren, borçtan kimi
kurtardığını bilmezdi...
 
Gizli verilen nâfile sadakanın, açıktan verilen nâfile sadakadan yetmiş kat
dahâ sevâp olduğunu bilen zevât, yardımlarını mümkün olduğunca gizliden
yapmaya gayret ederdi. Ecdadımız sağ ile verdiğini, sol elinden bile
gizler, yaptıkları iyilikleri unutur giderlerdi.
 
İtalyanların askıda kahve olayı geziyordu net'te bir ara,
ecdadımız bu konuda da daha ilerisini zaten yapmış.
 
Sürekli Batı yı övüp geçmişimizi ve atalarımızı yokmuş gibi görenlere ithaf edilir..
Çok asil bir millet ve atalara sahibiz..


--
" HAYAT BIR UYKUDUR, OLUNCE UYANIR INSAN; SEN ERKEN DAVRAN OLMEDEN ONCE UYAN..." 
Yukarı
Halil Yaz Liste gör
Yazar


Halil Yaz
Yaş: 74
Katılım: 30/Tem/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 56
Direct Link To This Post Tarih: 03/Eyl/2007 saat 12:12

GÜNAYDIN

 

 GRUP ÜYELERİNE

 

 

 

GÜNAYDIN :DOSTUNUN DOSTLUĞUNUN KIYMETİNİ BİLENLERE.

 

GÜNAYDIN :SEVİP SEVİLENLERE KADİR KIYMET BİLENLERE

 

GÜNAYDIN :OKUYUP AYDINLANANLARA AYDINLANIP AYDINLATANLARA.

 

GÜNAYDIN :TRAFİK KURALLARINA UYANLARA UYMAYANLARI UYARANLARA

 

GÜNAYDIN :PAZERTESİ SENDROMUNU YENENLERE İŞİNİN HAKKINI VERENLERE

 

GÜNAYDIN :DOĞAYA YEŞİLE AĞACA TAŞA KUŞA

 

GÜNAYDIN :MAŞAYA SEN DUR DEYİPTE ELİNİ ATEŞE SOKANLARA

 

GÜNAYDIN :PİRE İÇİN YORGANI YAKANLARA

 

GÜNAYDIN :KÖPRÜDE DE OLSA KARŞIDA DA OLSA AYI YA AYI, DAYI YA DAYI DİYENLERE

 

GÜNAYDIN :ÖMRÜNDE BİR AĞAÇ DİKENLERE BİR AĞACA BİR BARDAK  SU DÖKENLERE

 

GÜNAYDIN :KAĞITLARINI DEVAMLI KAĞIT ATIK KUTUSUNA ATANLARA

 

GÜNAYDIN :BAŞ KESMEYİP YAŞTA KESMİYENLERE.

 

GÜNAYDIN :ÖĞRENENLERE BİLENLERE BİLDİKLERİNİ DİYENLERE

 

GÜNAYDIN :PAYLAŞ MANIN TADINI BİLENLERE PAYLA ŞIP   SEVİNENLERE

 

GÜNAYDIN :ACI SÖYLEYENLERE DİYENLERE

 

GÜNAYDIN :GÜLMEYİP GÜLDÜRENLERE GÜLDÜRÜP SEVİNDİRENLERE

 

 

UMARIM MUTLUSUNUZDUR.

 

UMARIM HERKEZ MUTLUDUR.

 

DİLERİM MUTLU OLMAYANLARDA EN KISA ZAMANDA MUTLU OLURLAR.

******************************************************************

 

Dostları Olmalı İnsanın

Dostları olmalı insanın,
Aynen gemilerin limanlari gibi
Zaman zaman uğradığın
Yükünü boşalttığın
Dalgalar dininceye kadar beklediğin koynunda

Sonra açık denizlere uğurlamalı seni,
Geri döneceğin günü bekleme umuduyla
Bazen rüzgara o açmalı yelkenini
Yanağına konan bir öpücüğün coşkusuyla
Halatlarını çözmeli
Seni çok ama çok özlemeli

Dostları olmalı insanın,
Ermiş, bilge, hayatı ezbere okuyabilen
Düşünmediklerini düşündüren
Seni bir cambaz ipinde güvenle tutabilen
Gerektiginde senin için ateşi yutabilen
Yolunu ısıtan ustan olmalı,
Şekillendirmeyi öğretmeli hayatın çömleğini
Sana verebilmeli soğuk bir kış gününde
Üzerindeki tek gömleğini.

Yukarı
Halil Yaz Liste gör
Yazar


Halil Yaz
Yaş: 74
Katılım: 30/Tem/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 56
Direct Link To This Post Tarih: 03/Eyl/2007 saat 21:47

Sektör helal, şerait fuhuş

Mine KIRIKKANAT



Türkiye'deki tatil sektörünün tarih faktörünü "yatak sayısıyla" yendiği turistik bölgelerimiz arasında, en yataklı olmasa da yatarlılık bakımından "Bedroom" diye anılan yarımadamız, muazzam bir misafir ağırladı bu yaz.

Temmuz ayının son haftası bir gece, Bedroom havaalanına konan Boeing 767'den 5 adet entarili bedevi indi. Bedevilerin efendisi, kule gördü mü dubara sallayan "mahdum"dan başkası değildi.

Bedroom'a gizlice geliyorlardı, zaten kimliklerini jandarmaya bildirmeyen çok yıldızlı otelin başı sonradan derde girecek, jandarmaya "vallahi habersiz geldiler, habersiz gittiler, biz de tam size bildirecektik ki, siz bilmişsiniz.. ." açıklamasıyla durum kurtarılacaktı .

Oysa şeyh mahdum ve dubaracı tayfasının Bedroom'u teşrifi yalnız çok yıldızlı otelin çok Müslüman sahibi tarafından bilinmiyor, Filipinli sauna ve Rusya'daki fuhuş sektörü tarafından da yakından takip ediliyordu.

Bedroom'a sabah inen özel uçakla Rusya'dan taze taze getirilen ve zaten hepsinin 20 yaş altı olmaları şart koşulan 40 adet nataşa, otele çoktan teslim edilmişlerdi.

Keza 20 adet Filipinli masöz (masajcının dişisine denir) de tedarik edilmişti.

***




Çok yıldızlı otelin çok Müslüman sahibi, tabii ki en şaşaalı villaları ile karaya köprüyle bağlanan küçük adayı, dubaracı mahdum ve dört seyisine tahsisle, bu özel ziyaretin mahremiyetini de sağlamıştı!

Otelin, sayıları bine yakın diğer müşterilerine kapatılan ada, VIP bedevileri beklerken şöyle bir manzara arzediyordu:

Ahşap kaplı adacıktan denize uzatılan kerevetler ışıklandırılmış, üzerlerine yerleştirilen masaj masalarının başında Filipinli masözler dikiliyordu.

Oraya buraya serpiştirilen mangal ve kebap tertibatlarında kuzu, koyun, inek, geyik, Allah'ın "haram" demediği ne kadar dört ayaklı varsa döne çevrile pişiriliyor, orta yere de 60 kişilik bir masa kurulmuş, konukları bekliyordu.

Köşe büfeleri gibi oraya buraya serpiştirilen 40 adet "körpe" nataşa, ellerine tutuşturulan şampanya kadehleriyle saatlerden beri ayakta durmaktan yorgun düşmüşlerdi ki...

Gece 11'de dubara mahdum ve dört seyisi, beyaz entarileriyle avdet etti. O dönerden bir lokma, bu kebaptan bir parça tadaraktan orta masaya ilerlediler ve oturdular. Nataşalar da yanlarına oturunca, 60 kişilik masanın 15 koltuğu boş kaldı.

Mahdum boşluktan hoşlanmazdı. Filipinli masözlerden 15 adedi de masaya buyur edildi ve sefa başladı.

Şeyh mahdum ve dört emiri, o gece o adada yediler, çaktırmadan içtiler, hatta bol bol burun 'çektiler', beyaz yeldirmelerini uçura uçura nataşalarla dans ettiler, yorgunlukları nı masaj masalarında attılar.

Gecenin bir saatinde, nataşaları da yanlarına alıp villa süitlerine çekildiler.

***




Ertesi sabah bir yat, beş bedevi ve 40 nataşayı güvertesine alarak, Akdeniz'in enginlerine açıldı. Ancak bir nataşanın o sabah "adet gördüğü" anlaşılınca, yat alelacele Göcek'e döndü, "murdar mal" karaya bırakıldı ve Arap şeyhinin günlük zina turuna 39 tazeyle devam edildi.

Yat, otelin rıhtımına akşam döndü. Mahdum, hizmetinden çok memnun kaldığı çok Müslüman sahibiyle çok yıldızlı oteli gezerken, "Bize kaç kişi hizmet etti?" diye sordurdu seyisine. "100 personel" denince küçümsedi. "Burada kaç kişi çalışıyor?" diye sordurdu bu kez. Cevap, "500!" olarak gelince şanına yaraşan "bahşiş" emrini verdi. Seyisi, yanında taşıdığı çanta irisi bavuldan vakumlanmış (evet, vakumlanmış!) bir dolar paketi çıkarıp verdi.

İçinde, açılınca genleşen 250 bin dolar vardı. Otel yönetimi tarafından 500 personele, tabii ki "liyakat" esas alınarak, kademeli ölçülerde dağıtıldı.

Ve mahdum ile dört emiri, Boeing 767'lerine binip havalandılar Türkiye'den.

1001 gece masalları nerdeee?.. Arap şeyhinin 120 personelin seferber, 40 nataşanın sefertası olduğu fuhuş seferi, hepi topu bir gün bir gece sürmüştü.

Ama Bedroom Bedroom olalı, ne böyle "helal zina" gördü, ne de helalinden böyle bahşiş!

Yukarı
Halil Yaz Liste gör
Yazar


Halil Yaz
Yaş: 74
Katılım: 30/Tem/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 56
Direct Link To This Post Tarih: 04/Eyl/2007 saat 22:29

Avrupa'yı Asya'ya bağlayan "1. Boğaziçi Köprüsü"nün temeli Beylerbeyi ayakları şantiyesinde; 20 Şubat 1970'de törenle atıldı. Kabataş ve Kadıköy'den kalkan 2 adet şehirhatları vapuru, davetlileri taşıyarak tören alanına getirdi. 21 pare top atışıyla çalışmalar başladı...
20 Şubat 1970: Temel atma töreni (Beylerbeyi)



Mart 1970'de Ortaköy ayaklarının kazısı başladı. Hemen ardından da Beylerbeyi ayaklarının kazısı başladı.



4 Ağustos 1971: Kule montajı

Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x485 ve 108KB ) Buraya Tıklayın


17 Ağustos 1971: Kule montajı



Ortaköy kulesinin inşaatı
Mayıs 1971'de Ortaköy çelik kulelerinin montajına başlandı. Beylerbeyi kulelerinin montajına ise Temmuz 1971'de başlandı. 1972'nin Ocak ayında her iki çelik kule de yükseldi




Dikey kulelerin birbirleriyle yatay olarak bağlanması
Kuleler tamamlanınca Ortaköy'den Beylerbeyi'ne kadar denizin yüzeyine, birbirine paralel; 2 adet kılavuz halat serildi ve bunlar kulelerden aynı anda çekilerek, ilk birleşim sağlandı (Ocak 1972)



Taşıyıcı çelik halatların çekimi

Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x426 ve 70KB ) Buraya Tıklayın


Ardından, tellerin gerilim ve büküm işlemleri 10 Haziran 1972'de başladı ve köprünün açılışına kadar sürdü.
İtalya ve İngiltere'de hazırlanan, içi boş kutular şeklindeki 60 adet tabliyeyi oluşturacak olan paneller, demonte vaziyette denizyoluyla getirilerek, Göksu birleştirme şantiyesine bırakıldı ve burada montajları yapılmaya başlandı...

Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x305 ve 29KB ) Buraya Tıklayın


Tabliyeler; Köprü'nün üzerindeki trafik akışını sağlayacak olan yolu oluşturan, içleri boş ve her iki uçlarındaki dikey taşıyıcı halatlar yardımıyla, kulelerdeki gerili çelik halatlara salıncak gibi asılan ve birbirlerine lego oyuncakları gibi bağlanan, rijitleştirilmiş taşıyıcı bloklardı.


21 Şubat 1972: Kılavuz halatlar çekili

Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x488 ve 60KB ) Buraya Tıklayın


Kuleler (henüz tabliyesiz)

Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x445 ve 52KB ) Buraya Tıklayın


Kulelerden birinin içi



Tabliyelerin orta kesimden başlayan montajı

Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x298 ve 42KB ) Buraya Tıklayın


26 Mart 1973'de son tabliye de montajlandı. Ardından 60 adet tabliye birbirine kaynaklandı. Böylece, ilk kez yürüyerek Asya'dan Avrupa'ya geçildi...
26 Mart 1973: Son Tabliye denizden montaja getirilirken

Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x374 ve 46KB ) Buraya Tıklayın


26 Mart 1973: Son Tabliyenin Montajı tamamlanmak üzere

Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x582 ve 77KB ) Buraya Tıklayın


Köprü üzerinde kauçuk menşeili asfaltlama




Kulelerin altındaki geçiş noktalarına, köprüdeki genleşmeye uyum sağlaması amacıyla dönen-levhalar (rolling leaf) monte edildi.
23 Temmuz 1973: Rolling leafların montajı

Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x460 ve 84KB ) Buraya Tıklayın


Yaklaşım viyadüklerinin inşasına (Ortaköy ve Beylerbeyi üzerinden geçen) Şubat 1973'de başladı ve Mayıs 1973'de bitirildi.
Yaklaşım viyadüğü inşaatı

Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x487 ve 117KB ) Buraya Tıklayın


Ortaköy Yaklaşım viyadüğü inşaatı (Lido'nun yanı)

Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x509 ve 107KB ) Buraya Tıklayın


20 Temmuz 1973: Yaklaşım viyadüğü inşası

Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x453 ve 67KB ) Buraya Tıklayın


8 Haziran 1973'de ilk defa araçla geçiş tecrübesi yapıldı.
Yaklaşım viyadüğü inşaatı

Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x501 ve 75KB ) Buraya Tıklayın


(Bu arada; 15 Mart 1974'de Çevreyolu'nun önemli geçişlerinden olan; Haliç Köprüsü'nün iki yakası birleştirildi ve yaya olarak geçildi. 10 Eylül 1974'de de Haliç Köprüsü açıldı).

Haliç Köprüsü'nün inşaatı (henüz bitirilmiş ve Çevre yolunun bağlantısı tamamlanmış) 1973 sonları)

Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x411 ve 49KB ) Buraya Tıklayın


Tüm çalışmalar tamamlandı ve köprü açılışa hazırlandı...İnşaat bitmek üzere

Ve Köprü 30 Ekim 1973'de törenle açıldı... (Cumhuriyet'in 50. Yıldönümü)

Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x422 ve 63KB ) Buraya Tıklayın


Açılış sabahı

Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x441 ve 60KB ) Buraya Tıklayın


30 Ekim 1973-Açılış Günü Hazırlıkları-Mobil Şeref Tribünü Araçları gidiyorlar.

Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x405 ve 58KB ) Buraya Tıklayın


Açılış töreni. Yeni alınan Büssingler misafirleri getirmişler ve beklemedeler...
Köprünün açıldığı gün halk o kadar yoğun bir ilgi gösterdi ki, onbinlerce kişi aynı anda köprünün üzerinde Asya'dan Avrupa yakasına doğru ve bir süre sonra da her iki yakaya doğru karşılıklı yürümeye başladı (Köprüyü ertesi günü çalacaklar (!) ya, onun endişesi herhalde, "Aman köprünün başına bir şey gelmeden, bir an önce ben de üzerinden bir kere geçeyim bari" psikolojisi). Açılış şerefine araç yolundan da yayalara yürüme izni verilince, köprünün üzerinde yaya adımlarının çokluğu ve bu yoğunluğun homojen olarak köprünün tüm yüzeyine yayılması sonunda rezonans artışı had safhaya girerek, köprü salıncak gibi sallanmaya başlayınca, daha ilk günden köprümüz çökmesin korkusuyla, derhal yaya geçişine son verildiğini gazeteler günlerce yazdılar...(Gerçekten de lastik tekerlekli araçların geçişleri yerine onbinlerce adımın aynı anda zemine yaptığı darbesel etki, lastik tekerlekten çok daha fazla tehlikeye yol açar, salınım artmaya başlayınca da bunun sönümlenmesi oldukça zordur, hızla sallanan salıncağın uzun süre sonra yavaşlayarak durması gibi)... Hatta gazetelerde şu örnek verilmişti: "Köprüden arka arkaya tanklar geçse o derece risk oluşturmaz ama, bir tabur asker uygun adımla köprüyü geçmeye çalışırsa, bu daha büyük tehlikedir." Ayakların aynı anda yere vurması yüzünden...

30 Ekim 1973: Tören Alanı-Yayaların yürüyüşü Başladı...

Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x428 ve 67KB ) Buraya Tıklayın


30 Ekim 1973: Yoğun Yaya Geçişi

Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x361 ve 61KB ) Buraya Tıklayın


İlk 24 saat içinde; 28.126 motorlu araç köprüden geçti. Bu rakam; 402 araba vapurunun taşıyacağı araç adedine eşitti. Köprü 440 milyon liraya maloldu.

Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x405 ve 56KB ) Buraya Tıklayın


Köprünün açıldığı hafta
Köprüden yayalara (iki kenardaki yaya yollarından geçmeleri şartıyla) geçiş; 2 Mayıs 1974'de verildi (Geçiş ücreti 1 lira). Köprünün taşıyıcı ayaklarının (daha doğrusu kulelerinin) dördünde de yayaları yukarıya taşıyan dev asansörler mevcuttu ve yayalar bunları kullanarak köprüye çıkarlar, yürüyerek karşıya geçince de, yine buradaki kulelerin asansörlerini kullanarak aşağıya inerlerdi. Ancak köprüden aşağıya atlayanların sayısının artması yüzünden birkaç yıl sonra yayalara yasak geldi

Orjinal Boyutunda Açmak İçin ( 650x428 ve 52KB ) Buraya Tıklayın
Yukarı
 Cevapla Cevapla Sayfa  <1 34567 184>


Forum Kısayol Forum İzinleri Liste gör

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums® version 9.50
Copyright ©2001-2008 Web Wiz

Bu sayfa 0,563 saniyede hazırlanmıştır