eskisehirspor.com Giriş Sayfası
Forum Forum > Diğer > Sohbet / Eğlence / Diğer Konular
  Aktif Konular Aktif Konular
  FAQ FAQ  Forum Arama   Takvim   Kayıt Kayıt  Giriş Giriş

Konu KapalıHalil YAZ" Sondan Okuyunuz"

 Cevapla Cevapla Sayfa  123 184>
Yazar
Mesaj Ters sıralama
  Konu Ara Konu Ara  Konu seçenekleri Konu seçenekleri
BLoodY Liste gör
Admin


Mehmet Öztürk
Yaş: 52
Katılım: 28/Tem/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 873
Direct Link To This Post Konu: Halil YAZ" Sondan Okuyunuz"
    Tarih: 01/Haz/2011 saat 09:25
Barbaros Bey, uyarıya ragmen devam etmiş oldugunuz gorunmekte. konu kilitlenmis (kaldırılacak) ve şahsi uyarınız, hanenize eklenmiştir.
Yukarı
Bilgin Liste gör
Yazar


İlker Bilgin
Yaş: 56
Katılım: 30/Haz/2010
Yer: Eskişehir
Online Durum: Offline
Mesajlar: 94
Direct Link To This Post Tarih: 01/Haz/2011 saat 08:29
Alıntı yapılan Barbaros

Yarışma günü geldi. Bütün hayvanlar, öküzün hayvanların en zekisi olduğunda anlaştılar.Kalan oylarda bölününce, %47 oyla en çok oyu ÖKÜZ aldı..ve Öküz Seçimi kazandı...


Siz, ne Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakan'ına ÖKÜZ, ne de ona oy veren 30 Milyon Türk Vatandaşı'na HAYVAN diyemezsiniz. Kendinize gelin.. Terbiyesizliğin lüzumu yok.. Yoksa size de B.K yakıştırması yapanlar olacaktır.


Kırmızı Şimşek Hey Hey Hey..
Yukarı
Bilgin Liste gör
Yazar


İlker Bilgin
Yaş: 56
Katılım: 30/Haz/2010
Yer: Eskişehir
Online Durum: Offline
Mesajlar: 94
Direct Link To This Post Tarih: 01/Haz/2011 saat 08:18
Alıntı yapılan Barbaros

Siyasetin ülke gündeminde olduğu zamanda güncel konuya duyarsız kalınmaz ki,seçimden sonra tekrar konuların hakim olacağı zamanda gelecektir.Şurada az bir zaman kaldı.Daha çok arkadaşın okumak istedikleri konular şu sıralar siyaset oluyor.Selam ve sevgiler.


Her partiye eşit davranın o zaman.. Bu forumda her kesimden insanlar olduğunu düşünürsek; sizin tek taraflı, sadece bir parti ve bu Ülkenin Başbakanı'na hakaret ve aşağılayıcı yazılarınız ve yorumlarınız, siyasi görüşü ne olursa olsun insanları rahatsız ediyor.. Yaşınıza hürmeten, sizin gibi daha ağır konuşmak istemiyorum..

Unutmayın !!
Bu forum ne sizin gazeteniz, ne de köşeniz !!
Kırmızı Şimşek Hey Hey Hey..
Yukarı
Essfor Liste gör
Usta Yazar


bahadır
Yaş: 47
Katılım: 01/Ağu/2007
Yer: Turkiye
Online Durum: Offline
Mesajlar: 1885
Direct Link To This Post Tarih: 01/Haz/2011 saat 08:15
Halil Yaz yada Baraboros Bey ; Siyasi konuları tartışmak ayrı bir şey ancak siz yazdığını yada alıntı yaptığınız tüm konularda devamlı hükümeti hedef alıyorsunuz...Aziz Nesin'den alıntı,Yılmaz Özdil'den alıntı ,neymiş öküz % 47 oy almış ......
Burası Eskişehirspor forumu ve siz kendinizi aynı tilki ve sansar misali uyanık zannederek devamlı bir giydirme derdindesiniz....
Lütfen kendinize geliniz,burası propaganda yeri değil,faydalı bilgiler yazacaksanız ve yüzümüzde az da olsa tebessüm sağlayacaksanız saygım sonsuz....
Esesliyiz çok şükür...
Yukarı
Barbaros Liste gör
Usta Yazar


Halil Yaz
Yaş: 75
Katılım: 16/Eyl/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 1582
Direct Link To This Post Tarih: 01/Haz/2011 saat 00:20
Siyasetin ülke gündeminde olduğu zamanda güncel konuya duyarsız kalınmaz ki,seçimden sonra tekrar konuların hakim olacağı zamanda gelecektir.Şurada az bir zaman kaldı.Daha çok arkadaşın okumak istedikleri konular şu sıralar siyaset oluyor.Selam ve sevgiler.
Yukarı
Barbaros Liste gör
Usta Yazar


Halil Yaz
Yaş: 75
Katılım: 16/Eyl/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 1582
Direct Link To This Post Tarih: 01/Haz/2011 saat 00:17

ÖKÜZ'den Sayın BAŞKAN'a Geçiş:


 Hayvanlar, kendi aralarında, en zeki hayvan yarışması düzenlemişlerdi.  Ama hepsi de yarışmanın birinciliğine iki güçlü aday olduğunu bilmekteydi; bu adaylardan biri tilki, biri de sansardı. Kurnazlıkta, zekada, bu ikisine üstün başka hiçbir hayvan yoktu. Bu yarışmayı ya biri, ya öbürü kazanacaktı.

    En zeki hayvan yarışmasının yapılacağı gün yaklaştıkça, yarışma birinciliğine iki güçlü aday olan sansarla tilki arasında korkunç bir rekabet başlamıştı. Bu iki zeki hayvan birbirlerine düşman olmuşlardı. Sansar tilkinin, tilki de sansarın kazanmaması için, elinden geleni yapıyordu.

  Sansar, - Tek tilki kazanmasın da, zarar yok, ben de kazanmamaya razıyım... diyordu.
  Tilki de, - Tek sansar kazanmasın da, kim kazanırsa kazansın... diyordu.

    Durum bu denli düşmanlığa varınca, Sansarla Tilki, en zeki hayvan yarışmasının birinciliği için başka bir aday aramaya başladılar. Öyle bir hayvan bulmalıydılar ki, zeka konusunda kendileriyle yarışa çıkamasın, onlara bir zararı olmasın, yani hayvanların en aptalı olsun. Araya araya buldular bu hayvanı: Öküz...

    Bir sabah sansar, yemyeşil bir çayırlıkta otlamakta olan öküzün yanına gidip,
    - Merhaba öküz kardeş, diye söze başladıktan sonra, öküzün zekasını övmeye başladı.

    Öküz büyük bir alçakgönüllülükle gülümseyerek,    - Benimle alay mı ediyorsun sansar kardeş? dedi.

    Sansar,    - Ne diye alay edecekmişim, dedi, hayvanların en zekisiyle alay etmek haddime mi kalmış...
 Sansar, öküzü hayvanların en zekisi olduğuna inandırmak için diller döktü. Bununla da yetinmeyip öbür hayvanları da, öküzün en zeki hayvan olduğuna inandırmaya çalıştı.

 Sansardan sonra çayırda otlayan öküzün yanına tilki gitti. Kendisine bön bön bakan öküze,    - Ah öküz kardeş, dedi, gözlerinden zeka kıvılcımları çıkıyor.
 Öküz,    - Ben her ne kadar öküzsem de sandığın kadar da öküz değilim, kendimi bilirim, dedi.

  Tilki, - İnan olsun öküz kardeş, dedi, senin o zeka kıvılcımları çakan pırıl pırıl gözlerine bakarken, ipnotize olup kendimden geçiyorum. En zeki hayvan yarışmasının rakipsiz tek adayı sensin.

  Tilki, öküzün zekasını tanıtmak için, can düşmanı sansardan daha büyük bir reklam kampanyasına girişti.
 Hayvanlar, öküzün zeki olmadığını, yarışmayı kesinlikle kazanamayacağı nı elbet biliyorlardı. Ama sansarla tilkinin, kendilerinden baskın çıkıp en zeki hayvan seçilmemesi için, öküzün zeki olduğu yalanına inanmadıkları halde inanmış göründüler. Birbirlerine öküzün ne büyük zekası olduğunu ballandıra ballandıra anlatmaya başladılar.

    - Aman zürafa kardeş, bizim öküz yok mu, ben onun kadar zeki hayvan görmedim...
    - Hiç bilmez olur muyum, devekuşu kardeş, öküz benden bile zekidir. Sen ne dersin leylek kardeş?
    - En zeki hayvan yarışmasında ben oyumu, gözümü kırpmadan öküze vereceğim. Dağlar, taşlar, ormanlar, çöller, kayalar, dereler, hayvanların öküz övgüleriyle yankılanıyordu:
    - Hayvanların en zekisi öküzdüüüür!
    - Öküzden daha zeki hayvan yoktuuuur!
    - Bizim en zekimiz öküüüüz!

    Bütün hayvanların bu yoğun propagandası karşısında öküz de yavaş yavaş, gerçekten hayvanların en zekisi olduğuna inanmaya başlamıştı. Kendi kendine şöyle diyordu:
    - Çakal, sansar, tilki, bütün hayvanlar söylüyor, hayvanların en zekisi benmişim. Hepsi de aldanmıyor ya, öyleyse dedikleri doğru...

  Yarışma günü geldi. Bütün hayvanlar, öküzün hayvanların en zekisi olduğunda anlaştılar.Kalan oylarda bölününce, %47 oyla en çok oyu ÖKÜZ aldı..ve Öküz Seçimi kazandı...

Böylece öküzün hayvanlar toplumundaki yeri, işi, görevi, düzeyi, yükselmiş oldu. Öküz artık kasıla kasıla yürüyor, şişine şişine böğürüyor, yayıla yayıla kuyruk sallıyordu..

    Gel zaman, git zaman... Hayvanlar arasında, çiftesi en pek hayvan yarışması yapılacaktı. Hiç kuşkusuz, çiftesi en pek hayvan, ya At yada Katırdı.   
   
    Yarışma günü geldi. Bütün hayvanlar, öküzün çiftesi en güçlü olduğunda birlik gösterdiler.. Böylece en zeki hayvan olan öküzün çiftesi en güçlü hayvan olarak da hayvanlar toplumundaki yeri, işi, görevi, düzeyi daha da yükseldi.

    Gel zaman, git zaman... Hayvanlar arasında hızlı koşma yarışı yapılacaktı.
    Hızlı koşmada en amansız rakip olan tavşanla tazı, yarışma günü yaklaştıkça birbirlerine can düşmanı olmuşlardı

    Yarışma günü gelip çattı. Bütün hayvanlar koşmaya başladılar. Hızlı koşabilenler, rakipleri birinci olmasın diye birbirlerini çelmelediklerinden, önleyip engellediklerinden düşüp devriliyorlardı . Hepsi de, içlerinde en yavaş koşan öküzün birinci gelmesini istiyorlardı, ona yol veriyorlardı. ..

 Bunun sonunda öküz birinci oldu.

    En zeki, en çiftesi pek, en hızlı koşan hayvan seçildiğinden, öküzün hayvanlar toplumundaki yeri, düzeyi, işi, görevi daha da yükselmişti. Öküzün burnu büyümüştü, yanına varılmıyordu artık.

    Gel zaman, git zaman... En yakışıklı hayvan seçimi yapılacaktı. hepsi de en güzel hayvanın dağ keçisiyle geyik olduğunu da biliyorlar, bu iki güzel hayvanı kıskanıyorlardı . Tek onlar birinci seçilmesin de, isterse öküz en yakışıklı, en güzel hayvan seçilsin...

    Öbür hayvanlar da, yalan olduğunu bildikleri halde öküzün en yakışıklıları olduğuna inanmış görünmeye başlamışlardı.

 Seçim günü geldi. Bütün hayvanlar oylarını öküze verdiler. Böylece öküz en yakışıklı, en güzel hayvan seçildi. Bu seçimden hayvanların en güzeli, en yakışıklısı olan geyikle dağ keçisi bile memnundu.

    Gel zaman, git zaman... Hayvanlar arasında en yırtıcı olanı seçilecekti. İki aday vardı, biri kurt, biri de kuş..

    Kartal, yatıp geviş getirmekte olan öküzün yanına gitti:
    - Sayın öküz, dedi, akılsız kurt, kendisini senden daha yırtıcı sanıyor.

 Öküz,  - Ben hiç yırtıcı değilimdir, dedi, çünkü ot yerim.

    - Yooo, hiç alçakgönüllülük göstermeyin boşuna... Siz kurda göre çok daha yırtıcısınız.
    Az sonra da yanına gelen kurt, öküze,   - Dünyanın en yırtıcı hayvanını selamlarım... dedi.

  Öküz,  - Yanılıyorsun kurt kardeş, dedi, evet ben en zeki hayvanım. Evet, en çiftesi pek hayvan benim. Evet, en hızlı koşan hayvan benim. En yakışıklı hayvan da benim. Ama en yırtıcı değilim. Sen benden çok daha yırtıcısın.

    - Hayır, hayır... İstersen sen benden üstün olabilirsin yırtıcılıkta...

    Seçim günü gelip çattı. Öküz, hayvanların oybirliğiyle en yırtıcı hayvan seçildi.

Bu birincilikten sonra, hayvanlar toplumundaki yeri, işi, düzeyi daha da yükseldi.

    Gel zaman, git zaman... Hayvanların en düşünür olanı seçilecekti. Elbette bu yarışmada en güçlü iki aday kazla hindiydi. Her zaman olduğu gibi, bu iki güçlü aday birbirlerine düşünce, yine öküz en düşünür hayvan seçildi.

    En koruyucu hayvan seçimi yapılacaktı. Elbette hak, çoban köpeğiyle kurt köpeğinden birinindi. Ama en koruyucu hayvan seçiminde çoban köpeğiyle kurt köpeği bile oylarını öküze vermişlerdi.

Öküzün,   - Ben kendimi bile koruyamam... demesi, seçilmesini önlemedi. Ama seçimden sonra, öküz de kendisinin en koruyucu hayvan olduğuna inanıp böğürerek, köpek taklidi yapıp havlamaya çalıştı.

   En büyük hayvan seçimi yapılacaktı. Ya fil, ya deve kazanacaktı yarışmayı. Ama karınca bile kendini hayvanların en büyüğü sandığından, fille deveyi büyüklükte çekemiyor, başka bir hayvanın birinci olmasını istiyordu.

 Fille deveye gelince, onlar da birbirlerine düşmüşlerdi. Seçim yapıldı. Çok demokratik bir seçim olmuştu. Öküz, seçimi kazanmış, hayvanların en büyüğü seçilmişti.

  Artık böbürlenmesinden, öküzün yanına varılamıyordu.

  
    Gel zaman, git zaman... Hayvanlara yeni bir başkan seçilecekti. Oldum bittim hayvanların başkanı elbet Aslandı. Yine bir Aslanın başkan seçileceğine hiç kuşku yoktu. Ama ne var ki, Kaplan da başkanlığa adaylığını koymuştu.

Aslan ve Kaplan,
    - Ne o, ne ben! demeye başladı.
   
    Bütün hayvanlar, hak etmediklerini, layık olmadıklarını bile bile hayvanların başkanı olmak istiyorlardı. Her başarılı, her güçlü kıskanıldığından, onlar da Aslanla Kaplanı çekemiyor, kıskanıyorlardı .

 İşte böyle böyle hayvanların başkanlığına öküz aday gösterildi. Çünkü hayvanlar, inanmadan öküzü en zekileri seçmişler, ama sonra sonra inanmaya başlamışlardı. Öküzü, yalan olduğunu bile bile, en güzel hayvan seçmişler, sonradan bu seçim resmileşince kendi yalanlarına inanmaya başlamışlardı...


 E böyle olunca, en zeki, en çiftesi pek, en hızlı koşan, en yakışıklı, en yırtıcı, en düşünür, en iyi koruyan, en büyük,hayvan olan öküz, neden hayvanların başkanı olmasındı?

    İşte böylece seçim zamanı gelince, bütün hayvanların oybirliğiyle öküz başkan seçildi.

Başkan öküz, kendini gerçekten başkan sanarak başkan gibi davranmaya başlayınca, hayvanlar da bu davranışı karşısında onu gerçekten başkan sanmaya başladılar.

  Hayvanların tarihini yazan gergedan, çağını yazdığı tarih kitabına bu olayı şöyle yazdı:

    "Filler tepişir olan Otlara olur... Öyle zaman gelir, güçlüler birbirine girer, arada öküz bile başkan olur."Aziz NESİN'den Alıntı..

Yukarı
esesozgur Liste gör
Usta Yazar


ozgur
Yaş: 40
Katılım: 17/Eyl/2007
Yer: Lİ
Online Durum: Offline
Mesajlar: 2773
Direct Link To This Post Tarih: 31/May/2011 saat 14:41

Tam ben diyecektim ama lafı ağımdan almışssın mehmet abi.

Ne güzel 2011 seçim başlığı unutuldu diyordum bu sefer halil abi körüklemeye başladı.
Hayatta 2 şeye güvenirim;biri aynaya baktığımda gördüğüme diğeri yukarı baktığımda göremediğime..
Sagopa
Yukarı
BLoodY Liste gör
Admin


Mehmet Öztürk
Yaş: 52
Katılım: 28/Tem/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 873
Direct Link To This Post Tarih: 31/May/2011 saat 13:43
maalesef, bu başlık da siyasete dönmüş.
ben halbuki burasının fikra, komedi, sohbet bolumu oldugunu saniyordum.
siyasi icerikli yazilar devam ederse gereken yapilacaktir.
Yukarı
Barbaros Liste gör
Usta Yazar


Halil Yaz
Yaş: 75
Katılım: 16/Eyl/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 1582
Direct Link To This Post Tarih: 31/May/2011 saat 12:52

Küçük Türkiye, Haiti
Melih Âşık, Haluk Şahin, Yazgülü Aldoğan, HaberTurk Gazetesi’nde Haiti’de olanları, dokuz yıl önce yazdığım “Bir Gün Gece” adlı romanı anımsatarak değerlendirdiler. Kendilerine etik duyarlılıkları kadar, “fikri takip” dikkatleri için teşekkür ederim.

Geleceğe bilim kurgu romanları üreten bir yazarın, dünyanın öbür ucunda doğrulanması, her romancıya nasip olmaz. Bir felaketle haklı çıktığım için sevinemiyorum. Çünkü hâlâ, bıkmadan, usanmadan, “Bir Gün Gece”yi yazmaktaki amacıma ulaşmaya, UYARMAYA çalışıyorum!

Türkiye’de bırakın önlerini görmeyi, arkalarına bile bakmayan güdük politikacılar için bir fırsattır asıl, Haiti örneklemesi. Ayılsınlar, silkinsinler, artık.

Çünkü...

Pakistan mı olacağız, İran mı derken, asıl büyük tehlike, Marmara bölgesini vuracak büyük bir deprem sonrası Haiti gibi olacağımız kesinlik kazandı.

Gözlerini kendi göbek deliğine dikmiş Türkiye’de o kadar çok cahil var ki, Haiti’yle Türkiye kıyas kabul etmez, Türkiye çok büyük ve zengin bir ülke, aynı felaket aynı sonuçları doğurmaz sanıyorlar. Haiti nerededir, bugün içinde boğulduğu felaket ve ABD’nin askeri anlamda işgalini doğuran yoksulluğa nasıl düşürülmüştür, bilmezler bile.

Oysa, Haiti’nin sonunu hazırlayan özelinde Amerikan, genelinde çokuluslu şirketlerin güdümündeki tarım, ithalat ve ihracat politikaları, bugün aynı egemenler tarafından Türkiye’ye uygulanıyor.
***


Tuhaf ama gerçek, Haiti’nin ekonomisini tepetaklak eden tarım ve hayvancılık politikası, Türkiye’de kuş gribi bahane edilerek köy tavukçuluğunun yok edilmesine benzer bir “domuz katliamı” süreciyle başladı. Haiti’de, 1980’li yıllara kadar topraklarının ekonomik ve ekolojik koşullarına uygun yerel bir domuz türü vardı. Siyah, küçük, dayanıklı ve ülkenin üretim fazlası mango meyveleriyle beslenen, serbest gezen, mango olmadığı zaman sahibinin yemek artıklarını yiyen bu masrafsız hayvan, tek başına bir ailenin geçimi, bizim köylünün dağ tepe otlanan “ineği” demekti.

1978 yılında, sanayi çapında ürettiği domuz fazlası elinde patlayan ABD, “domuz vebası” taşıyorlar bahanesiyle Haiti’deki küçük üreticilere itlaf ettikleri yerel domuz başına 2 ila 5 dolar ve yerine, daha verimli, daha ağır birer “beyaz” Amerikan domuzu vaat ettiler. 1978 ile 1982 arası, Haiti’deki tüm yerli domuzlar katledildi. Katil parası, elbette Haitili politikacıların cebine girdi, köylüye verilmedi. Ama 400 bin beyaz domuz, dağıtıldı kırsal alana. Ne var ki çok geçmeden, Amerikan domuzlarını beslemek ve yaşatmanın çok pahalı olduğu anlaşıldı. Mango ve artık yemiyor, mısırla besleniyor, mısırın içine antibiyotik katılması, hastalıklara karşı aşılanmaları gerekiyordu. Haydi, bu kez ABD’den aşı ve antibiyotik ithal etmek, “daha verimli” diye yerel mısırı bırakıp Amerikan mısırına geçmek, ithalatı ucuzlatmak için de “gümrük vergilerini kaldırmak” gerekti. Tabii politikacıları, komisyon zengini edilerek. Haiti’li küçük üreticiler, gümrük vergisiz bile pahalı aşıları beyaz domuzlara yapamadılar, antibiyotikleri yiyeceklerine katamadılar. Bir süre sonra 400 bin Amerikan domuzun tamamı telef oldu, Haitili üreticiler domuzların yemediği mango meyvesi üretim fazlasını ne yapacaklarını bilemediler. Başladılar ülkenin ormanlarını oluşturan mango ağaçlarını kesip odun kömürü yapmaya... Artık bir domuzları bile yoktu. Ayrıca mango ağaçlarının tuttuğu toprak erozyona uğramış, ekilir olmaktan çıkmıştı. Yoksulluk, kırsal alandan kente yoğun bir göç başlattı. İşsiz köylülerin oluşturduğu gecekondu nüfusu, yerleşik nüfusu aştı. İşsizlik ve yoksulluk talan çetelerini besledi, rüşvetçi hükümetler diktatörlüğe dönüştü, ama yolsuzluk hep sürdü.
***


Haiti, günümüzden sadece yirmi yıl önce, gıda ihtiyacının tamamını kendisi üreten bir ülkeydi. Deprem olduğunda ise gereksindiği temel gıda maddelerini başta pirinç, yüzde 80’ini ABD’den ithal ediyordu. Ektiği mısır, buğday gibi hububatın tamamı da çokuluslu şirketlerin GDO’lu tohumları...

Haiti, önce tarımı bitirilerek çökertildi. Adayı deprem yardımı bahanesiyle askeri anlamda işgal eden ABD, aslında başladığını bitiriyor.

Hâlâ bir benzerlik görmeyenler varsa, göz doktoruna gitsin!

Yukarı
Barbaros Liste gör
Usta Yazar


Halil Yaz
Yaş: 75
Katılım: 16/Eyl/2007
Yer: Turkey
Online Durum: Offline
Mesajlar: 1582
Direct Link To This Post Tarih: 30/May/2011 saat 23:41
Hayvanat Projesi
AKP proje açıklıyor.
Mimarlar itiraz ediyor.
Proje açıklanıyor.
Mühendisler itiraz ediyor.
Proje açıklanıyor.
Hukukçular itiraz ediyor.
*
Hayvanat projesi açıklandı…
Kimseden ses çıkmıyor.
*
Halbuki, üzerinde en çok kafa yorulması gereken projedir. Çünkü, bina dikersin,
yanlışsa, yıkarsın. Yol yaptın, olmadı,
düzeltirsin. Kanal açtın, uymadı, doldurursun.
*
Can bu…
*
Karakterleri var. Duyguları var. Gurbet travması yaşarlar. Ailesinden koparılıp getirilen hayvanların çoğu,kahreder, hayata küser, durup dururken ölür. Angus getirmeye benzemez.
*
Hayvanat bahçesi kurmak için “önce
insan” yetiştirmek gerekir. Beton binayla,
geniş kafeslerle, çitlerle filan olmaz… Sirk değil orası, ehlileştirmeyeceğiz. Ehil eller gerekir.
*
Bakın… Hayvanlar doğada yaşamanın getirdiği alışkanlıkla, hastalıklarını gizlerler. Çünkü,
yaban hayatında hasta olan, dışlanır. Bakıcılar ehil değilse, sıkıntısını anlayamazsın. Mesela, ayının dilini arısokar, fark etmezsen, koskoca hayvanı kıl kadar iğneden kaybedersin.
*
Veteriner anlar dersen, anlamaz. Veteriner, zürafadan anlar, kaplandan anlar. Ama, kaplan sadece kaplan,zürafa sadece zürafa değildir. Bireydir. Her birinin insan gibi ismi vardır.
Ve, her birinin özel bakıcısı vardır, halini bilir, tavrını bilir, dilinden anlar. Galiba Gaziantep hayvanat bahçesiydi, aslan bakıcısı senelik izne çıktı, o da bakıcı bu da bakıcı deyip, öbür
bakıcıyı verdiler, aslan bakıcıyı yedi…
Çocuklar içindir ama, çocuk oyuncağı değildir.
*
İzmir Doğal Yaşam Parkı’nda Serkan var, fillerimiz Begüm, Winner ve bebekleri İzmir’in bakıcısı… Babası Bahattin Öztanman, rahmetli Pak Bahadur’un 40 yıllık bakıcısıydı. Yıllar önce oğlunu yanına aldı, bilgisini aktardı, işi öğretti, huzur içinde emekli oldu. Biz de huzurluyuz… Bırak dillerinden anlamasını, öfkeli mi, neşelimi, ruh hallerini bile hisseder.
*
Önder Öztuğ, 15 yıllık tecrübe, ziraat mühendisidir ama, herkes onu inşaat mühendisi bilir… Parkın inşaatı sırasında, türler bazında, habitatlarına uygun barınakların oluşturulması için bizzat çalıştı. Oraya kaya koymaklazım, şu ağacı şuraya dikmeli gibi… Evlerinde mutlu olsunlar diye, kendi ailesine ev yapıyormuş gibi didindi. Diploma yetmez, empati ister.
*
Şaban Keleş, aslan kaplan,
9 yıldır orada, kedi besleyenlerin gidip
görmesini isterim, puma’yı insan evladı zannedersin, bakışarak anlaşırlar.
*
Eylem Arslan, o da ziraat mühendisi,
10 yıldır orada, hayvan mutfağının
aşçıbaşı… Ve, her gün 1.200 hayvan
oturuyor o sofraya… Mevsimlere göre,
diyet programları uyguluyor. Kalori,
tazelik, lezzet, dengeli beslenme…
Kızı Ekin’e yemek hazırlar gibi titizleniyor.
*
Zürafa, kahvaltıda 10 kilo dal, öğlen
30 kilo yonca, akşam 20 kilo meyve yiyor. Aslan, 6 bin kaloriye ihtiyacı var, bi gün
3 kilo kırmızı et, bi gün 3.5 kilo tavuk yiyor. Lemur var, kediye benzer maymun, monşerdir arkadaş, karışıkmeyve-sebzenin yanı sıra,
2 dilim ekmek, 1 tatlı kaşığı bal, 50 gram çerez yer, üstüne 1 bardak süt içer. Kuğu, buğday ve yumurta yeminin yanında yeşil salata yemezse olmaz. Tavus kuşu, kuğu mönüsü artı meyve salatası… Ayı, sabahları 18kilo meyve-sebze götürüyor, akşamları
18 kilo meyve-sebze götürüp, üstüne 4 kilo tavuk götürüyor; öğlenleri midesi kazındığında fıstık ceviz katkılımama veriliyor. Ceylan narin kızımız, yarım kilo yonca, yarım kilo meyve, yarım kilo dal yiyor, fit kalıyor.Pelikan’da
sıfır kolesterol, 1.5 kilo balık yiyor. Suaygırı,
15 kilo yem, 30 kilo yonca, 60 kilo ot yiyor, 160 kilo daha versen, onu da yer, formunu koruması için diyetuygulanıyor. Sırtlan, bi gün bi kilo kırmızı et, bi gün bi kilo tavuk, pazar günleri aç, doğası öyle, haftanın
üç günü kemik ziyafeti çekiyor. Fillerimiz,
üç öğünde, 150’şer kilo ot, yonca,
meyve-sebze, mısır koçanı, incirle doyuyor, ayrıca vitamin alıyor. Bebiş filimiz İzmir,
her gün 15 litre ana sütü içiyor, 6 öğün
2’şer litre mama yiyor, 110 kilo doğmuştu, 100 gün geçti, şu anda 150 kilo.
*
80 kişilik ekip bu… Bireysel tecrübe toplamları, 500 yılın üzerinde… Parkın danışmanı, Uludağ Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Profesör Doktor Nilüfer Aytuğ, Türkiye’nin bu alandaen önde gelen isimlerinden biri… Park Müdürü, veteriner hekim Hakan Öztürk, seyahate gidip döndüğünde,evinden önce parka gelir.
*
Ama biri var ki, biyolog, personel eğitim sorumlusu, Serkan Eğrilmez… Meslektaşı Yasemin’le evlendi Serkan…
Nikâh şekerleri fil şeklindeydi. Nikâh davetiyelerinde ise, “Bego” ve “Wino” isimli iki fil davet ediyordu konukları…
Bego, Begüm, Wino, Winner, yani şu bizim bebiş filimiz İzmir’in annesi ve babası… Hayatlarının en mutluanında, kendilerini İzmir Doğal Yaşam Parkı’nın filleriyle özdeşleştirmişti Serkan ile Yasemin.
*
Hayvanat bahçesi dediğin, beton bina, kafes, çit değildir… Budur.
Hayat tarzıdır. Aşktır.
*
Uzun lafın kısası, AKP’nin desteklediğim tek projesidir Ankara’ya hayvanat bahçesi… İzmir’e gıptaetmelerinden, daha iyisini yapmaya gayret etmelerinden mutluyum.
*
Ancak… İzmir’i örnek almaları, hayvan biriktirmeden önce, insan yetiştirmeleri şartıyla.
 
 
 
Şampanya Şişesindeki Zemzem Suyu

Şu sırada THY, O şampanya şişesinin içinde ne olsa iyi olur? arayışı içinde…

Çünkü uçaklarda tüm yolculara bedava dağıtılan derginin bir otel reklamında; garson elinde şampanya bardağı… Yanda buzluğun içinde duran şişe ise şampanya şişesi…

Buraya kadar hadi neyse…

Ama otelin camından Kabe-i Muazzama gözüküyor…

Anladığım kadarıyla Kabe manzaralı otel yapan şirketin reklamcısı bir fotoğraf vermiş bunlara, ama bunlar fotoğraftaki bardağı, şişeyi kesmeyi unutmuşlar, uçaklarda dergiyi Müslüman kardeşlerimize öyle dağıttılar…

Uçaklar iyi uçsun diye deve kesenler, şimdi iki şeye çare arıyorlar:

Bir; bardak şampanya bardağı değil…

Su bardağı

Şerbet bardağı

Zemzem suyu bardağı

Buna çare bulunabilirse, ikincisi şampanya şişesinin içindeki ne?..

Limonata…

Meyve suyu…

Ayran…

Ama ben hiç öyle renkli, ağzı mantarlı, buz kovasının içinde ve köpürdüğünde tutulsun diye peçeteye sarılı ayran şişesi görmedim…

Hadi şişede ayran var…

Bardak da zemzem suyu bardağı…

O garsonu ne yapacaksınız, adam barmen

THYde Cumhuriyet Gazetesi göremezsiniz…

Tıpkı demir ve deniz yollarında ve tüm kamu kuruluşlarında olduğu gibi…

Kütüphanelere bile Cumhuriyet’i sokmuyorlar…

Ama ne kadar dinci yandaş gazete varsa, onlardan on binlerce toptan alarak getirip koyuyorlar önünüze…

İsteseniz de istemeseniz de…

Şeriatçısı

Tarikatçısı

Ümmetçisi…

(Bu yüzden; baskılar ve yasaklar altında yaşamını sürdürmeye çalışan Cumhuriyetin size ihtiyacı var…)

Eden bulur…

Demek ki resmin orasını kesmeyi unuttular…

Kâbe-i Muazzama manzarasında şampanya meselesinde, hadi diyelim şampanya şişesinde ayran vardı, bardak da zaten zemzem suyubardağı…

Peki….

Müslümanlık adına bunca hokkabazlığın adı ne olsun?..

 
 
 
 
Anadolu yu Vermeyeceğiz
Anadolu’nun dört bir yanından geldiler…

Yürüyerek…

Her birisinde bin yürek…

Yanlarında develeri, kuzuları, köpekleri…

*

Dağdan inen dere adına…

Yayladaki toprak adına…

Ormanın ağacı…

Dağın karı…

Gölün sazı…

*

Cumhuriyet tarihimizin en büyük çevreci hareketi bu…

Trakya’dan, Karadeniz’den, Doğu’dan, Güneydoğu’dan, Toroslar’dan,Ege’den, Türkiye’nin dört bir ucundan başlayan ve haftalar süren yürüyüşün adı:

Anadoluyu vermeyeceğiz…

Amaçları çevre katliamını Ankara’ya anlatmaktı…

*

Ama Ankara’ya sokmadılar onları…

Gölbaşı girişinde polis yollarını kesti…

Bir tarlada bekliyorlar, etrafları sarılı…

*

Niçin?..

Çünkü yağmacı açısından sıra; Anadolunun deresini, ormanını, koyunu, dağını, yaylasını, suyunu, toprağını, altını, üstünü çalmaya gelmişti…

Talan çoktan başladı…

Bu yüzden zaten o yoldan; fırsatçılar, vurguncular, soyguncular, hırsızlar, hatta caniler, katiller geçip gidebiliyor da Ankara’ya… Ama Anadoluyu vermeyeceğiz diyen… Ve sadece suyunu, toprağını, havasını, yurdunu geri isteyen insanları sokmuyorlar…

Mülteciler gibi sürüldükleri bir tarlanın ortasındalar…

Etrafları sarılı…

*

Dün onları görmeye gittim…

Bana çay ikram ettiler…

Onlara canımı vermek istedim…

Yorgun ve uykusuzlar…

Çaresiz…

Ama kararları var:

Anadoluyu vermeyeceğiz…

BEKİR COŞKUN – 29.05.2011

Yukarı
 Cevapla Cevapla Sayfa  123 184>


Forum Kısayol Forum İzinleri Liste gör

Bulletin Board Software by Web Wiz Forums® version 9.50
Copyright ©2001-2008 Web Wiz

Bu sayfa 0,688 saniyede hazırlanmıştır